|
 |
Kod Adı: BAGOK
Adı Soyadı: SİNAN YILDIRIM
Doğum Tarihi-Yeri: 1984 / NUSAYBİN
Anne-Baba Adı: ŞAHİZE – YASİN
Katılım Tarihi: 1999 / MARDİN
Şahadet Tarihi:
30 KASIM ERUH
TORİK KÖYÜ |
 |
|
Geri
<<< |
>>> İleri
YALINLIĞA TAC OLMAK
Ben oldum olası yazmaktan kaçtım
ve halen de yazmaktan kaçıyorum. Hele hele kirletilmiş dünyanın
içinde olup da kirletilmemiş dünyanın günümüzde tükenen neslini
yeniden yaşatan yüce ruhlu, yüce duygulu insanlarını yazmak
çekindiğim, ürktüğüm bir gerçeklik olarak hep var oldu.
Bir de bu yüce ruhlu insanlarla bu kutsal dağlarda savaşa koşan
çocuk yaştaki kahramanları anlatmak ürkütür beni ürkütmüştür
beni hiçbir kalemin, hiç bir yazarın bu yüce ruhlu insanları
anlatabileceğine inanmıyorum o insanları anlatmak imkansızdır.
Onların sevinçlerini, acılarını, umutlarını, hayallerini
anlatmak, ancak devede kulak misali kalır. Ağaçta yaprak misali
olsa da ancak o insanları onların yoldaşları anlatabilir.
Aynı zamanda o insanları anlatmak biz yoldaşlarının bir borcu
olmaktadır. Bir borç bir vefa borcudur bizim ödememiz gereken.
Beni bu yazmaya iten temel neden bir nebze de olsa ödeyeceğimiz
vefa borcu, o kahramanları gelecek nesillere aktarma olanağını
tanıyacağı inancını taşımaktayım. Bundan dolayı olmasaydı eğer
bu kadar yazmaktan kaçmama rağmen yazmam imkansız olurdu.
Bagok arkadaşı anlatırken onun diliyle, onun yalınlığıyla, onun
saflığıyla onu anlatmayı bir zorunluluk olarak görmekteyim.
Bagok arkadaş 2003 baharında bana yazdığı bir şiirde şöyle
demekteydi:
…
Dağlar, hey dumanlı dağlar
Ne de çekici gelirsin insana
Sen
Senin o güzel vadilerin
O gizemli fosforlu sisin
Hele hele özgürlük yolunda
Sana kavuşmak
Ne de çekici gelir
Seninle
Senin bağrında
Çarpıcı yoldaşlıklarla
Yaşamak isterim
Yaşamak isterim sende
Çarpıcı yoldaşlıklarla birlikte
Buna kimse kelepçe vuramaz
Ey dağlar
Sınır tanımaz dağlar
Fosforlu sisinle birlikte
Güzel vadilerinde
Yoldaşça yaşamak isterim
Dolaşmak isterim bir kelebek misali
Hayat süslü çiçekli
bahçelerinde
Bir kelebeğin ömrü
Yedi gün yedi gece de olsa
Dolaşmak isterim yamaçlarında
Üstünde uzanıp
Hissederek tenimde rüzgarı
Dalarak yıldızların seyrine
Kavuşmak isterim sana
…
Diyordu Bagok arkadaş.
Gerçekten şiirinde yazdığı kadar dağlara sevdalıydı. Ve şiirinde
yazdığı gibi o bir kelebek ömrü kadar yaşadı. Şehit düştüğünde
daha 18 yaşındaydı. Ve şiiri kadar yalındı. O bir cam gibiydi.
Her şeyi gözler önündeydi ve o cam ardında alabildiğine
uzanıyordu sade dünyası. Ufuk olurdu, ötesi gizemsel kalırdı ve
seni çekerdi. O yalınlığa tac olacak biridir.
Yalınlığın sıradan bir görünüşü var. İlgi çekmez, fazla göze
batmaz. Alışık olduğumuz bir yüzdür yalınlık. En azından ilk
etapta öyle bir görünüşü var. Kolay kolay fark edilmez yalınlık.
Katıksızdır sadelik. Kendindendir, kendincedir. Saflığın
karışımı yoktur, hastır. Gizlisi saklısı yoktur, yine de
mistiktir. Ardı arkası gizemseldir. Fark edilmeyişi bundandır.
Fakat fark edildimiydi, bir daha vazgeçilmez olur. Bir tutku
olur. Hayat tadında, sevda tadında. Öyle bir tad ki, alırsın da
tadını, yine de varamazsın tadına. Hep kavuşmak erişebilmek
istersin. İnsan olan doyamaz saflığın, sadeliğin yalınğın
tadına.
