| Main Menu |
|---|
| Anasayfa |
| Şehitlerimiz |
| Şehitler Albümü |
| Şehit Künyeleri |
|
2003 ŞEHİTLERİ YENİ DÖNEMDE APOCU RUHUN MEŞRU SAVUNMA ÇİZGİSİNDEKİ TEZAHÜRÜDÜR! |
YOLDAŞLIĞIN ARAYIŞÇISI XELAT YOLDAŞ Seni Güney Kürdistan topraklarına gömdük, fakat sen her zaman yüreğimizde yaşayacaksın. Xelat yoldaşı, 18 Ağustos günü mezarının başında bu sözlerle uğurladık. Xelat yoldaşı anarken, Güney Kürdistan’daki halkımızın onlarca yıldır yaşadığı tarihi anmamak mümkün değildir. Yüzünde enfalden kalma bir acı, gözlerinde Halepçeli çocukların bakışları, yüreğinde iç kavgalara duyulan bir öfke vardı Xelat yoldaşın. Bir de toprağımızın iki önemli özelliği olan ‘umudu’ ve ‘direnişi’ taşırdı. Bundan dolayı halkımıza ve toprağımıza yakışan bir gerillaydı. Onu betimleyecek en iyi söz ‘gerilla’ olacaktır. Hayran olduğu dağlara ve tutkuyla sevdiği halkına olan bağlılığı Xelat yoldaşı gerilla sevdalısı yapmıştı. Kendisi; “Yaşamımın iki ayrı çehresi oldu. Birincisi; gerillayı tanımadan önceki acılı dönem, ikincisi ise, gerillayla başlayan umut dönemi.” sözleriyle yaşamını tanımlıyordu. Xelat yoldaşın kişiliğine ve yaşamına anlam vermemiz için onun bu iki dönemini iyi tanımamız gerekir. Acısını, bir halkın zamana olan küskünlüğünden, umudunu ise Önderliğimizin halkımızı diriliş devrimiyle zamana isyan edercesine yaratmasından alıyordu. Xelat arkadaş ‘acı’ ve ‘halk’ gerçeklikleriyle yaratmıştı kendisini. 1974 yılında Süleymaniye’nin bir köyünde doğar Xelat arkadaş. Ekonomik zorluklardan dolayı küçük yaşta çalışmaya başlar. Toprağa ve emeğe olan sevgisi küçük yaşta şekillenir. Köyü, Saddam rejiminin yoğun baskısına maruz kalmıştır, ancak Xelat arkadaş bu olanlara anlam vermek için henüz çok küçüktür. Fakat farklı olduğunu sezinlemektedir. Kendisi yaşadığı bu dönemi şu sözlerle anlatmaktadır; “Herkesin bir rolü olduğunu ve bizim rolümüzün de acı çekmek olduğunu sanıyordum. Kürt olmak, baskı, işkence görmek ve bunu katlanmayı bilmek demektir. Kürt olmak bir de anneme, bu güzel coğrafyaya ve türkülere sahip olmak demekti. İşte bu güzellikler, yaşanan acıları dindirebiliyordu. Yolda oynayan bir çocuk, türkü söyleyen bir kadın gördüğümde veya Leyla Qasım hikayelerini dinlediğimde Kürt olmak ne kadar güzel diyor ve Kürtlüğü daha çok sahipleniyordum.” Halk kimliğine sahiplenmeyi ve yurtseverliği çocuk yüreğinde analiz ederek öğrenmişti Xelat yoldaş. Halkını e yaşamı seviyordu, ama yaşamın varolan haliyle kabul edilmeyeceğini de biliyordu. “Benim için yaşam hem çok zor, hem çok kolaydır. Ama yaşamdan korkar, kavgayı sevmezsem, yaşam benim için zordur. Bu benim için dikenlerin içinde sürünmek gibi olur. Hareket etsen de, etmesen de acı çekersin ve yolun sonuna asla varamazsın.” derken kendi yaşam ve mücadele