|
 |
Kod Adı: RUBAR
Adı Soyadı: İSMAİL ALTÜRK
Doğum Tarihi-Yeri:
1979 / ŞIRNAK
Anne-Baba Adı:
ZÜLFÜYE – EBUZEYD
Katılım Tarihi:
1993 / BOTAN
Şahadet Tarihi:
11 NİSAN GARE |
 |
|
Geri
<<< |
>>> İleri
YÜREKLİ BİR ÇIKIŞIN ANLATIMI
Belki herkes bakmasını bilir. Ama bakmasını bilmek ve bir de
görmek vardır. Gözlerinle baktıklarını algılama gücünü
göstermek, her insana nasip olmayan bir anlayış derinliğini
gerektirir.
İnsan onu ilk gördüğünde hemen dikkat çeken, yüzünde birikmiş
yaşam tecrübesiydi. Onun bu duruşu, karşısında duran insanda ilk
anda doğal bir saygınlık uyandırıyordu. Yüzünde birikmiş yaşam
tecrübesi, karşısındakine bir tarihi anlatıyordu sanki. Bakıp da
görmesini bilenleri alıp ta uzaklara götürüyordu. Belki de Rubar
arkadaşı anlatmak bu yüzden çok zordur. Rubar arkadaşın yaşamı,
yazılmamış bir roman gibiydi ya da söylenmemiş bir söz. Yaşamın
doğal gerçekliğinde saklı olan bir roman, her zaman yankısını
bulan bir söz.
Bu yaşamı her açıdan kanıksamıştı Rubar yoldaş. Sonradan
eklenmiş veya eklektik kalan hiçbir yanı kalmamıştı sanki. Her
özelliği doğalında bu yaşamın bir tarafını dile getiriyordu. Bir
yanında mücadelenin, savaşın ağır bedelleri varken, diğer
yanında mücadelenin bedelleri sonucu kazanılan bir yaşam vardı.
Hiçbir romancının bugüne kadar dile getiremediği yaşam
gerçekliğimiz, onun yaşamdaki doğal duruşunda ifadesini
buluyordu. İşte bu yüzden bakmak ve görmek birbirinden çok ayrı
şeylerdir. Bakıp da görmesini bilenler adım adım kazanılan bir
yaşamın öyküsünü, Rubar arkadaşın doğasında yansımasını bulan bu
romanın sayfalarında okuyabilirdi. Bundan dolayı salt mekanik,
soğuk ve maneviyattan uzak bir mantık her şeyi algılamaya bir
bütünen yetmeyebilir. Düşünce gücü kadar insanı ısıtan, içini
içine sığdırmayan bir yürekle ve bir de gönül gözüyle bakmasını
bilmek gerekir. Çünkü Rubar arkadaşın yaşamı yürekli çıkışların
anlatımıdır.
Rubar arkadaşı anlatmaya çalışırken en fazla kullanacağımız
kelimelerden bir tanesi de doğallıktır. El değmemiş bir
doğallığı kendisinde yakalamıştı. Belki de tarihin şafak
vaktinde çakılı kalan Kürtlüğün ve hiçbir uygarlığın
kirletemediği insanlığın en doğal özünü kendisinde taşıyordu.
Bugün bile insanlığın iç çekerek en fazla özlemini duyduğu şey,
bu çağlar öncesi tarihin şafak vaktinde çakılı kalan özdür.
Henüz doğadan kopmayan, doğanın bir parçası olarak kendisini var
eden insanlık, en doğal özgürlüğünü yaşıyordu bu özde. Ve
doğadan koptuğu ilk anda insanlık, doğal özgürlüğünü ifade eden
bu özünden de uzaklaştı.