Yalınlık kendi doğasında tüner yüreklere. Tüner de bir daha da
uçmaz. Uçsa da tünediği yerden, bir parçasını alır da götürür.
Sen vazgeçsen de ondan, onun alıp götürdüğü parçandan
vaçgeçemezsin. Senin yüreğinin bir parçasıdır alıp götürdüğü.
Senin bir parçandır. İşte sen, kendinden vazgeçemezsin. Sen
karmakarışıklaşmış olsan da, senin yalın yanın hep onda var
olur.
İnsanın kendisi çok karmaşıklaşmış bir yapı, çok renkli bir
gerçektir. Her birimiz bir çok yüzün bileşkesiyiz. Birçok ruhun,
birçok duygunun, birçok düşüncenin birlikte tek bedende var
oluşudur; bir arada bulunuşudur.
Kimi zaman görüntünün altındaki yüzümüz çok farklı olmaktadır.
İyi yürekliliğin altında yatan temel gerçek pragmatistlik
olabilmektedir. Ya da bir karışım durur ayrışmaz yüzümüz, bir
potada eritilmiş sanırız. Oysa herşey ayrıksı durur, ama kapalı
kutuda görünmez. Ya da aynanın yanıltıcı yüzünde ışınları
kırılır.
Kirletilmiş dünyada nesli tükenenler vardır. Bunlar her
birimizden birer parça taşırlardı. Her yüzden, her duygudan bir
parçamız var onlarda, ama onlardaki parçamız karışmamış hiçbir
şeye, olduğu gibi dururu yalındır. İstediğin an, istediğin
yönünü görürsün onların. Çünkü o hepimizin namuslu parçalarından
oluşan bütündür. Ama kendindedir, kendiyledir. O günahkar
bedenlerimizden kurtuluşa varan masum yanımızdır. Ve hepimizin
masum yüzünü kendi yalınlıklarında barındırır.
Bagok arkadaş günümüzde nesli tükenen bu insanlardan biriydi.
Onun sadeliğinde kendini tanımayan yoktu. Bu insanlar
bilgedirler, çocuk ruhlu bilgelerdirler. Onlar yüce ruhlu, yüce
duygulu, erdemli insanlardır. Biz onları anlamasak da, onlar her
sözlerinde, her gülümseyişlerinde kucaklarlar bizleri.
Biz onları bilmesek de, onları bizleri bilirler ve severler.
Sırf sevgi olsun diye değil, onlar sevginin kendisi
olduklarından dolayı severler. Onlar sevginin mayasıdırlar.
Bagok arkadaş yalın konuşuyordu. Dili sadeydi, olayları
çırılçıplak, hiçbir gizlemeye gerek duymadan anlatırdı.
98 yılında arkadaşlar çete olan köyleriyle ilişkiye geçmek için
Bagok, Dıjvar ve iki kişiyi daha koyunları otlatırken
yakalarlar. O iki kişi aynı zamanda Bagok arkadaşın dayılarının
oğullarıydılar. Bagok arkadaşın dayıları çeteleşmişlerdir.
Arkadaşlarla ilişkilenme yerine, düşmanı tercih ederler.
Operasyon çıkartırlar ve arkadaşlar çatışma esnasında daha sivil
elbise ile çocuk yaşta olan her iki dayısının oğlu şehit düşer.
Arkadaşlar Bagok ve Dıjvar arkadaşları yanlarına alarak Botan’a
getirirler. Bir yıl Botan’da kaldıktan sonra Kandil alanına
geçmişti. Dıjvar arkadaş Gabar’da kalarak, sonra şehit düşmüştü.
Bagok arkadaş bu arkadaşlara tapar düzeyde sadıktı. 2003 yazına
kadar Kandil alanında kaldı. Ben Bagok arkadaşı 2000’de YNK
savaşı sürecinde tanıdım. Daha gencecikti o zamanlar. Kuzeye
gidene kadar beraber kaldık. Yakından tanıdım onu. Bana hep
şehit düşen arkadaşlardan bahsederdi ve onlara layık olmak için
Kuzeye gideceğini söylerdi. Ve Kuzeye gitmek için defalarca
öneri yaptı. Kendisini dayattı. 2003 baharında Kuzeye gidecek
arkadaşlar rapor yazmışlardı. Bizim taburdan da yaklaşık 50
arkadaş rapor yazmıştı. Bunlardan biri de Bagok arkadaştı. Bagok
arkadaş kendisini her yönüyle Kuzeye hazırlamıştı. Adeta
kilitlenmişti Kuzeye gitmeye. Düzenlemeler yapıldığında toplam
on civarında arkadaş Kuzey için taburdan alındı. Tabi ki Bagok
arkadaş genç olduğundan dolayı gönderilmeyecekti. Düzenlemeler
okundu. Ve giden arkadaşlar için tören hazırlığına başlandı. Ben
Bagok arkadaşın sürekli yanıbaşımda kalabalığına alışmıştım.