anlayışını çok güzel bir şekilde özetlemektedir. Hiç okula gitmemişti, ama kendi yaşam felsefesini tanıtabiliyordu. Bunun nedenini ise; “Çok şey yaşadım.” şeklinde özetliyordu. Koşulların iradesi, birey iradesinin üstünde bir güce sahiptir. Bir insan bir gerçeklik karşısında onu değiştirecek gücü bulamazsa, öfke dolar veya yaşama küser. Xelat arkadaş daha 10 yaşındayken, koşulların iradesi ile karşı karşıya kalır. Aşırı ekonomik zorlanma ve aile içi huzursuzluklar onları şehre taşınmaya zorlar. Şehir yaşamının zorlukları onda öfkenin ve küskünlüğün ortaya çıkmasına neden olur. Xelat yoldaşın ilk öfkesi okuyamamasına, ikincisi de bir kız çocuğu olmanın getirdiği zorluklara karşı olmuştur. Ekonomik problemlerden dolayı çalışmak zorundadır. Fakat bir kızın yapabileceği işler çok azdı. Fiziksel gücünün az olması nedeniyle diğerlerinden daha fazla çalışması gerekiyordu. Ancak bu iyi bir işçi olduğu anlamına gelmiyordu. Feodal gerçeklik her şeyden önce ona erkek gibi olmayı zorunlu kılıyordu. Ulusal kimliğinin farkında olması da, bu koşullara karşı koymaya yetmiyordu. Kendi cins kimliğiyle yaşayamama sorununu yaşıyordu. Kadın olmak feodal bir zeminde bir de inşaat işçisiysen, çok zordur. Xelat yoldaş uzun yıllar bu ağır koşullarda çalışarak ailesine bakarken, erkek kardeşleri ise evden ayrılarak kendi yaşamlarını kurmuşlardır. Fakat o kimseye muhtaç olmadan yaşam yolunda yürümeye çalışır ve sürekli emek harcar. Körfez Savarış bitmiştir, fakat halk halen zor koşullarda yaşamaktadır. Xelat yoldaş, yaşamın yükünün ağırlaşmasına rağmen, ayakta kalabilmektedir. Fakat bu, koşulları yendiği anlamına gelmezdi ve bu koşullar onda içe kapanıklığı yaratmıştı. Kadın olmakla isyancı olmak, kadın olmakla emekçi olmak, kadın olmakla hırslı olmak arasında güçlü bir bağın kurulması gerektiğine inanıyordu. Fakat çevresindeki maddiyatçılık ve çürümenin gittikçe arttığını hissederek farklı çözümler aramaya başlar. Xelat yoldaş kendi sözleriyle bu arayışını şöyle ifadelendirir; “Öyle bir yol istiyordum ki, hesapsız güvenebileceğim, içimi dolduracak, dört elle sarılabileceğim, ruhumu rahatlatacak bir yol istiyordum.” Bunun halka hizmetten geçtiğini düşünerek kısa bir süre peşmergelik yapar. Fakat kadın olmanın burada da zor olduğunu görür ve aradığının bu olmadığına karar verir. Başka bir alternatife ihtiyacı vardır. Arayışlarına devam eden Xelat yoldaş, 96 yılında hareketimizle tanışır. Hareketimizin ulusal bir nitelik taşıması ve kadına rol vermesi gibi özeliklerinde oldukça derinden etkilenir. En sonunda 98 yılında harekete katılmaya karar verir. Kararını vermesiyle birlikte bir grup yeni savaşçı ile Boti alanına gelir. Parti Önderliği, ilk geldikleri gece telefonda konuşma yapmış ve “Bunlar benim