Main Menu
Anasayfa
Şehitlerimiz
Şehitler Albümü
Şehit Künyeleri
 
 

2003 ŞEHİTLERİ YENİ DÖNEMDE APOCU RUHUN MEŞRU SAVUNMA ÇİZGİSİNDEKİ TEZAHÜRÜDÜR!

AGIR - MUSTAFA POLAT

AGİRÎN - LEYLA DİLEK

AGİT - BAKIR ÖZDEMİR

ANDOK - İSKAN TAŞ

BAGOK - SİNAN YILDIRIM

CENG (CAN) - BARIŞ ŞENOL

CUDİ - MEHMET UĞUR

ÇAYAN - BEDİRHAN BELLİER

DEŞTİ - KEMAL YAKLAV

DİROK - MERYEM ŞEXO

DOĞAN - MENAN HÜSO

ERDAL - ENGİN SİNCER

FERHAT - RAMAN DOĞAN

FIRAT  - TUNCER POLAT

HÜSEYİN - HASAN ERTUĞRUL

İSA - EROL BUL

KAHRAMAN - FEYİZ EBUZEYD

KAMURAN - HAŞİM BİTİK

MAHİR - ŞERİF YALÇIN

MAHMUT - DERVİŞ SİNO

METİN - ATİF URUK

MUNZUR - CAHİT DAĞTEKİN

MUNZUR - HÜSEYİN GÜL

NEMRUT - KENAN FIRAT

ROJHAT - MUSTAFA GÖK

RUBAR - İSMAİL ALTÜRK

SERVER - NURETTİN DOĞRU

SİPAN - VEDAT MERT

ŞAHİN - KEMAL PURMEND

ŞERVAN - DENİZ YANAT

ŞEVGER - HALİL ALÖKMEN

ŞEVGER - YAŞAR AYKAL

ŞİYAR - AHMET AKSU

XELAT- XEVRAMAN ALİ

XEMGİN - ÇETİN KAÇAK

ZAĞROS - ENGİN ÇINAR 

ZINAR - İBRAHİM KILIÇ  

Kod Adı: SERVER
Adı Soyadı: NURETTİN DOĞRU
Doğum Tarihi-Yeri: 1977 / MALAZGİRT MUŞ
Anne-Baba Adı: ŞEHRİBAN – MEHMET
Katılım Tarihi: 1997 / BALKANLAR
Şahadet Tarihi:
19 KASIM BİNGÖL
KIZILAĞAÇ

Geri <<< | >>> İleri

 
YARIM KALMIŞ YÜRÜYÜŞLERİN ARDINDAN...


