|
 |
Kod Adı: ZAĞROS
Adı Soyadı: ENGİN ÇINAR
Doğum Tarihi-Yeri:
1978 / ÖZALP VAN
Anne-Baba Adı:
ZAHİDE – OSMAN
Katılım Tarihi:
2000 / KANDİL
Şahadet Tarihi:
17 HAZİRAN KARLIOVA
ŞERAFETTİN ALANI |
 |
|
Geri
<<< |
>>> İleri
ÇOCUKLUĞUNDA ENGİN MÜCADELENDE ZAĞROS OLDUN
Seni kaybettiğimi duydum bu akşam
üstü
Hızlıdan çarpmadı kalbim sakindim
Sadece inanmak istemedim
İlk aklıma gelen çocukluk anılarımız olmuştu
Zağros isminle ölüm haberini aldım
Fakat Engin olarak canlandın gözlerimin önünde
İstemesem de geçmiş günleri aklımdan geçirdim
Zaman zaman yollarımız ayrı düşse
de çocukluğumuzu aynı ortamda geçirdik. Öyle ki saflara katılana
kadar hiç ayrılmadık. Ve bütün bu zaman boyunca bir kez kavga
ettik. O da sözlü sataşmadan, atışmadan öteye geçmedi.
Engin kalabalık bir aileye sahipti. Ailesi ile anlaşamayan tek
çocuktu. Aile ilişkileri onu tatmin etmiyordu. Onun için
ailesinden çok, kendi yaşatındaki arkadaşları ile ilişki kurmaya
önem veriyordu. Çocuk yaşta emekle tanışmış, kendi ayakları
üzerinde durmasını becermişti. Çalışarak hem ailesine katkıda
bulunuyordu, hem de kimseye dayanmadan emekçi özelliklerini
geliştirmeye çalışıyordu.
Engin oldukça sürükleyici bir çocuktu. Ona öylesine
güveniliyordu ki, arkadaşları onun dediklerini tereddüt
geçirmeden kabulleniyorlardı. O günlerde en çok sevdiği şey
futbol oynamaktı. Her gün maça gidiyorduk. Sportif oluşu, güzel
oyunu, attığı gollerle herkesin ilgisini çekiyordu. Ayrı
özellikleri ayrı arayışları olması onu farklılaştırıyordu.
Herkes ucuz hayaller peşindeyken, o gün geçtikçe ortamdan,
düzenden bağlarını koparıyordu. Hiçbir zaman ucuz hayaller
peşinde koşmadı. Devamlı büyük hayalleri bulunmaktaydı. Düzen
ona çekici gelmiyordu. Tüm ailesi, abileri, kendilerine aile
kurup düzenle bağlarını sıkı sıkıya bağlamaya çalışırken,
Engin’I de buna zorlamaktaydılar. Engin bunun bilincindeydi.
Kendisini tutsak kılacak her şeyden uzak durmaktaydı. Mutlak
özgürlüğe ulaşma arayışını derinleştiriyordu. Aile içindeki
duruşu kız kardeşlerini etkilemiş ve partiye katılma kararı
vermişlerdi. Tüm hazırlıklarını bitirdikten sonra aileden
uzaklaşıp, tam kırsala çıkacakları sırada aile bunun farkına
varmış ve onları eve getirmişti. Kız kardeşlerinin eve
getirilmesi Engin’I derinden etkilemiş, artık gün geçtikçe
aileden uzaklaşıyordu. Kardeşlerinin ulaşmadığı hedefe kendisi
ulaşma arayışına girmişti. Çevrede partiye kimsenin katılmaması
parti çalışmalarının olmaması, ona yardımcı olabilecek kimsenin
olmaması onu oldukça zorlamaktaydı. Ne kadar zorlansa da, bu
arayışından hiçbir zaman vazgeçmedi. Daha o zamanlardan mutlak
özgürlük istemi ve bunun arayışı onda derinden sürüyordu.
96’da ikimiz birlikte 1 Mayıs mitingine katılmıştık. Bu pratik
onun ilk pratiği olmaktaydı. O mitingde halkın coşkusu, polisin
yaklaşımı onda derin bir sorgulamayı yaratmıştı. Kürt
gerçekliğini, Kürdistan’I, düşmanın yaklaşımlarını anlamaya
çalışıyordu.