savaşçılarımdır, onlara iyi bakın.” demiştir. Bu sözle Xelat arkadaşın yaşamında ikinci bir cephe açılmıştır. Artık o, Önderliğin savaşçısıdır. Bunun için kadı veya erkek, zengin veya fakir olmak ya da başka bir şey gerekmez. Maddiyat yoktur, sadece savaşçılığın ve militanlığın gereklerini yapmak gerekir. Onu en çok etkileyen de sadece insan olduğu için değer görmesidir. Önderliğin bu sözleri, 5 yıllık mücadele yaşamında ona hep güç olmuş ve sürekli beyninde yankılanmıştır. Şehit düşmeden beş saat önce de, “Ben Önderliğin savaşçısıyım. Önderlik, benimle arkadaş olmanın kuralları vardır diyordu. Ben bu kurallar üzerine yoğunlaşacağım.” diyordu. Okuma yazması olmadığı halde, eğitimlere katılıyor ve eğitime karşı duyarlı davranmayı Önderlikle arkadaşlığın birinci kuralı olarak görüyordu. AİHM Savunmalarının eğitimine büyük bir coşkuyla katılıp anlamaya çalışıyordu. İlk tanıştığımız gün, derste Parti Önderliğinin tasfiyecilik üzerine bir çözümleme kaseti izleniyordu. Gözünü Önderliğin görüntüsünden hiç ayırmıyor, onu büyük bir dikkatle dinliyor ve Önderliğin her eleştirisi karşısında gözlerine hüzün doluyordu. Türkçeyi bildiğini sanmıştım, oysa bilmiyordu. Fakat Önderliği hissediyordu. Önderlik sevgisi onu sarıyordu. Hayatının ikinci çehresinin açılmasının gizi buradaydı. Bir gün; “Uğruna ölecek bir şeyi olmayan insan nasıl yaşar?” diye tartışıyorduk. O; “Ben, PKK’de uğruna ölünecek bir şeyler bulduğum için kendime yeni bir yaşam yarattım.” demişti. Önderlik sevgisi, uğruna ölünecek bir sevgiydi. Bir diğer sevgisi ve arzusu ise, ulusal birliğin gerçekleşmesiydi. 2003 yılının baharında Büyük Güneyli arkadaşların büyük çoğunluğu Güney çalışmaları için ayrı bir örgütlenme amacıyla HPG’den ayrıldılar. Xelat arkadaşın da düzenlemesi yapılmıştı. Fakat Xelat arkadaş, tüm ısrarlara rağmen, HPG’den ayrılmadı. “Ben Başkan Apo’nun askeriyim, o ulusal bir önderdir. Ben de ulusal bir gerilla çalışmasında yer almak istiyorum. Kürdistan’ın başka bir parçasında Kürt halkı için şehit düşmek istiyorum.” diyerek HPG çalışmalarında kalma kararını bildirdi. Gerilla yaşamını Xakurke ve Kandil’de geçiren Xelat yoldaş, tüm arkadaşlar tarafından seviliyor ve kişiliğinin özgünlüğüne değer veriliyordu. Sadeliği, sıcaklığı ve fedakarlığı ile hep bir yeri vardı yoldaşlarının gönlünde. Parti Önderliği şehit Vasfi arkadaşa; “Sen Medlerden kalma bir Kürtsün.” demişti. Xelat yoldaşa, sen de “Medlerden kalma bir Kürtsün.” dediğimde “Olabilir, ama ben Önderliğin özgür olduğu demokratik bir toplumun Kürdü olmak istiyorum.” demişti. Bir anlamda doğruydu söylediği. O, bu zamanın insanı değildi, sanki doğayla barışın, adaletin ve eşitliğin her şeye üstün geldiği bir toplumdan gelmişti. Diğer yönüyle de iktidarın ve geleneksel güç