Sözlerine, neşesine alışkındım. Eksikliğini hemen fark ettim.
Onu görmediğimden dolayı arkadaşlara sordum. Arkadaşlar
kızdığını ve koğuşa gittiğini söylediler. Ben onun daraldığını
anlamıştım. Hemen ardından koğuşa geldim, bir de ne göreyim,
Bagok arkadaş tıraş takımını indirmiş tıraş oluyor. O an anladım
niyetinin ne olduğunu ve takıldım, “Bagok arkadaş Allah aşkına
sen ne yapıyorsun? Bırak bu tıraş mıraş işini. Olmayan
sakallarını ne diye tıraş ediyorsun?” Bagok arkadaşın daha
sakalı çıkmamıştı, o çok gençti henüz.
Birden köpürdü, boğazı düğümlendi, ağlamaklı oldu. Ve bana
bakmadan konuştu. Küfür ediyordu, sakallarının olmayışına
hayıflanıyordu. “Sakalım olmadığı için siz beni Kuzeye
göndermiyorsunuz. Onun için ben de hergün tıraş olacağım, ta ki
sakalım çıkana kadar.”
Ondan sonra bir süre sürekli günlük tıraş oldu. Büyük
uğraşlardan sonra onu bu sevdadan vazgeçirebildim.
İşte Bagok arkadaş bu denli Kuzeye gitmek istiyordu. Ve genç
oluşundan dolayı kızıyordu. Bütün arkadaşlara çok saygılı
davranırdı. Herkes de onu çok severdi. Ondan rahatsız olan
insanı görmedim diyebilirim. Genç yaşına rağman oldukça
mertçeydi, harbi yönleri çoktu ve ben bu yüzden ona çok
takılırdım. Ama her zaman şaşırırdı. Çünkü genç yaşta saflara
katılan arkadaşları çoğu şımarır, ilgi beklerdi. Bagok arkadaşta
buna rastlamak mümkün değildi. İlgiden hoşlanmazdı, ama
sevildiğinin bilincindeydi. Bu onda şımarıklığı değil, saygıyı
geliştirmişti. Kendi ayakları üzerinde durmasını biliyordu.
Mertliği de bundan kaynaklanıyordu.
Çok kısa sürede örgütü anlamıştı. O bir örgüt adamı olacak
niteliğe kavuşturmuştu kendisini. Şakayı severdi, açık sözlüydü,
fakat ölçüyü de bilirdi.
Ben bu saflarda çok genç yoldaşla tanıştım, fakat Bagok arkadaş
kadar çok yönlü bir genci gördüğümü hatırmalıyorum.
Hangi işe koşarsa başarırdı, etkindi. Spora çok bağlıydı, iyi
futbol ve voleybol oynardı. Onun doğallığında bir insana
rastlayabileceğime pek inanmıyorum.
Bizim tabur olduğu gibi Kuzeye gitmek için düzenlendi. Siz o
zaman Bagok arkadaşın moralini, neşesini görecektiniz.
Coşkusunun önüne hiçbir güç geçemezdi. Hayallerine kavuşmuştu
artık.
Mükemmel bir insanda bulacağım herşeyi onda bulmak mümkündü. Ne
kadar yazarsam yazayım, hep eksik kalan yanaları olur. Hatta ben
yazdıkça, eksik kalan yanların arttığını hissediyorum. Bütün
anılarını anlatmak isterdim. Ama o anı yine anlatamıyor
yazdıklarım.
Ben taburdan ayrıldım. Ondan sonra yalnızca bir sefer Bagok
arkadaşı görebildim. Beni karargahta ziyarete geldi, oturup
konuştuk. O hep kavuşacağı Kuzey coğrafyası ve umutlarından
bahsetti. Vedalaşmadık, sadece hatır istedik. Hoşçakal,
görüşürüz dedik birbirimize. Onun şehit düşeceğine inanmıyordum.
İnanmak istemediğimden dolayı inanmıyordum. Hangi kahpe elin
kurşun sıkabileceğini görmüyordum. Kurşun işlemezdi ona. Ve ben
hep öyle sanırdım.