Ondaki kararlılık ve inanç hiçbir zaman azalmadı. İnsanlar derin
kırılmaları yaşarken, onun inancı ve coşkusu insanlarda ümit
yaratıyordu. Devamıl anlatıyor, insanları ikna etmeye
çalışıyordu. Düşmanın tüm propagandaları onda tersten bir etki
yaratıyor, gün geçtikçe düşman için taşıdığı kin büyüyordu.
Önderlik esareti öncesinde katılım kararı almıştı, ama bu
süreçte çeşitli sorunlarla karşılaşmış ve bu katılımı
gerçekleştirememişti. Ailesi de bu durumu fark etmiş ve onu
doğal bir tecrite almışlardı, zorlanıyordu. Gün geçtikçe içine
kapanıyor, kimseyle ilişki kurmuyordu. Kendi içinde bir
yoğunlaşmayı yaşarken, çıkış arayışında hiçbir zaman eksilme
olmamıştı. Belki fiziki olarak oradaydı fakat düşüncesi, ruhu
adeta dağlarda dolaşmaktaydı. Artık hiçbir şey onu tatmin
etmiyordu. Hiçbir şeye ilgi duymuyor, başaramamanın ezikliğini
derinden yaşıyordu. Onda tepkisellik gelişmişti. Ailesi ile
ortamla anlaşamıyordu. Fırsat bulduğunda tek başına dolaşıyor,
yoğunlaşmasını derinleştirmeye çalışıyordu. Adeta eski Engin
gitmiş, yerine yeni bir Engin gelmişti.
Önderliğin esaret süreci ile birlikte yeniden hareketlenmişti.
Artık eve çok nadir uğrar olmuştu. Herkes bir tedirginliği
yaşarken, o hiçbir kaygıya kapılmadan bütün eylemlere
katılıyordu. Bu eylemlilikle zamanında doğal bir öncüye
dönüşüvermişti. Yaptıkları ile insanların ilgisini çekiyor,
görevi olmadığı halde çalışmaların içine giriyor, doğallığı ile
insanları örgütlülüğe çekebiliyordu.
Öylesine soğuk kanlıydı ki, yaptığı eylemlerden sonra rahatlıkla
polisin yanından geçiyordu. Eylemlere ilgisi olduğu kadar,
tedbirli olmayı da elden bırakmıyordu. Planlı çalışmak ise onun
esas özelliğiydi.
Bir keresinde düşman karakolunun arkasında bir eyleme gitmiştik.
Kimse eylemi başlatmaya cesaret edemiyordu. Herkes bir diğerini
bekliyordu. Engin gidip lastiği yaktı ve ilk sloganları attı.
Eylemi başlatmıştı. Bir anda bütün herkes katılmıştı. Askerler
duvarın üzerinden atlayarak eylem yerine gelirken, birkaç mermi
sıktılar. Herkes hızla dağıldı. Eylem yerini en son terk eden
yine o oldu.
Eylemlere katılması onu coşturmuştu. Eski Engin tekrar
canlanmıştı. Eylem yaptıkça yeni planlar üretiyor, ortaya
koyuyordu. Tüm öfkesini düşmana karşı kullanıyordu.
Engin bir yandan da kendini eğitmek için yoğun çaba harcıyordu.
Önderliği ve mücadeleyi kendinde derinleştirmek istiyordu.
Mücadele zorluklarını bilmesi, düşman gerçekliğini yakından
tanıması onun inançlı bir biçimde katılmasına neden olmuştu.
Önderlik yakalanmış, kendisi az çok partiyi tanımıştı. Artık
düzen yaşamında kalması mümkün değildi.
Ailesi de ondan umudunu kesmişti. Partiye katılacağını
bildikleri halde ona bir şey söyleyemiyorlardı. Söyleseler bile
Engin’I tutamayacaklarını biliyorlardı. Ailesine karşı öylesine
mücadele vermişti ki, aile onu olduğu gibi kabullenmek zorunda
kalmıştı.