kavramının yıkıldığı bir toplum mücadelesi içinde bir militandı. Geleneksel güç kavramında değil de, özünde saygıyı koruyan bir insan olarak güçlüydü. Hesapsız ve kaygısızdı, o yüzden olayları açık seçik birbirinden ayırt edebiliyordu. Yoldaş sevgisi onun için her şeyin üstündeydi. Tüm arkadaşlara Soranca’da sevgiyi anlatan ‘Gian’ sözüyle hitap ederdi. Onu tanıyan arkadaşlar için o, ‘Xelat Gian’dı. Yüzündeki çocuksu gülüşüyle bizim Xelat Gianımızdı. 17 Ağustos günü düzenlenen sportif ve kültürel etkinliği bölüğüyle beraber gelen Xelat arkadaş, etkinlik alanında hiç durmadan, yarışanların ve misafirlerin ihtiyaçlarını karşılamalarına yardımcı oluyordu. Ve tüm bunları, büyük bir coşkuyla yapıyordu. Ne o, ne de biz, bir-iki saat sonra onu kaybedeceğimizi inanamazdık. Programın son saatlerinde yaşanan olay, Xelat ve Erdal arkadaşları bizden ayırmıştı. Xelat arkadaşın cenazesi aynı gün Kandil’de bulunan Mehmet Karasungur Şehitliği’ne taşındı. Onu kaybettiğimize inanmamız çok zordu. Çok sevdiği ülkesi ve halkı için yaşayan Xelat yoldaş, şahadeti yine en güzel kendi sözleriyle anlamlandırıyordu; “Halk için savaşmaya gelmeden ölseydim, ‘inşaat işçisi bir kadın öldü’ diyeceklerdi. Şimdi halkım için canımı verebilirim ve benim için ‘halkı uğruna şehit düştü’ diyecekler.” Evet Xelat yoldaş, sen Önderliğin iyi bakmamızı istediği savaşçısıydın ve şehit düştün. Sevgilerin umutların ve bağlılıkların tıpkı anıların gibi mücadelemizde yaşayacaktır.
*********
Ne yazacağım bu yazı, ne de ardından akıtacağım gözyaşları sana duygularımı ifade edebilir Xelat yoldaş. Elime her kalemi aldığımda, Ortadoğu’nun acılarını, gözyaşlarını mı yazsam yoksa bir ana tanrıça gibi acı çeken yüreğini mi yazsam diyorum. Halepçe katliamıyla artan Kürt halkının ızdıraplarını mı, yoksa güneş gibi doğan ve karartılamayan ilk umut kurşununu mu yazsam bu özgür dağların uçurumlarına. Her biri kendi başına bir destan olan boyacı çocukları, çöpten ekmek parasını, yaşam umudunu arayanları mı, bir bayram gününde daha, yaşamın acımasızlığını sezemeyen küçük çocukların mutluluğu için, olmazsa insan yaşamı durur dediğimiz ‘KAN’ı alıp satışını mı yada bunların hiçbirini hak etmeyen ama yaşayan özlü kızın hikayesini mi yazsam, bende bilemiyorum. Ortadoğu halkları bu gibi acılara mahkum edilirken, yine de kökünün ve özünün sağlamlığından olsa gerek, kendisinde her zaman umudu, sevgiyi ve aşkı yeşertme gücünü gösterebiliyor. İşte biz bu isyanların şaha kalktığı topraklar üzerinde doğup büyümüştük, yaşam arayışlarımıza bu topraklarda başlamıştık. Kimilerimiz zengin imkanlar altında rahat büyütülürken, kimilerimiz ise mermi kovanları, bombalarla, dağlarda çobanlık yaparak yada eve kapatılarak büyütüldük. Ama birbirimizden hiçbir farkımız