Kürdistan’ın unutulmaya yüz tutmuş, kendini kaderine teslim etmiş küçücük köylerinden birinde dünyaya geldi Server heval. Zamanın dışında yaşayan ve zamanla ilgili olmayan belki de en ender yerlerden bir köy. Doğayla oldukça iç içe ve doğayla iç içe olduğu kadar genel gelişmelerden kopuk kendi halinde bir köy.
Kürdistan’ın tüm renklerini en ince ayrıntılarına kadar yaşamasına rağmen Kürdistan adına bir şey yaşamayan köylerden biri. Baharları rengarenk açan çiçekleri belki bunun en somut ifadesi olmaktaydı. Arazisinin derinliklerinde görülebilen en çarpıcı güzelliklerden biri ise açılan çiçeklerin her şeye inat kendisini hatırlatmasıydı. Hem kendisi hem de kendisini unutturmaya çalışanlara inat yukarıları sapsarı çiçeklerle bezenirken aşağı tarafları kıpkırmızı lalelerle tarlalar boyu süslenirdi. Buna doğanın kendi doğal rengi olan yeşillikte eklenince “doğanın doğal bölücülüğü” ortaya çıkıyordu. “Bölücülüğün coğrafik güzelliği” bambaşka olurdu. Hele kendisinden kaçan ve kaderine teslim olmuş bir dünyada her şeye inat bu gelişiyorsa bir başka anlam taşır.
Server heval bu neslin insanlarından biri olarak doğdu. Gerçektende Kürdistan’a ait olan bir kültürü derinliğine yaşayan bir ortamdı. Yaşamın her bir anında Kürt motifleri göze çarpıyordu. Kürtçe dışında dil bilen insanların sayısı parmakla sayılabilirdi. Ki onlarında ne kadar bildikleri meçhuldü. Çat pat Türkçe konuşmalar dışında, ki oda kendilerince Kürtçe bilmeyen yabancı bir misafirleri geldikleri zaman konuşulurdu ve bu durum lüks olurdu, genelde Kürtçe konuşulurdu. Ninniler Kürtçe söylenirdi. Çocuklar Kürtçe ezgilerle büyütülürdü. Küçücük bir teybin içinde çalan bir kaç kasetten başka bir şey bulamazdın. Oda o coğrafyanın hamuruyla yoğrulmuş ve belki de hep kaçtığı tarihinden süzülmüş, yaşanmış trajedilerin en iyi ifadesi olan dengbej kasetlerinden başkası değildi. Akşamın serinliğinde Erivan Radyosundan Kawis Ağanın sesi duyulduğunda işini gücünü bırakıp gelmeyen yoktu. Günlük yaşamlarına renk katan içten ezgisi belki de unutulmuşluklarını onlara hatırlatırdı. Bunun hüznünü herkesin gözlerinden okumak mümkündü. Her bir dengbejin sözü onların bir parça yaşamının sözcülüğünü yapardı. Dilsizliklerine dil oluverirdi. Siyabend u Xece’nin ağıdın da yeniden Sipanı keşfeder, Geliye Zilanı en iyi dengbejlerin kılamlarında yad ederlerdi.
Bu ortamda büyüyen her insan gibi Server hevalde oldukça etkilenmişti. Kürt kültürünü edinme, onun motifleriyle yaşama gerçeği kendisini onun şahsında da gösteriyordu. Bu durum yaşamının bütün ayrıntılarına siniyor ve geleceğe ilişkin arayışlarının ne olacağının ip uçlarını veriyordu.
Köy ortamı kültürel olarak Kürde ait olanı yaşamasına rağmen Kürde ait düşünmekten oldukça uzaktı. Yaşamda mücadelesizliğin felsefesi oldukça hakimdi. Bunun için kaybolmuş bir ülke içinde bile kendisini görünmez kılma çabaları oldukça gelişmişti. Kimseye karışmayan ve kimsenin de kendilerine karışmasını istemeyen bir haldeydiler.
Köyün küçük olmasından dolayı okul yoktu. Okul okumak isteyen köyün çocukları bunun için komşu köye gitmek zorundaydılar. Server hevalde ilkokulu dördüncü sınıfa kadar kendi yaşıtlarıyla birlikte komşu köyde okudu. Köyde okulun açılması ardından kalan kısmını köyde okuduktan sonra ortaokulu bir başka köyde yatılı okulda okudu. Liseyi Van Muradiye’de okuduktan sonra üniversiteye başladı.