Rubar arkadaş, tarihi kökeni bu kadar derin olan böylesine
toplumsal bir gerçeklikten geliyordu. Uludere’ye bağlı Gui
aşiretindendi. Aşiret yapılanmasının oldukça güçlü olduğu bir
toplumsal çevrede yetişmişti. Yaşam mücadelesinin en ağır olduğu
toplumsal koşullarda hayata gözlerini açtı. Kişiliği, geçimini
ağırlıklı olarak doğadan sağlayan, kendi içinde çelişkili de
olsa, dış saldırılara karşı aşiret bilincinin güçlü etkileriyle
hareket eden, toprağına, yerine ve yurduna bağlı, uygarlıksal
gelişmelerin dışında kalma pahasına da olsa özgürlüğü tercih
eden, kısacası Kürtlüğün en yalın gerçeğini ifade eden bir yaşam
gerçekliğinin kaynağından beslenmişti. İnsanlığın özgürlük
manifestosunda anlatımı çok güçlü yapılan bu toplumsal
gerçeklik, bir yandan çağdaş bir toplum haline gelememenin,
diğer yandan da tüm inkar ve imha saldırılarına karşı Kürt
halkının varlığını ısrarla ayakta tutmanın siyasi ve tarihi
derinliği olan nedenidir.
PKK, Kürtlüğün izlerini çok güçlü yaşayan, toprağına ve yurduna
bağlı kalan, dar bir aşiret mantığıyla da olsa yurtseverlik
özünü yitirmeyen bir toplumsal ortamda çıkış yapmıştır. Böyle
bir hareket, ilk çıkışından itibaren Kürt halkının kendisinde
daima korumuş olduğu yurtseverlik özüne cevap olmuş ve buna en
gelişkin bir ideolojiyle ulusal bir nitelik kazandırarak bir
halkın uyanışına yol açmıştır. Bunun o kadar güçlü etkileri
olmuştur ki, insanlar yüreklerinde saklı kalan ama her zaman
özlemini çektikleri birçok şeyin ifadesini PKK’de ve onun
Önderliğinde bulmuştur. Bu durumu Önderlik şu sözleriyle
ifadelendirmiştir: “Ben Kürt insanının yüreğinin bir köşesinde
saklı kalan ama bir türlü ifade edemediği veya
gerçekleştiremediği özgürlük özlemlerinin toplamı oluyorum.”
İşte kendisini bu harekette ve onun Önderliğinde bulanlardan
birisi de Rubar yoldaş olmuştur. 1995 yılında halkın ulusal
uyanışı karşısında düşmanın en fazla yönelimlerinin
gerçekleştiği bir dönemde, yüreğinde taşıdığı özgürlük özlemleri
onu PKK saflarına getirmişti.
Yeni bir baharın başlangıcıyla birlikte, o da yeni bir yaşama
atılıyordu. Tıpkı yaşamının bir baharın başlangıcında sona
ermesi gibi. Meğerse başlangıçlar ve sonlar ne kadar da iç içe.
Her başlangıç bir sonu beraberinde getiriyordu ve her son yeni
başlangıçlar içindi.
Agitlerin diyarı Botan’da başlıyordu yeni yaşama. Nice
yiğitlerin tırnak ve dişleriyle özlemlerini dağlarına kazıdığı
Botan’da güneşe selama durdu. Baharın yaşam kokan tazeliğiyle
yaşam yolculuğuna çıktı ve adım adım dolaştı Botan’ı. O zaten,
içinde yetiştiği yaşam koşullarından ötürü hiçbir zaman doğadan
ve dağlardan kopmamıştı. Böyle bir yaşam gerçekliğinden geldiği
için kişiliği dağlarla doğal bir uyum içerisindeydi. Kürt
halkının tarihin şafak vaktinde çakılı kalan özünü kendisinde
anlamlandırabilecek, özgür bir ifade gücüne kavuşturabilecek ve
çağın tüm vicdansızlıklarına karşı haykırabilecekti. Artık o,
içinde yetiştiği koşulların kendisine kazandırdığı doğal özünü
yüksek bir bilinçle anlamlandırma düzeyine taşırabilecek bir
özgürlük ortamında bulunuyordu. Rubar arkadaş bu anlamlandırma
gücünü savaşın en ağır koşullarında kazanmıştı. Bilme ve
anlamanın ayırdına insan en fazla Rubar arkadaşın gerçeğini
tanıdıkça ulaşıyordu.
Bilinen her şey insanda bir anlamlandırma gücünü uyandırmaz.
Belki bildiğini sanan, bu anlamda aydın geçinen birçok insan
vardır. Ama bildiklerini yüksek bir anlamlandırma gücüne
ulaştırabilecek bir ruhtan ve yürekten yoksundurlar. İşte Rubar
arkadaşı da bu anlamlandırma gücüne ulaştıran, onun kuşatılmayan
ve teslim alınmayan ruhu ve yüreği olmuştur.