yoktu. Ortadoğu’da çocuk olmak demek, sevgiden, aşktan, umutlardan, mahrum kalmak anlamına geliyordu. Bize öyle öğretilmişti. Yaşamın aldatıcı akıntıları karşısında yenik düşenler de oldu, pes etmeden umuda yolculuk ederek ilerleyenlerde. Çünkü bizim tarihimiz buydu. Her zaman acı ve mutluluk bir arada yürüyordu. Buna ‘dur’ demenin zamanı, hiç kuşkusuz gelmişti. Bir tek kurşun, bize ütopyalarımıza kavuşma yolunu, Mem û Zîn’in aşkını ve toprak sevdasını kavratıyordu. Bu yol ve sevdayla, yeni acılarımız hep acı olarak kalmayacak, mutluluğun, umudun yolu bulunacaktı. Bu amaçla ve yeniden doğuş ruhuyla başlamıştı yaşam arayışlarımız. Xelat yoldaş da bu temelde yaşadığı tüm acılara göğüs gererek başlamıştı, içindeki yaşam ruhunu canlandırmaya. Ne erkek gibi inşaatlarda çalışmasına, ne okul okumayışına, ne de ailesinde bayram havasını estirebilmek için sattığı kanından pişman olmuştu. Daha güçlü bir kişilik için bunları ödenmiş borç sayardı kendisine ve her zaman bunu acımasız sisteme fazlasıyla ödediğini söyler ve mutluluk duyardı. “Varolan tüm canlıların kendisine has bir yaşam yolu vardır, benimde yolum buydu, yürüdüm, acı çektim ama yenilmeyerek kendimi özgür dağların kollarına bıraktım” diyerek yaşamını anlatırdı bize. Yaşama olan bağlılığını şöyle dillendirirdi; “ben çok şey yaşadım ve gördüm ama kadına olan bağlılığımı hiçbir zaman yitirmedim, çünkü beni yoktan var edene, herkese küstüğüm anda beni ayakta tutan ‘benim askerimsin’ diyen Önderliği sevdim. Bu yüzden buradayım ve yaşamdan korkmuyorum artık” diye anlatırdı sevgisini. “Çünkü Önderlik kadının en yakın arkadaşıdır. Tek hayalim Önderliği silahımla güçlü bir asker gibi görmek isterdim ve umutluyum da.” Xelat yoldaşın her şeye rağmen göze batan en keskin özelliklerinden bir diğeri de kendisini özünden koparmayarak, Ortadoğu müziklerini dinlemesiydi. Daraldığı anda bile gözlerinin içi güler, yoldaşlık için yapılması gerekenlerin fazlasını yapardı. Xelat arkadaşın gülüşünü gözlerinin içindeki yaşam yüklü umudunu görmeye alışmıştık, bu yüzdendir yazmak, anlatmak zor geliyor. Hiç beklenmedik bir anda şehitler kervanına uğurladık, ama yüreğimizde yeri hep farklı kalacak. Xelat giyan, her ne kadar yüzünü göremez, sesini duyamasak da sen bizim giyanımızsın. Seni bu kadar erken kaybedeceğimizi tahmin edemezdik. Belki sen hissettin, o gün boyunca “bu benim sizinle yaşadığım son gün belki bir daha görüşmeyeceğiz” demiştin. Ama böyle bir gidişi yine de beklemiyorduk. O an bile sana baktığımda gözlerinin parlaklığını görüyordum. Her şey bir anda oldu, gidişine kızamıyorum. Önün alabileceğimiz bir kurşun olduğu için kendimize kızıyorum. Affedilmenin de güçlü mücadele vermeyle sağlanılacağını biliyorum. Sen gittin, ama Giyanımız hala yaşıyor.