Kimlik arayışı her insanda olduğu gibi Server heval de de erken yaşlarda başlamıştı. Çalkantılı bir toplumun bireyinin kimliksiz kalması kadar yıpratıcı bir durumun olmadığını belki de en derinden hissedenlerdendi. Onun için arayışları her zaman sürdü. Anlamaya çalıştı. Dini tanıma ve onu belki de en iyi bir şekilde yaşama çabası oldu. Sorgulama gücünün gelişmesiyle birlikte yaşamında özgürlük hareketinden yana tercih yapması belki de en fazla beklenen bir durumdu. Ve öyle de oldu.
Üniversiteyi Amed’te okumaya başladı. Burada kendisiyle birlikte ulusal gerçekliği daha iyi tanıma ve yaşadıklarına anlam vermeye başladı. Mücadelenin ilk melodilerini burada dinledi. Tercihini burada yapan Server hevalin bundan sonraki yaşamı bu tercih ekseninde kendisini yaşamsallaştırma çabasıyla geçti.
Yaşamını anlamlı kılmaya çalışma çabası oldukça fazlaydı. Bunu sorgulama, öğrenme ve öğrendiklerini derinliğine yaşamaya çalışmasıyla hemen hissettiren biriydi. Okul yıllarında oldukça çalışkan ve başarılı bir öğrenciydi. Zekiydi. Her zaman ve her işte ilkler arasında yer alma çabası oldukça fazlaydı. Bir işi yapacaksam en iyisini yapmalıyım ve bu konuda kendimi kabul ettirmeliyim yaklaşımı onda çok belirgindi. Ve bunların yanında en temel özelliği de yaşamla ilgili olmasıydı. Güzellikleri, arayışları kadar insana ait olan kaygıları, sevinçleri, üzüntü ve tasaları da derinden yaşayanlardandı.
Bu arayışları onu özgürlük dağlarına ulaştırdı. Ve dağlarda bunun mücadelesini daha güçlü vermeye çalıştı.
Zorlu geçen süreçlerin ardından yeniden uzun bir yürüyüşe çıktığında karşılaşmıştık. Aradan yıllar geçmişti. Ve çok şey değişmişti bir birimizi görmeyeli. Zamansız ve beklenmedik bir karşılaşma olmuştu. Kısa sürdü. Çok şey konuşmak isteyip hiç bir şey konuşamayan insanların ruh haliyle bir sonraki gün görüşmek üzere bir birimizden vedalaşmadan ayrıldık. Veda; uzun zaman görüşmemenin ifadesi olarak ruhumuzun derinliklerine işlemiş bir kavram. Oysa bizim görüşmemiz tamamlanmamış, yarım kalmışlıkların gölgesinde bir andı... ve tamamlanması gereken bir görüşme... onun için vedalaşmadan ayrılmıştık. Belki de insanların, dilini en fazla çözmekte zorlandıkları noktalardan biri yaşamında hep yarım kalan ve hiç bir zaman tamamlanmayacak olan noktalardır. Tamamlanması gerektiğinin çok iyi farkındadır. Ama bir türlü tamamlanamayacağını da bilir. Bu onun ruhunun derinliklerine bir boşluk olarak siner. Tıpkı sinemada film izleyen birinin filmi izlerken kaçırdığı ve bir daha hiç bir zaman izleyemeyeceği film karesini andırmaktadır. Duygu dünyasında, düşünce dünyasında ve her şeyden önemlisi ruhunun derinliklerinde bu boşluğu her zaman hissedersindir. Bu insanda tarifsiz acıların yaşanmasına yol açar. Her zaman bir acı hissedersin, yaşamın bir anında boğulur gibi olursun, yumruklarını sıkar tüm acılara ve belki de yaşamdaki her şeye isyan etmek istersin. Ama acının ne kaynağını bulursun nede nereden kaynaklı olduğunu fark edersin. Ama bu acıyı hep hissedersin. Bu acı ve yarım kalmış kareler bizim yaşam ve savaş gerçekliğimiz içerisinde sonuna kadar insana ait olan gerçeklerdir.
Kuşkusuz heval Server savaş gerçekliğinin çok iyi farkındaydı. Ve bunu bilerek yürüyüşe çıkanlardandı. Yaşamda boşluğunu hissettiği kareleri eylemiyle güçlü bir şekilde doldurmaya çalışanlardandı. Ve eyleminin gerekliliklerini yerine getirmeye çalışanlardandı. Karşılaşmamızın her anına damgasını vuran bu gerçeklikti. Oldukça zorlu geçeceğini bildiği bir yolculuğa bu temelde bir giriş yapıyordu. Yanındaki yoldaşlarıyla birlikte çok şey başarabileceklerine inanıyorlardı. Ve başarmak için hazırlık yapıyorlardı. Verdikleri sözler vardı ve sözlerini gerçekleştirmeye gidiyorlardı...