Gün gelip de ortadan kaybolunca fazla şaşırmadık. Çünkü o artık
orayı yaşamıyordu. Katılmadan kısa bir süre önce Dersim’e olan
özlemini dile getirmişti. Tam katılacağı süreçte kardeşi askere
gitmişti, o dağlara… Böyle bir çelişkiyi çözmenin ancak
katılımla mümkün olabileceğinin farkındaydı.
Dağlara gelince ismini Zağros yapmıştı. Arkadaş yapısı içinde
hemen göze çarpmış, tüm arkadaş yapısının ilgisini kendi kişilik
özellikleri ile çekmesini bilmişti. Çatışmalara hesapsız
katılımı onun ortamda çok fazla sevilmesine neden olmuştu.
Yaşamdaki duruşuyla, disipliniyle, askerliğe olan ilgisi ile
kısa bir sürede Apocu militan oluvermişti. Görmüş olduğu
eğitimlerle kendini yetkinleştirmiş, kısa bir sürede güçlü bir
çıkışın sahibi olmuştu. Silaha olan hakimiyeti, düşmana duyduğu
kini ile Güney Savaşı’na girmiş ve kendini savaşta kanıtlamayı
başarmıştı. Savaş alanında yeni olması, onu fazla zorlamamış,
soğuk kanlılığı ve cesareti ile on yıllık savaşçının olgunluğunu
göstermişti. Arkadaşları tarafından savaşçı özellikleri hemen
fark edilmişti. Savaşta kısa bir süre kalmış ve başarılı bir
pratik sahibi olmuştu. Yaralanması onu çok fazla etkilememişti.
Daha sonra asıl hedefi olan kuzeye gitme önerisini yapmıştı.
Önerisi kabul edilince büyük bir coşku yaşamıştı. Kuzeye geçtiği
zaman da fedakarlığı ve cesareti ile tüm arkadaşların ilgisini
çekmiş ve herkes tarafından sevilmişti.
Coğrafyaya olan hakimiyeti düşman gerçekliğini yakından tanıması
birçok kez arkadaşlarını kurtarmasını sağlamıştı. Bir gün girmiş
oldukları pusuda sorumlu olmadığı halde arkadaşlarını zorla ikna
etmiş ve düşman çemberinden kurtulmalarına sebep olmuştu.
Coğrafyaya olan hakimiyetini kullanarak üç günlük yolu, iki
gecede geçmişlerdi ve düşmandan kurtulmayı başarmışlardı.
Kışın kamp değiştirme sürecinde diğer alanlardaki arkadaşlarla
bir araya gelip diğer kampa geçecekleri sırada yolda fırtınaya
yakalanmışlar, günlerce aç susuz yürümek zorunda kalmışlardı.
Çığ tehlikesi olan bir vadiye farkında olmadan girmişler ve
ölümle burun buruna gelmişlerdi. Ufak bir sesle çığ düşebilirdi.
Bu vadiyi aşıp gece kalmak için uygun bir yer bulmaları
gerekiyordu.
Zağros arkadaş böyle bir anda bir yer keşfetmiş, bütün
arkadaşlarını oraya yönlendirmişti. Donma tehlikesini geçiren
arkadaşlar için naylon açmış, yanlarındaki kuru odunları
ateşleyerek ısınmalarını sağlamıştı. Uzun zamandır aç olmaları,
onların hareket etmelerini zorlaştırıyordu. Sabaha kadar uzun
bir yol yürümeleri gerekmekteydi. Zağros arkadaş yanlarında
bulunan un, şeker ve yağ ile helva yapmış ve arkadaşlarının az
da olsa toparlanmalarını sağlamıştı. Günlerdir yolda
olmalarından dolayı yoğun yorgunluk içinde uykuya dalmışlardı.
Hepsi ancak diz üstü oturarak dinlenebilmişlerdi.
Sabah erkenden harekete geçmişler, karın fazla olması hızlı
hareket etmelerini engellemişti. Ulaşmaları gereken noktaya
ancak iki üç günlük yürüyüşten sonra ulaşabilirlerdi. Yanlarında
yeterince erzak olmaması önlerinde büyük bir engeldi.