Yüreğinin gözüyle bizzat yaşamdan okuyarak bir anlam gücüne
ulaşmıştı Rubar yoldaş. Kim bilir kaç sefer savaş ortamında
ölümün çemberini yararak hayatta kalmayı başarmıştı. Onun
şahsında mücadelenin sonucu olarak kazanılan bir yaşam düzeyini
görmek mümkündü. Bu yüzden onurlu bir yaşamın değerini herkesten
daha fazla biliyordu. Çünkü yaşam uğruna ağır mücadele
bedellerini ödemiş ve yaşamı uğruna ölecek kadar seviyordu. Bu
anlamda Rubar arkadaş, mücadelenin sonucu olarak kazandığı yaşam
düzeyinden ötürü, Önderliğin “Gerçek anlamda savaşmasını
bilenler ancak barışın gerekliliğine inanabilir.” sözlerinden de
hareketle barışa dair çok güçlü umutlar besliyordu.
...
O gün her şey, bir bahar tazeliğinde başlamıştı. Nasıl ki bir
baharın başlangıcında gerillaya katıldıysa, Nisan’ın bereketiyle
yeni bir baharın canlanışında da yaşama ve mücadeleye veda
edecekti Rubar yoldaş. Oysa doğadaki her canlı, ömrünün
baharındaydı ve doğa, yeni bir yaşamın müjdesini veriyordu. Her
güzelliğin bir bedeli vardı veya her yaşam bir ölümden
geçiyordu. Bu çelişkinin yakıcı gerçekliğini bir bahar günü bir
can vererek bir kez daha yaşayacaktık.
Rubar arkadaş zehirlenme sonucu iki gündür rahatsızlanmıştı ve
hiç birimiz bu rahatsızlığın sonuçlarının nereye varabileceğini
tahmin bile etmiyorduk. Elimizde varolan imkanlar tedavi için
yeterli olmadığından, savaş içerisinde defalarca ölüm çemberini
yararak hayatta kalmayı başaran bir özgürlük savaşçısının
yaşamı, avuçlarımızın arasından kayarcasına yavaş yavaş son
buluyordu. Koskocaman bir yaşam, hem de bin bir emekle kazanılan
bir yoldaşımızın yaşamı, gözlerimizin önünde eriyordu. Ve
birşeyler yapamamak bizleri kahrediyordu. En fazla ağrımıza
giden ve asla kabullenmediğimiz, hak etmediğimiz bir şahadetin
olmasıydı. Bu şahadet, ezelden beri Kürt halkına her türlü
imkansızlığı layık gören, en ağır yaşam koşullarıyla karşı
karşıya bırakan düşman gerçeği karşısında öfkemizi bir kez daha
kabartıyordu. Bize kalansa, halkın ve tüm insanlığın
özlemlerini, geleceğe dair umutlarını şahsımızda gerçekleştirene
kadar yaşama yüklenmekti. Çünkü bizler, özgür yaşamın geleceğe
dair sönmeyen umutlarını, Rubar arkadaşın son nefesinde açık
kalan gözlerinden okuduk. Son anda bile halen gözlerinde bir
umudun parıldayan ışığı vardı. İşte bunun için kapatmadı
gözlerini yaşama. Çünkü yaşam tutkusu çok güçlüydü ve halen
yaşam umuduyla doluydu.
Onun mücadele yoldaşları olarak bizler, onun son anına kadar
sönmeyen umutlarını gerçekleştirmek üzere, yaşam ve özgürlük
kararlılığımızı yeniliyoruz. Bu yüzden, Rubar arkadaşın açık
kalan umut dolu gözlerini her zaman üzerimizde hissedeceğiz.
Bunu bir an bile unutmak, lanetli olmak demektir. Hiçbir şey,
son ana kadar yaşamdan vazgeçmeyen bu umut dolu gözleri
unutmanın lanetinden bizleri kurtaramaz. Bizleri ancak özgür
yaşama layık olan her türlü başarı ve kazanımlarımız
kurtaracaktır. Bu temelde Rubar arkadaşın şahsında, yaşamın
gerçek sahibi olan tüm şehitlerimizin huzurunda bir kez daha
başarı ve zafer sözümüzü yeniliyoruz.
Silah Arkadaşı