Verilen sözler... ve tamamlanması gereken yolculuklar... sonuçlandırılması gereken eylem... insan için daha güzelin başlangıçları olurken. ansızın kesilen yollar ve umulmadık şahadetlerin acısı da bir o kadar büyük olur. Hem sözlerini gerçekleştirme yürüyüşünde olanlar için hem de ardından sevinçli haberleri bekleyenler için. İşte bu yürüyüşçülerin ardından duyduğumuz şahadet haberlerinin etkisi de aynı etkiyi yarattı. 19 Kasım 2003 günü Bingöl Karlıova’da 16 yoldaşıyla birlikte özgürlük mücadelesinin şehitler kervanına katıldı Server heval. 16 insan ile... 16 devrimci ve 16 özge can ile... tamamlanması gereken, yarım kalmış yürüyüşler ve verilmiş sözler... ansızın toprağın bağrına düşmek ve toprağı derinliğine hissetmek. Bu gerçeklik mücadelemizin temel bir parçası olmasına rağmen hiç bir zaman kabul etmedik. Ne bu şahadetleri... ne de şahadetler ardından verilen zamansız haberleri...
Zamansız haberlere alışkınız. Çünkü zamansızlıklar içerisinde en değerli insanlarımızı yitirdik. Belki de en değerli evlatlarını yitiren bir halkın yüreğinden çıkıp dağlara geldik. Tarihte bu kadar değerli kadrosunu, en gelişkin insanlarını bir mücadele içerisinde yitiren başka bir halk var mı bilinmez ama bu bizim günü birlik gerçeğimiz haline geldi. Zorlanmalarımızın özü, kabullenmediğimiz bu olsa gerek. Yüreğimizin derinliklerinde kabaran isyanların kaynağı bu olsa gerek.
Mücadelemizin ağırlığının çok iyi farkındayız. Hele sizin gibi değerli evlatlarını yitirmiş bir halk gerçekliği içerisinde yürütülen bir mücadelenin ağırlığı bir o kadar fazla olur. Ki bunu size layık yoldaşlar olmak için yürütüyorsak bu daha anlamlı ve daha da ağırlaştırır yükümüzü. İdeallerimiz bizi aynı nokta da buluşturdu ve savaştırıyor. Tamamlanması gereken mücadele anılarınızın gereği olan bizim mücadelemizdir. Yarım kalmış yürüyüşleriniz belki de en fazla bizlerin tamamlaması gereken bir yürüyüştür. Yaratılması gereken dünyanın en fazla yaratma emeğini bizler vermeliyiz. Çünkü hem ideallerimizin gerçekleşmesi hem de sizden devraldığımız borcumuzun ödenmesi olacaktır. Borcumuzu ancak böyle bir dünya yaratarak ödeyebiliriz. Hiç bir zaman unutmayacağız bunu. Onurlu ve verilen emeklere layık insan olmanın gereği bunu emrediyor. Bizler bu emir doğrultusunda yürümeyi sonuna kadar esas alacağız.
Ve siz yoldaşlar ve sen Server yoldaş... karbeyaz coğrafya savaşımızın bir rengi oldu. Olsun. İsyan etmeyeceğiz yine. Yüreklerimizin tüm kabarmalarına rağmen yine de isyan etmeyeceğiz. Varsın analar sizleri bağrına basamamanın gözyaşlarını döksün. Lanetler yağdırsın bu kaderi yaratanlara. Ama biz yine isyan etmeyeceğiz. Neden diye hiç bir zaman sormayın. Nedenini bizde bilmiyoruz. Bildiğimiz ve anlamını çözdüğümüz nokta ise sizlerle bir parçamızın da toprağa düştüğüdür. Ve bir parça daha toprak anaya yakınlaştığımızdır. Umut olarak yeşermemize bir adım daha yaklaşmamızdır. Sizleri ve kendimizden birer parçayı toprağa bırakıyoruz. Ve sizleri ve kendimizden bir parçayı dağlarımızın sıcaklığında savaşımızda yaşatıyoruz. İnsanlık onurunu görkemli bir şekilde korumanın savaşında.
Evet insan olarak kendimizi var etmenin savaşında en sade ve gerçekçi insanlığınıza saygının bir gereği olarak var olacağız. Sizleri de bu onurla bağrımıza saklıyor, insanlığınızdan bir parça gelecek nesillere taşıyabilmenin mücadele sözünü veriyoruz. Bu değerlerimizi ve en başta sizleri yaratanların çizgisinde yürümenin sözünü bir kez daha veriyoruz.


