Main Menu
Anasayfa
Şehitlerimiz
Şehitler Albümü
Şehit Künyeleri
 
 

2003 ŞEHİTLERİ YENİ DÖNEMDE APOCU RUHUN MEŞRU SAVUNMA ÇİZGİSİNDEKİ TEZAHÜRÜDÜR!

AGIR - MUSTAFA POLAT

AGİRÎN - LEYLA DİLEK

AGİT - BAKIR ÖZDEMİR

ANDOK - İSKAN TAŞ

BAGOK - SİNAN YILDIRIM

CENG (CAN) - BARIŞ ŞENOL

CUDİ - MEHMET UĞUR

ÇAYAN - BEDİRHAN BELLİER

DEŞTİ - KEMAL YAKLAV

DİROK - MERYEM ŞEXO

DOĞAN - MENAN HÜSO

ERDAL - ENGİN SİNCER

FERHAT - RAMAN DOĞAN

FIRAT  - TUNCER POLAT

HÜSEYİN - HASAN ERTUĞRUL

İSA - EROL BUL

KAHRAMAN - FEYİZ EBUZEYD

KAMURAN - HAŞİM BİTİK

MAHİR - ŞERİF YALÇIN

MAHMUT - DERVİŞ SİNO

METİN - ATİF URUK

MUNZUR - CAHİT DAĞTEKİN

MUNZUR - HÜSEYİN GÜL

NEMRUT - KENAN FIRAT

ROJHAT - MUSTAFA GÖK

RUBAR - İSMAİL ALTÜRK

SERVER - NURETTİN DOĞRU

SİPAN - VEDAT MERT

ŞAHİN - KEMAL PURMEND

ŞERVAN - DENİZ YANAT

ŞEVGER - HALİL ALÖKMEN

ŞEVGER - YAŞAR AYKAL

ŞİYAR - AHMET AKSU

XELAT- XEVRAMAN ALİ

XEMGİN - ÇETİN KAÇAK

ZAĞROS - ENGİN ÇINAR 

ZINAR - İBRAHİM KILIÇ  

Kod Adı: RUBAR
Adı Soyadı: İSMAİL ALTÜRK
Doğum Tarihi-Yeri:
1979 / ŞIRNAK
Anne-Baba Adı:
ZÜLFÜYE – EBUZEYD
Katılım Tarihi:
1993 / BOTAN
Şahadet Tarihi:
11 NİSAN GARE

Geri <<< | >>> İleri

 