Ben Bagok arkadaşı hep sorardım. Gittiği gün görüşemedik,
yalnızca selamlarını aldım. Ve bu ondan aldığım son selam oldu.
Bagok arkadaş Botan’a giderken bölükleri Behdinan’dan geçmişti.
Bahoz arkadaş onu yanında tutmak istemişti. Göndermek
istememişti. Bagok arkadaş oturup ağlamıştı. Bahoz arkadaş
gitmesine razı olmuştu. Ondan sonra da hiçbir haber alamadım.
Ben kamelyanın önünde oturmuş bir yandan cigaramı çekerken, bir
yandan çayımı yudumluyordum. Ben araziye dalmıştım. Seyre
dalmıştım beyaz dağları ve yanıbaşımda duran ağaçları. Birden
Bagok arkadaş düştü aklıma. Geçen kışı beraber geçirmiştik.
Bütün ağaçları o kesmişti, kırmıştı kış boyunca. Belki de
bundandı o an aklıma düşüşü. Onun ağaçlara tırmanışı, bağırışı
ve onun çektiğim fotoğrafları, hepsi gözümün önünde duruyordu.
Birden ya şehit düşmüşse hissine kapıldım, stres bastı.
Bardağımı indirdim mangaya yol aldım. Hep o aklımdaydı. Gitmeden
önce bölük komutanı arkadaşla konuşmuştum. Bagok’a sahip çık,
yoksa ömür boyu seni affetmem demiştim. Bölük komutanı arkadaş
gülmüştü, şakayla “Ya ben senin gibi insana rastlamadım”
diyordu. “Ben savaşçıların komutanlarına bağlandığını çok gördüm
ama savaşçısına bağlanan komutana az rastlanır. Merak etme, bana
bir şey olmadan ona bir şey olmaz” dedi ve vedalaştık. Bu sözü
çok kişi bana söylemişti.
Gerçekten de ben Bagok arkadaşa bağlanmıştım. Onun yalınlığında
kendimi görmüştüm, herkesi görmüştüm.
Mangaya vardığımda arkadaşlar şehit düşen yoldaşların siciline
bakıyorlardı. Ben de elime aldım araştırdım. Şehit düşen birçok
yoldaşı tanıyordum. Her satır beni daha da zorluyordu. Fakat
hiçbiri Bagok arkadaşın şahadeti kadar beni sarsmadı. O anki
duygularımı anlatmam imkansız.
Üzüldüğümü görseydi, o daha da üzülürdü. Sanki vazgeçerdi
ölmekten. Yine yaşayacaktı, yine sarılacak, yine şakalaşacaktı.
Ben buradayım, üzüldün mü, özledin mi beni diyecekti. Sonra
kızacaktı beni böyle görseydi. Çünkü o inanan bir yoldaştı, bir
militandı.
En çok beni üzen iki şey vardı. İlki, o kadar bağlı olduğu,
kutsallık düzeyinde bağlandığı Kuzeye varmadan şehit düşmesiydi.
İkincisi, o kadar sakallarının çıkmasını istemesine rağmen
sakalları ayva tüyü iken şehit düştü.
O şahadetini bile bile Kuzeye gitmeyi seçti. Sanki biliyordu
şehit düşeceğini. Şiirinde öyle yazıyordu.
“Bir kelebeğin ömrü yedi gün yedi gece olsa da, dolaşmak isterim
yamaçlarında”
Bir pusuda şehit düştüğü yazılıyordu sicilinde. Nasıl oldu da o
an güneş karanlığa gömülmedi, dünya tersine dönmedi? Nasıl oldu
da yaşam sürmeye devam etti? Bir türlü anlayamıyorum. Ben bir
türlü onu bir daha göremeyeceğime inanmak istemesem de
gerçekleri değiştirme kudretine sahip olamadığımı da biliyorum.
Ama hazmetmek zor. Bir daha gülüşünü duymamak ölüm gelir bana.
Yarının gençleri seni anacak
Seni yaşayacak
Sen olacak
Sen olacağız
Seni hep var edeceğiz
Kahpeliğe inat
Sana söz, yalınlığa tac olan yoldaş.
Bir çocuktu
Çoban kılığında
Uçurdular yaban daldan
Gelip tünedi yüreğime
Tünedi yüreklerimize
Suskunca tünedi yüreğimize
Varlığında yaşattı yalınlığın tadını
Gülümseyip yüzümüze
Bir parça aldı bizden
Kendisini bizde bırakarak
Pişmanlık duymadan
Bakmadan ardı sıra
Çekip gitti.
Silah Arkadaşı