Kabarıyor yüreğim
Bir isyan tomurcuğu gibi
Son bahar yapraklarının sararmasıyla...
Yarım kalmışlıkların bıraktığı sıcak izlerle
Sonsuzluğa doğru akıyorum
Sıcacık ve usulca...
Kendimi bırakıyorum derinliklerine
Özlemini duyduğum ülkemin
Yıldızlarının kırpıştığı gecelerinde

Yanı başımda bir yoldaşım
Belirsiz bir siluet gibi duruyor
Ve yanı başında biri daha
Ve bir diğer köşede paramparça olmuş ben
Kanım ne kadar usulca akıyor derinliklere
Oysa ne güçlü kaynardı kanım
Delikanlıydı yüreğim...
Bütün bunlar
Kar beyazında tutulmak için miydi...
Olsun son baharı da güzel ülkemin
Sararmış yaprakları
Ve yalnızlığını hissettiren karları da...

Kendimi kollarının arasına bırakıyorum
Baharına ulaştır beni
Kışların fırtınalarında yapayalnız bırakma
Yeterince arındım saf beyazlığında...
Newroz ateşinin sıcaklığıyla erit
Donmuş kanımı...
Usulca erit...
Ve ardından hiç bir iz bırakmadan

* *

Ardın sıra başladı yürüyüşümüz...
Kim bilir belki de
Zamana hükmetmenin diğer adı oluyor...
Zamansız değil...
Her şeyin belki de tam zamanıdır.
Karlı zamanlara denk düşse de
Olsun biz tercih ettik zamanını
Ve biz yürüdük bu yolda...

... ve yürüyüşümüz
Başka yere değil
Başladığımız yere doğru...
Bir yerde nokta konulsa da
Bitti zannetmeyin...
Bir kere başladı yürüyüşümüz
Ve durmayacak
Ardın sıra bahar gelene
Çiçekler renklerinden korkmadan
Ülkemde açana dek
Sürecek yürüyüşümüz
Sonbaharın dökülen yaprakları
Ve karlı dağların soğuğuna rağmen...



********


ARAYIŞÇI


Bir arayışçıydı Server arkadaş. İlk arayışı İslamla gelişmişti. Bir düzey yakalamasına rağmen, içindeki arayış hırsı onu içten içe kemiriyordu. Ne olursa olsun arayışını sonuçlandırması gerektiği bilinciyle bıkmadan, usanmadan devam ediyordu. Nurettin okula da da arayışlarını sürdürdü. Okudukça aydınlanıyor, aydınlandıkça arayış içerisine giriyordu. Ne İngilizce’yi öğrenmek ne de bilgisayar kullanmak az bir şey bile olmasa arayışlarına cevap olmuyordu. Yani kafası çok çalışıyordu. Dayısı ondaki bu özü görerek arayışlarını ancak PKK’de bulabileceğini, onu da ikna ederek tanıştırmıştı. Kısa bir zamanda buna inanarak ve ardından koşar adımlarla partiye katılım kararını vermiş ve bu kararla her gerillanın ulaşamadığı, hayalini kurduğu Başkan APO ile buluşma, tanışma, bütünleşme onuruna ulaşmıştır. Parti Merkez Okulunda bir devre kaldıktan sonra devreyle kendisini ideolojik, politik olarak donatarak içindeki Dersim özlemini gidermek için ateşini söndürmek için yola koyulmuştu. Önderliğin son öğrencisi olarak ülkeye yöneliyordu.