Bir yerlerden erzak temin etmeleri gerekiyordu. Eskiden
arkadaşların uğradıkları yaşlı bir ananın evi yakınlardaydı.
Arkadaşların hiç birinde artık yürüyecek güç kalmamıştı.
Mecburen oraya gitmeseler arkadaşlardan bazıları açlıktan
donarak şehit düşebilirlerdi. Kararlarını verip yaşlı ananın
evine gideceklerdi.
Yarım saatlik bir yürüyüşten sonra eve ulaştılar. Yaşlı ana
onları görünce şaşırmıştı. Çoktandır gelip gitmiyorlardı. Ananın
bir oğlu şehit düşmüştü ve bu nedenle bütün gerillalara oğlu
gibi yaklaşıyordu. Ananın sıcak yaklaşımı tüm yorgunluklarını,
yaşadıkları tüm zorlukları unutmalarına neden olmuştu.
Ana onlar için sobayı güzelce yakmış ve kendilerini
kurutmalarını sağlamıştı. Ardından yemek hazırlayıp önlerine
koymuştu. Çoktandır yemek yemedikleri için miğdeleri yemeği
alamamıştı. Tüm arkadaşları gibi Zağros arkadaş da yemekten
sonra kusmuştu.
Kendileri ile birlikte götürmeleri gereken erzağı hazırlamak
zorundaydılar. Ana onlara bir keçi vermek istemişti. Arkadaşlar
karşılıksız kabul etmemiş, zorla da olsa bir miktar para anneye
vermişlerdi. Keçiyi kesip kavurma yapmaları ve bir süreye
yetecek kadar ekmek pişirmeleri gerekiyordu. Bir grup kavurma,
bir grup da ekmek için oluşturmuşlar ve çalışmaya başlamışlardı.
Zağros arkadaş kavurma grubunda bulunuyordu. Lezzetli bir
kavurma hazırlamıştı. İşlerini bitirdikten sonra sıra ana ile
vedalaşmaya gelmişti. Ana ile ayrılıkları çok duygusal olmuş,
onlar evden çıkana kadar ana dualar okumuştu. O anadan ne kadar
moral almışlardı.
Zağros arkadaş Erzurum ve Serhat arası kuryeydi. Belki yüzlerce
arkadaşı getirip götürmüştü. Bir arkadaşın parmağı bile
incinmemişti. Görevine olan bağlılığından dolayı görevini
eksiksiz yerine getiriyordu. Bütün eyalet tarafından çok
seviliyordu.
Yine bir bahar bir arkadaşla birlikte Serhat’tan Erzurum’a
geçerken Şerafettin dağlarında düşmanın hazırladığı pusuya
düştüler. İlk pusuyu aşmayı başarmışlardı. Fakat düşman
denetiminden çıkmamışlardı. Uzun bir uğraştan sonra ikinci
pusuyu da aşmışlardı. Düşmanın üçüncü pususu onları bir köyün
yukarısında bekliyordu.
Düşman askerleri sazlıkların içinde pusuya yatmıştı. Onlar ise
daha önce iki pusuyu aştıkları için rahat hareket ediyorlardı,
farkında değillerdi. Üçüncü pusu sazlıkların içinde onları
yakaladı. Bir anda ateşlenen silahlar iki yoldaşı aynı anda
yakalamıştı. Mermiler sazları yarıp gencecik bedenlerine
saplanmıştı. İki yoldaş son nefeslerini yan yana vermişlerdi.
Şahadet haberini duyduklarında bütün yoldaşları derinden
etkilendiler.
Arkasında bıraktığı kaybetme
haberiydi
sürtüşen düşlerde
Bulunamayan kelimelerde duyuldu
Hızla çarpmadı kalpler, sakindiler…
Sadece inanmak istemediler
İlk akıllarına gelen
şarkı söyleyişin oldu
Hani sonuna kadar yanlarında olacaktın
Hak etmeyenleri bağışlayıp gittin
Son sıcak bir selamını uçurabilseydin
Baharda yeşeren çiçeklere
bağışladın kendini
Bırakmış olduğun bakışların oldu
Bir de çekingen olduğu kadar
samimi gülüşün
Silah Arkadaşı