********
İnsanlığın mirası Kürt gerçeğiyle başlarken insan oğlu özelde de Kürt toplumu da o mirası yitirdi. Yeniden o mirası yaratmak için büyük kahramanlıklara sahne oldu. Kürt toplumu kimliksiz bırakılırken, özü yitirilir. Kültürü dili ondan koparılır. Büyük güney de bu toplumun bir parçasıdır. Bu güne kadar hep zalim hükümdarların kurbanı olmuştur. Bir çok kurnazlık, hilekarlık, adeta bir çarkıfelek gibi etrafında dönmüştür. Ve kendi özünden bışaltılıp, başına bin bir çorap örülüp kendi soyu da içine sokulmuştur. Süleylaniye halkı da buna maruz kalan tipi bir parçadır. Varsa bir haykırış tavır aynıydı, dar dogmalarla çıkarlar ve çıkarcılar meydana çıkardı. Ve ezmeye çalışırdı. Xelat arkadaş da burada yaşayan ve boyun eğmeyen genç kızlardan biriydi. Xelat arkadaş yaşamda hip güler yüzlüydü. Tüm acı ve ızdırabına rağmen yaşam mücadelesinden yılmıyordu. Xelat yoldaş hep yaşamın, güler yüzlü, yoldaşıydı. O kadar yoğun çelişki yaşamasına rağmen yürümesini bilen bir arkadaştı. Herkes onu fedakarlığı ve emekçiliğiyle tanır ve onu çok severdi. Xelat arkadaş ailesinde de çok fedakarlık yapan biriydi. Aç kalır, susuz kalır ama ailesini geçindirirdi. Bir çok iş hayatına ailesini bakmak için hiç çekinmeden girişmiş ve yılmamıştı. Bu gerçeklik içerisinde yoğun bir arayışa girmiş ve özgürlük mücadelesine katılma kararı almış ve her şeye rağmen büyük çaba vererek mücadele içerisinde kendisini ve çevresini güzelleştirmişti. Ailedeyken onların tüm geri ve çıkarcı yaklaşımlarına karşı bıkmadan müadele etmişti ve hep yaşam mücadelesini kazanma, başarma kararını almıştı. Fakat sadece bir şeye üzülüyordu güçsüzlüğüne, güçlüğüne yanan küçük yüreği bir arayışlarını bırakmıyor ve adım adım onu kovalıyordu. Okumamıştı ama öğrenmek için ve bir şeyleri anlamak iin kendisiyle büyük bir savaşımı büyük bir mücadele içine girerdi. Emekçiliğiyle tanınan Xelat arkadaş kimi zaman çapada bazen de fabrikalarda çalışıyordu. Bazen de okul kapılarına hasret kaldığı okuma hayalini kurardı. Ve keşke ben de okusaydım diye kendi kendine söylenip dururdu. Onun gibi nice genç kızların olduğunu bilmiyordu. Ondan dolayı da içinde bulunduğu kabul etmiyor nefret ediyordu. Zincirli olan ellerini açıp insan gibi özgürce yaşamak istiyordu. O çelişkili yıllarını bırakmış özgürlüğün peşinden gelmişti işte özgürlüğe giden yol budur diye partiye katılma kararını vermişti. Tabii yüküne bir yük daha kattığını biliyordu ama üstlenmekten korkmuyordu. 98’de katıldı. Yeni savaşçıyken önderliğin sesini cihazdan dinlemişti onu en çok etkileyen ve yüreğinde kilit gibi kalan önderliğin “gerçek yoldaşlık” sözüydü. O günden su güne Xeat arkadaş gerçek yoldaşlığın arayışçısı olmuştu ve söz vermişti önderliğe “ben bir özgürlük savaşçısı olacağım” dedi. Çünkü nefes ve su gibi özlem duyuyordu o sevgiye ve bağlılığa. Yaşı çok büyük olmamasına rağmen çok yıpranmıştı. Yüzündeki çizgileri çektiği acıların yorgunluğunun ve uykusuzluğunun ifadesiydi. Saçları kısaydı. Biz şöyle derdik Xelar arkadaş saçlarını uzat. O da derdi uzun saç köledir bağlanıyor bırakın benim saçım kısa ve açık kalsın. Evde gösterdiği sorumluluk