Kısa bir eğitimden sonra Metina’ya pratiğe çıkmıştı. Burada kalması her ne kadar onu üzüyor olsa bile içindeki ateşi söndüremiyordu bu üzüntü. Bu ateşin sıcaklığıyla, kararlılığıyla ’99 yazında Dersim’e özlemine kavuşmak için yola koyuldu. Sınır taşlarına basarak güneye veda ederken Dersim’e merhaba diyerek geçti. Bu sevinci çok fazla yaşamadı, yalnızca Gabar’a kadar ancak gelebildi. Başkan APO’nun 2 ağustos geri çekilme kararı üzerine gruplar oldukları yerlerde durdurulmuştu. Umudunu hiç yitirmeden Gabar’da kalmaya razı olmuştu. Ne de olsa Gabar Dersim’e biraz daha yakındı. Ona yakın olmak, ona haz veriyor ve bir gün umudunu gerçekleştirmek için kendisini pratikleştiriyordu.
Üç yıla yakın bir zaman Gabar’da, İdil, Cizre, Mişare alanlarında cephe çalışmalarını yürüttü. Birikimini halka taşırmaya çalışıyordu. Bilinç düzeyi örgütsel refleksleriyle örnek alınan bir arkadaştı. Eyalet gücünün yenilenmesi sonucu 2001 sonunda Kandil’e HPG anakarargahına yoğunlaşmak için çekilmişti. Şehit İsmail kuzey kampında üç aylık yoğunlaşmadan sonra zayıf olan askeri yanını tamamlamak için MKA Akademisine geçti. Kendinde komutanlaştırmayı, savaş bilincini, taktiğini, disiplinini yaratarak pratik sahaya geçti. Grupların kuzeye yönelmeleri içindeki ateşi daha da alevlendirmişti. Bu ateşini karar, ısrar ve dayatmaya dönüştürerek kabul ettirerek gruplara katılmıştı. Onun en son Dersim gruplarının içinde gece yarısı gördüğümde Dersim sevincini, özlemini o gece karanlığında gözlerindeki ışıldayışta görebildim, etkilendim. Ben pratikten gelmenin üzüntüsünü yaşarken, o ise pratiğe çıkma sevincini yaşıyordu. Bu sevincini benimle paylaşması hem moral vermişti. O, yılların içinde başladığı özlemini, yaşadığı Dersim’e Munzur’a yönelme adımlarını atıyordu.
Attığı her adım, içindeki ateşe bir odun gibi atılıyor, ateşini gürleştiriyordu. Önce Serhat, Serhat’tan sonra Erzurum’a yetişmek umudunun gerçekleşmesinin ifadesi oluyordu. Bingöl’de İsmaillerin ve daha nice kahramanımızın yerinde kızıl haçta İsmaillere ve kendisine yaraşan bir kahramanlıkla bizlere dayatılan pişmanlık yasasına yanıt olabilen kahraman duruşuyla çatışmada meçhul askerler arasına Zilanların, Şiyarların yanlarına tacını giyerek gitti. Dersim’i görmedi, içindeki ateş her ne kadar söndürülmek istense de onu yoldaşlarının gözbebeklerinde, yüreklerine, oradan Munzurlara taşırmaya çalışmış, ve başarmıştı. Kendi özlemini her ne kadar yaşamamış olsa bile onun yoldaşlarının yaşaması için ona son nefesinde de moral vererek korumaya kalkmıştı Server Ari arkadaş.