YÜREKLİ BİR ÇIKIŞIN ANLATIMI


Belki herkes bakmasını bilir. Ama bakmasını bilmek ve bir de görmek vardır. Gözlerinle baktıklarını algılama gücünü göstermek, her insana nasip olmayan bir anlayış derinliğini gerektirir.
İnsan onu ilk gördüğünde hemen dikkat çeken, yüzünde birikmiş yaşam tecrübesiydi. Onun bu duruşu, karşısında duran insanda ilk anda doğal bir saygınlık uyandırıyordu. Yüzünde birikmiş yaşam tecrübesi, karşısındakine bir tarihi anlatıyordu sanki. Bakıp da görmesini bilenleri alıp ta uzaklara götürüyordu. Belki de Rubar arkadaşı anlatmak bu yüzden çok zordur. Rubar arkadaşın yaşamı, yazılmamış bir roman gibiydi ya da söylenmemiş bir söz. Yaşamın doğal gerçekliğinde saklı olan bir roman, her zaman yankısını bulan bir söz.
Bu yaşamı her açıdan kanıksamıştı Rubar yoldaş. Sonradan eklenmiş veya eklektik kalan hiçbir yanı kalmamıştı sanki. Her özelliği doğalında bu yaşamın bir tarafını dile getiriyordu. Bir yanında mücadelenin, savaşın ağır bedelleri varken, diğer yanında mücadelenin bedelleri sonucu kazanılan bir yaşam vardı. Hiçbir romancının bugüne kadar dile getiremediği yaşam gerçekliğimiz, onun yaşamdaki doğal duruşunda ifadesini buluyordu. İşte bu yüzden bakmak ve görmek birbirinden çok ayrı şeylerdir. Bakıp da görmesini bilenler adım adım kazanılan bir yaşamın öyküsünü, Rubar arkadaşın doğasında yansımasını bulan bu romanın sayfalarında okuyabilirdi. Bundan dolayı salt mekanik, soğuk ve maneviyattan uzak bir mantık her şeyi algılamaya bir bütünen yetmeyebilir. Düşünce gücü kadar insanı ısıtan, içini içine sığdırmayan bir yürekle ve bir de gönül gözüyle bakmasını bilmek gerekir. Çünkü Rubar arkadaşın yaşamı yürekli çıkışların anlatımıdır.
Rubar arkadaşı anlatmaya çalışırken en fazla kullanacağımız kelimelerden bir tanesi de doğallıktır. El değmemiş bir doğallığı kendisinde yakalamıştı. Belki de tarihin şafak vaktinde çakılı kalan Kürtlüğün ve hiçbir uygarlığın kirletemediği insanlığın en doğal özünü kendisinde taşıyordu. Bugün bile insanlığın iç çekerek en fazla özlemini duyduğu şey, bu çağlar öncesi tarihin şafak vaktinde çakılı kalan özdür. Henüz doğadan kopmayan, doğanın bir parçası olarak kendisini var eden insanlık, en doğal özgürlüğünü yaşıyordu bu özde. Ve doğadan koptuğu ilk anda insanlık, doğal özgürlüğünü ifade eden bu özünden de uzaklaştı.
Rubar arkadaş, tarihi kökeni bu kadar derin olan böylesine toplumsal bir gerçeklikten geliyordu. Uludere’ye bağlı Gui aşiretindendi. Aşiret yapılanmasının oldukça güçlü olduğu bir toplumsal çevrede yetişmişti. Yaşam mücadelesinin en ağır olduğu toplumsal koşullarda hayata gözlerini açtı. Kişiliği, geçimini ağırlıklı olarak doğadan sağlayan, kendi içinde çelişkili de olsa, dış saldırılara karşı aşiret bilincinin güçlü etkileriyle hareket eden, toprağına, yerine ve yurduna bağlı, uygarlıksal gelişmelerin dışında kalma pahasına da olsa özgürlüğü tercih eden, kısacası Kürtlüğün en yalın gerçeğini ifade eden bir yaşam gerçekliğinin kaynağından beslenmişti. İnsanlığın özgürlük manifestosunda anlatımı çok güçlü yapılan bu toplumsal gerçeklik, bir yandan çağdaş bir toplum haline gelememenin, diğer yandan da tüm inkar ve imha saldırılarına karşı Kürt halkının varlığını ısrarla ayakta tutmanın siyasi ve tarihi derinliği olan nedenidir.
PKK, Kürtlüğün izlerini çok güçlü yaşayan, toprağına ve yurduna bağlı kalan, dar bir aşiret mantığıyla da olsa yurtseverlik özünü yitirmeyen bir toplumsal ortamda çıkış yapmıştır. Böyle bir hareket, ilk çıkışından itibaren Kürt halkının kendisinde daima korumuş olduğu yurtseverlik özüne cevap olmuş ve buna en gelişkin bir ideolojiyle ulusal bir nitelik kazandırarak bir halkın uyanışına yol açmıştır. Bunun o kadar güçlü etkileri olmuştur ki, insanlar yüreklerinde saklı kalan ama her zaman özlemini çektikleri birçok şeyin ifadesini PKK’de ve onun Önderliğinde bulmuştur. Bu durumu Önderlik şu sözleriyle ifadelendirmiştir: “Ben Kürt insanının yüreğinin bir köşesinde saklı kalan ama bir türlü ifade edemediği veya gerçekleştiremediği özgürlük özlemlerinin toplamı oluyorum.” İşte kendisini bu harekette ve onun Önderliğinde bulanlardan birisi de Rubar yoldaş olmuştur. 1995 yılında halkın ulusal uyanışı karşısında düşmanın en fazla yönelimlerinin gerçekleştiği bir dönemde, yüreğinde taşıdığı özgürlük özlemleri onu PKK saflarına getirmişti.
Yeni bir baharın başlangıcıyla birlikte, o da yeni bir yaşama atılıyordu. Tıpkı yaşamının bir baharın başlangıcında sona ermesi gibi. Meğerse başlangıçlar ve sonlar ne kadar da iç içe. Her başlangıç bir sonu beraberinde getiriyordu ve her son yeni başlangıçlar içindi.