ve emekçiliği gerilla ortamında da yansıtmıştı. Hesapsızca çalışırdı. Yoldaşlarına bir şeyler yapmak onun borcuydu sanki içten içe vicdan azabını duyuyordu. Bunu yaparak güç almakve arayışlarını sonuçlandırmak istiyordu. Kuşları severdi, onları kıskandığını söylerdi onlar özgürlüğünü bulmuş ermişler diye adlandırırdı. Xelat yoldaş yüreği saf ve temizdi iki yüzlülükten nefret ediyordu içinde birçok şeyi yaşatırdı ama söylemezdi çünkü acılarını andıkça yarasının derine indiğini söylerdi ve anlatmazdı. Biz de onu çok anlayamadık onun o duygu yüklü dünyasının gözü yaşlılığını anlamamıştık. O da anlatmak istemiyordu o karanlık dünyasını. Bazen bakışları bir şahin vahşiliğinde bazen de mahsum bir çocuğun dalgın başına bürünüyordu sessizli3e bürünüyordu hep yoldaşlık kelimesini söylerdi yalnızlığa koşarak dalardı düşünür sonra gelip derdi ben gerçek yoldaşlık için buradayım derdi. Bir yandan yalnız bırakır bir yandan da paylaşıyordu onun için tüm arkadaşlar içinde sevilir ve saygı duyulurdu. O zemini o samimiliğiyle yaratmıştı aslında geçmişte bulmadığı sevgiyi gelecekte içimizde bulduğunu biliyordu. Sımsıkı sarılıyordu Xelat yoldaş aynı bir biçimde silahını çok severdi hani bir çiçeğe bakarsın ya o da öyle bakardı silahına onun için mücadele kaynağıydı. Tek güvencesi ve onu güçlü kılardı ve bir şehit arkadaştan kalan hatıraydı. Geceleri yatarken bir şey olmasın diye baş ucuna koyup uyurdu askerliği çok severdi ve her şeyi severek yapıyordu fakat nereden bilebilirdi kibir gün o silahtan birinin mermisiyle yaşama, yoldaşlığa veda edeceğini bilemezdi Xelat yoldaş. Acıları bitmiş miydi acaba sevmeleri görmeden gözlerini yaşama kapatınca rahat mıydı acaba? 17 ağustos 2003 yılı 15 Ağustos kutlamak için toplanmıştık gün boyu sevinç dolu gülüşler vardı o günün heyecanını yürekten hissediliyordu. Herkes ama nedense Xelat arkadaş o gün çok sessizdi sanki ayrılığı hissediyordu küçük yüreği Mehmet Karasungur şehitliğini görmemişti görmek istiyordu ama görememişti üzüldü, göremediğinden sonra ayrılmaksızın girdi o ayrılık kapısına gece morali baladı moral mermilerle kutlamaya başladı Xelat arkadaş ürkek bir kuş gibi arkadaşların arasına sızdı ve orada sessizce izledi gözleri titriyordu belli ki yüreği korkuyordu o gecenin celladından. ikinci aradan sonra öne geldi, moralleri sevmezdi, öne gelip oturması bizi şaşırtmıştı sorduğumuzda bu günü yakından kutlamak istiyorum dedi. Bu sefer yalnız bir köşede değil arkadaşları içinde izlemek istiyordu ve ölüm anı bir nefes gibi yaklaşmıştı saatler on yirmiyi gösteriyordu birden bire mermiler patlamaya başladı. İşte o anda Xelat yoldaş cansız bir ruh gibi yere yığıldı dudakları titriyordu gözleri yine dolgundu sanki birşeyler anlatmak istiyordu ama Xelat yoldaş içindeki o gizemli dünyayı söylemeden veda etti. Xelat yoldaş dürüst samimi emekçiliği veda etti yaşama, Xelat yoldaş gerçekten de 15 ağustos Xelat oldu ve geride emekçiliğiyle dürüstlüğüyle anılacak bir Xelat bıraktı. Yaşama gözlerini kapadı ama o güzel ve temiz yüreği özgürlüğün gizli bahçesinde bir tomurcuk gibi yeniden yeşerecektir.
Silah Arkadaşı | ||||