*********


Kendisine sorulup düzeltilecek


İnsan yığınlarının biriktiği, yaşamın kirletildiği, insanın onursuzlaştırıldığı, bunalımın karanlığında hafif bir ışık sızıyordu kalbine. Çekiyordu ışıktaki gizem. Sanal dünyada gerçekler idealler dünyasına durak durak her iki benliği ile kaldırımları patikaya, apartmanları tepelere, insanları gerillalara dönüşmüş bir halde yürürken kendini Munzur’un enginliğinde, asilikle donanmış bir özgürlük militanı olarak gördü. Yanındaki insanları yalandan dolandan uzak, neşeli, coşkulu, bütün maddi yaşam değerlerinden uzak bir sevdalılar yığını içerisinde bulmuştu. Neye sevdalıydılar bunlar? Güneşin, ateşin, ideallerin, özgürlüğün, kadın güzelliğinin, aşkın arayışçılarıydılar bunlar. Ben kimim? Ne arıyorum burada? Neden geldim derken, sorusuna cevap bulmaya çalıştığı sırada bir anda martı sesleri ile kendine gelmiş, kendisini kordon boyunda bir boşlukta oturur bulmuştu.
Uçuyordu sevinçten, mutluluktan adeta bir kuş gibi uçağın içinde uçarken. Birazdan inecek, birazdan hep televizyonlarda gazetelerde gördüğü bir çocuğun ilk duyduğu, ilk öğrendiği, milyonların haykırdığı, bir çocuğun sevindiği, bir ananın umudu, yaşam kaynağı, Kürtlerin güneş bellediği, onu hep farklı ve insan dışı bir deha olarak hayalini kurduğu, çocukluk hayallerine ihanet etmeyen, bütün sevdalıların sevdalısı ile buluşacaktı. Birden onu karşısında görünce şoka uğramış, donup kalmıştı. Ona o kadar yakındı. Dokunabiliyor, konuşuyor, yemek yiyor ve bu ona inanılmaz geliyordu. Bir hayalini daha gerçekleştirmişti. Onunla top oynamak, ondan yana olmak, onun öğrencisi militanı olma onuruna ulaşmıştı. Bu sevinçle kendisini bir başka hissediyordu. Onun yanında kendinde hep aradığı yanı bulmuştu. Gittikçe kendisini tamamlıyordu. Bir ayağı daha kalıyordu kendini tamamlamasının. Gerilla! Onun sıcak savaşı dağlar, dağlarda onur kazandıran silah, o silahı onurlu kullanacak onurlu mekanlar, Munzurlara ulaşmak kalıyordu.
Her zaman olgun, gülümser yüzü ve gülen gözleriyle hatırlarım. Bakışlarında bir çekim gücü vardı. Gülümser, gözlerinin parlaklığı ile samimiyetini çok rahat ifade ediyordu. Kimi insanlar var ki, iyi veya kötü şu veya bu olumlu olumsuz özellikleri ile parmakla gösterilir ya, o da derinliği, örgütü tanıması, refleksleri ile parmakla gösterilirdi. Askeri savaş yönü başta yetersizdi. Fakat savaştan korkmuyordu. Parmakla gösterilen insanlar arasında parmakla gösterilmek, onun omuzlarına ağır yükler bindiriyordu. Entellektüel bir düzeyi vardı. Bunu örgüt çıkarları temelinde kullanma, çaba ve isteminin yaşama yansımasından cephe biriminin başına verilmişti. Halkın içerisinde de kısa bir zaman içerisinde kendisini kabul ettirmişti. Çok uzak alanlarda olmamıza rağmen, ondan haber alıyordum. Örgütten uzaklaşma yoktu onda. Telefonla konuşurken bile resmiydi. Örgütten uzaklığı yansıtmıyordu karşısındakine. Herhangi bir toplantıda bir soruna bir anlayışa tavır koyarken, herkes ardına baktığında, arkasındakiler arasında Server var mı yok mu diye bakardı. Bir anlamda tavır ve tutumlarımızda bizim için güçtü. Onunla daha iyi tavır koyabiliyor ve o her şeyi ile insana güven veriyordu.
Enginlikler denizinde bir ada, güzellikler dünyasında bir mekan, özgürlük abidesi, sevdalıların buluştuğu, yiğitlerin, yiğit insan, büyük kahraman komutanımız Agit’in yuvası Gabar. Ova bir bütün yeşile boyanmış, vadilerde coşkun pınarlar, yamaçlarda rengarenk çiçekler açmış, zirvelerde hoşçakal demeden güneşin kızıllığına dayanamayan karlar durmadan erirlerdi gözlerimizin önünde. Onunla her sabah ağaç tomurcuklarının açık açmadığına bakardık. Bu bakışlarda kardan nefret eder olmuştuk. Her bir metresinin daha erimesi bizi biraz daha sevindiriyordu. Karlar kabusa dönüşürken, yapraklar yeni bahar intikam saldırılarını ödenmesi gereken borç zamanının geldiğini ifade ediyordu Gabar’da. Gabar Server’le bir başka güzelleşiyordu. Her Gabar’dan ovaya iniş ve halkla bütünleşmeden ne kadar moral alıyor olsak da, Gabar’dan arkadaşlardan uzaklaştığımız için de üzüntü duyuyorduk. Burada bizim için önemli olan: Ayrılıklarımız büyük buluşmalar içindi. Zaten bahar operasyonunda içimizdeki kini, öfkeyi, nefreti düşmana kusarcasına boşaltmış ve bir çocuk sevinci ile Server Cizre’ye, ben ise Batman’a yürüdüm.