Agitlerin diyarı Botan’da başlıyordu yeni yaşama. Nice yiğitlerin tırnak ve dişleriyle özlemlerini dağlarına kazıdığı Botan’da güneşe selama durdu. Baharın yaşam kokan tazeliğiyle yaşam yolculuğuna çıktı ve adım adım dolaştı Botan’ı. O zaten, içinde yetiştiği yaşam koşullarından ötürü hiçbir zaman doğadan ve dağlardan kopmamıştı. Böyle bir yaşam gerçekliğinden geldiği için kişiliği dağlarla doğal bir uyum içerisindeydi. Kürt halkının tarihin şafak vaktinde çakılı kalan özünü kendisinde anlamlandırabilecek, özgür bir ifade gücüne kavuşturabilecek ve çağın tüm vicdansızlıklarına karşı haykırabilecekti. Artık o, içinde yetiştiği koşulların kendisine kazandırdığı doğal özünü yüksek bir bilinçle anlamlandırma düzeyine taşırabilecek bir özgürlük ortamında bulunuyordu. Rubar arkadaş bu anlamlandırma gücünü savaşın en ağır koşullarında kazanmıştı. Bilme ve anlamanın ayırdına insan en fazla Rubar arkadaşın gerçeğini tanıdıkça ulaşıyordu.
Bilinen her şey insanda bir anlamlandırma gücünü uyandırmaz. Belki bildiğini sanan, bu anlamda aydın geçinen birçok insan vardır. Ama bildiklerini yüksek bir anlamlandırma gücüne ulaştırabilecek bir ruhtan ve yürekten yoksundurlar. İşte Rubar arkadaşı da bu anlamlandırma gücüne ulaştıran, onun kuşatılmayan ve teslim alınmayan ruhu ve yüreği olmuştur.
Yüreğinin gözüyle bizzat yaşamdan okuyarak bir anlam gücüne ulaşmıştı Rubar yoldaş. Kim bilir kaç sefer savaş ortamında ölümün çemberini yararak hayatta kalmayı başarmıştı. Onun şahsında mücadelenin sonucu olarak kazanılan bir yaşam düzeyini görmek mümkündü. Bu yüzden onurlu bir yaşamın değerini herkesten daha fazla biliyordu. Çünkü yaşam uğruna ağır mücadele bedellerini ödemiş ve yaşamı uğruna ölecek kadar seviyordu. Bu anlamda Rubar arkadaş, mücadelenin sonucu olarak kazandığı yaşam düzeyinden ötürü, Önderliğin “Gerçek anlamda savaşmasını bilenler ancak barışın gerekliliğine inanabilir.” sözlerinden de hareketle barışa dair çok güçlü umutlar besliyordu.
...
O gün her şey, bir bahar tazeliğinde başlamıştı. Nasıl ki bir baharın başlangıcında gerillaya katıldıysa, Nisan’ın bereketiyle yeni bir baharın canlanışında da yaşama ve mücadeleye veda edecekti Rubar yoldaş. Oysa doğadaki her canlı, ömrünün baharındaydı ve doğa, yeni bir yaşamın müjdesini veriyordu. Her güzelliğin bir bedeli vardı veya her yaşam bir ölümden geçiyordu. Bu çelişkinin yakıcı gerçekliğini bir bahar günü bir can vererek bir kez daha yaşayacaktık.
Rubar arkadaş zehirlenme sonucu iki gündür rahatsızlanmıştı ve hiç birimiz bu rahatsızlığın sonuçlarının nereye varabileceğini tahmin bile etmiyorduk. Elimizde varolan imkanlar tedavi için yeterli olmadığından, savaş içerisinde defalarca ölüm çemberini yararak hayatta kalmayı başaran bir özgürlük savaşçısının yaşamı, avuçlarımızın arasından kayarcasına yavaş yavaş son buluyordu. Koskocaman bir yaşam, hem de bin bir emekle kazanılan bir yoldaşımızın yaşamı, gözlerimizin önünde eriyordu. Ve birşeyler yapamamak bizleri kahrediyordu. En fazla ağrımıza giden ve asla kabullenmediğimiz, hak etmediğimiz bir şahadetin olmasıydı. Bu şahadet, ezelden beri Kürt halkına her türlü imkansızlığı layık gören, en ağır yaşam koşullarıyla karşı karşıya bırakan düşman gerçeği karşısında öfkemizi bir kez daha kabartıyordu. Bize kalansa, halkın ve tüm insanlığın özlemlerini, geleceğe dair umutlarını şahsımızda gerçekleştirene kadar yaşama yüklenmekti. Çünkü bizler, özgür yaşamın geleceğe dair sönmeyen umutlarını, Rubar arkadaşın son nefesinde açık kalan gözlerinden okuduk. Son anda bile halen gözlerinde bir umudun parıldayan ışığı vardı. İşte bunun için kapatmadı gözlerini yaşama. Çünkü yaşam tutkusu çok güçlüydü ve halen yaşam umuduyla doluydu.
Onun mücadele yoldaşları olarak bizler, onun son anına kadar sönmeyen umutlarını gerçekleştirmek üzere, yaşam ve özgürlük kararlılığımızı yeniliyoruz. Bu yüzden, Rubar arkadaşın açık kalan umut dolu gözlerini her zaman üzerimizde hissedeceğiz. Bunu bir an bile unutmak, lanetli olmak demektir. Hiçbir şey, son ana kadar yaşamdan vazgeçmeyen bu umut dolu gözleri unutmanın lanetinden bizleri kurtaramaz. Bizleri ancak özgür yaşama layık olan her türlü başarı ve kazanımlarımız kurtaracaktır. Bu temelde Rubar arkadaşın şahsında, yaşamın gerçek sahibi olan tüm şehitlerimizin huzurunda bir kez daha başarı ve zafer sözümüzü yeniliyoruz.

Silah Arkadaşı
  

Geri <<< | >>> İleri

 
HPG (Halk Savunma Güçleri) Resmi Sitesidir.
HPG-BİM tarafından yapılmıştır.
HPG Online © 2003 - 2006 Tüm hakları saklıdır.