Cizre! Dillere destan. Berivan’ın serhıldanların öncüsü uzun bir aradan sonra onun yetenekleriyle yeniden açılmaya başlamıştı. Bizler tarafından sevildiği kadar, halk tarafından da seviliyordu. Çünkü gülümseyişi espirisi, samimiyeti, anlayışı, ölçüleri, ilkeleri, refleksleri, yaşama katılımı, halkın hizmetçisi, Agit’in komutasında bir savaşçı olma istemini yansıtıyor ve çevresini etkiliyordu.
Sığınaklar! Harabeler yığınında harabe. Firavun piramidinde mezar. Rahatça oturamıyor, uzanamıyor, yazın sıcak bunaltıcı havasız; kışın nemli, dondurucu soğuk. Karınca, fare, yılan ve akrep yuvalarıdır yaşamımızın aydınlandığı sığınak, sığınaklar. Bütün bunlara rağmen o ise bunlar yokmuş gibi davranıyor, bütün onlarla oyun oynuyor, farelere tuzak kuruyor, karıncalara yem bırakıyordu. Her şeyimize ortaktı fareler. Yemeklerimize, kitaplarımıza, battaniyelere, hatta kulağımızdaki kulaklığı kesip yerken Server fareyi yakalamış, idama mahkum etmişti. Sığınakta her zaman gazete kitap okur, okudukları üzerine tartışma olurdu. Müthiş bir aydınlanma istemi vardı. Birey olarak kendisini yaratmak istiyordu. Kendisini yaratarak özgürlüğü bir ideal olmaktan çıkarıp yaşanılır kılıyordu. Çok iyi bir satranç ustasıydı. Onu yenen kimseyi görmedim. Akademide öğrenmişti satrancı. Satrançtaki kafasını savaşlarda kullanabilseydi, çok iyi bir komutan olabilirdi. Üç yıla yakın bir süre kaldıktan sonra Gabar’a, Mardin’e bütün güzelliklere ve sığınaklara hoşçakal …… …….. ……. …… …… … …. ….. …. …. Şehit İsmail kampında açlık yoğunlaşmasından sonra, eğitim ve sosyal aktivitelerde öncülüğüyle Mahsum Korkmaz Akademisi’ne gitmişti. Savunmalarla erken bütünleşmesi, onun gelişim düzeyini belirliyordu. Devrede başarılı bir duruşu vardı. Başarıyla takımı tam olarak Şehit Ayhan taburuna gitmişti. Orada Şehit Ayhan’ın intikamını almaya bir adım daha atmıştı. Sürecin gelişimi ile en büyük hayali olan Munzurlarda gerillacılık yapma imkanı doğmuş, bu imkan büyük bir kararla gerçekleşmişti. Gitmeden önce bir gece yarı hayranlığında onu yolda görmüştüm. Dersim’e gitme sürecini gözlerinden okuyabilmiştim. Onun o sevinci benim bunalımımı bir an olsa bile ortadan kaldırmıştır. O hayalini gerçekleştirmeye gidiyordu, bense uzaklaşıyordum ve zamanı da daha vardı.
Kerê Deryaya coşkun bir dere misali yol alıyorduk. Coşkun dere misali okyanuslara bir göl olup olabilecek mi diye düşünüyordum. Ya insan okyanusa düşmüş olabilir miydi? Denizler daha da kararmasın, nefessiz kalmasın diye damlalar gibi gerillalara sevdalılar olarak yürüyorlardı Dersim’e doğru. Munzur’un doruklarına ovalardan dağ memleketine, ilkin dağlarda kokladığı ve mendilinde kuruttuğu çiçekleri avuçlarında rüzgara bırakarak doğanın dengesini sağlamaya çalışıyordu. Belki de o rüzgarla savrulan çiçekler Munzur’un doruklarına yayılıp geçecekti. Bitecekti hasret. Bu toprağa düşen hasret eski kökünde boy verecekti.
Yürüyorlardı ay boyunca. Ay ışığı onların ardında, onları izlercesine yürüyorlardı. Sırtlarında çanta, kollarında silah, kalplerinde umudu zaferle taçlandırma inanç ve kararlılığıyla çok yakınlaşmışlardı Dersim’e, Munzurlara. Aşkının aşkına, özleminin özlemine, hasretinin hasretini gidermeye az bir mesafe kalmıştı. Onu kızarmış namlulardan fırlayan, yaşamdan azrailce intikam alan mermilerin gencecik narin bedenine saplanacağı ve umudun umut olmasını engelleyecek olan çakalların onu beklediği, gözlerindeki ışığı, kalbindeki ateşi kıskananların özlemine, sevdasına, hasretine tepki duyanların insanlıktan çıkmış halleri ve yuvalarından fırlamış kanlı gözleriyle onu Zilan’ın, Zeynep’in, Besê’nin yanına göndereceklerini ne o biliyordu ne de ben. Bingöl’de Kızılağaç’ta veda etmeden kapamadan gözlerini, bütün çirkinliklere inat, gitti Server. O da binlercesi gibi anılarını bize bırakarak, yarım bıraktıklarını bize devrederek ve bizler için onu yaşatma sözüyle yeni mücadele gerekçeleri yaratarak güneşe yol alan kervanlara katıldı.

Devrimci selam ve saygılar

 

Silah Arkadaşı
  

Geri <<< | >>> İleri

 
HPG (Halk Savunma Güçleri) Resmi Sitesidir.
HPG-BİM tarafından yapılmıştır.
HPG Online © 2003 - 2006 Tüm hakları saklıdır.