|
 |
Kod adı: MUNZUR DERSİM
Adı-soyadı: CAHİT DAĞTEKİN
Doğum tarihi – yeri: 1979 - DERSİM
Katılım tarihi- yeri: 1998 - RUSYA
Şahadet tarihi- yeri: 15 Haziran 2003 - Bingöl Pul Köyü
|
 |
|
Geri
<<< |
>>> İleri
Dersim’e Olan Hasretlikti Onunkisi
Bu yazıya başlamadan önce onu nasıl anlatmalıyım diye bayağı
düşündüm. Ama o arkadaşın hasretini ve hayallerini sürekli dile
getirmesindendir ki, onun için onu tanıdığım gibi ve pratiği ile
anlatmak daha iyi ve anlamlı olur diye başladım.
Kod adı Munzur. Gerçek adını bilmediğimden yazamıyorum. Munzur
yoldaş 1998 yılında partiye katılım sağlar. Dünyaya gözlerini
Dersim’in asi dağlarında şirin bir dağ köyünde açar. O her çocuk
gibi normal bir ortamda büyümez. Her çocuk, çocukluğunda
oyuncaklarla oynarken Munzur yoldaş çocukluğunu barut ve kan
kokuları arasında, mermi ve kazan bombardımanları içinde
yaşamıştı. Çok küçük yaşta düşman gerçekliği ile karşılaşmış
olmanın da getirmiş olduğu yüreğinde büyük bir kin saklıydı.
Dersim gibi Kürdistan tarihinde katliama uğramış isyancı bir
ailenin evladıydı. O da yüreğinde saklı olduğu isyanların
acısını anı anına yaşıyordu. Onun içindir ki anarşist ruhlu ve
çok soğuk kanlı biriydi. Çünkü o da Kürdistan uğruna savaşan
özgürlük savaşçılarının dökülen kanlarını ve parçalanan
bedenlerini kendi gözleriyle görmüştü. Bu onun intikamcı biri
olmasının temel nedeni olmuştu.
Parti içinde de yakın çevresi ve akrabaları vardı. Ve sayısızca
kan döken özgürlük savaşçılarının yakınlığı da Munzur’u çok
küçük yaşta gerillaya katılmaya iter. Gerilla ile ilk tanışması
çobanlık yaparkendi. Yüksek engebeli dağlarda çobanlık
yaptığından gerilla grubunun izlerini görür ve izleri takip
ederek arkadaşların noktasına kadar gider. Aslında daha önce de
görmüş olmasına rağmen bu seferki çok farklıydı onun için.
Yalnızdı ve çok rahat konuşabilirdi. Zaten ilk konuşmaya
başladığında hemen yoldaşlardan silah talep eder. Ama arkadaşlar
onun küçük olmasından dolayı başta ona güler ve “Sen biraz daha
büyü sonra gel” derler. Ama Munzur ısrar eder, ısrarları da hep
boşa çıkar. Dersim’in üzerine uygulanan ambargo döneminde
gerilla da bir nevi nasibini aldığı bir dönemde Munzur arkadaş
her gün sırtıyla arkadaşlara erzak çeker. Onun o küçük yaştaki
gerillaya bağlılığı taşıdığı yükün ağırlığı, saatlerce olsa da
ona bir hiç gibidir. Zaten fiziki yapısı çok güçlü bir
arkadaştı.
Düşman baskılarının yoğun oldu 94-95 sürecinde ailesi ile
mecburi olarak o güzelim şirin köylerinden göç etmek zorunda
kalırlar. Belli bir dönem İstanbul’da kaldıktan sonra Bursa’ya
giderler. Bursa’da hem ailesinin maddi eksikliğe girmemesi için
çalışır, hem de gençlik örgütlenmesinde etkili olmaya başlar. Ve
sürekli cezaevleri ziyaretlerinde içerideki arkadaşların da
kuryeliğini yapar. Notları götürmek ve notların yakalanmaması
için de saçlarını epeyce uzatıp notları saçlarının arasına
koyup, düşmanın her aramasında hiç yakalanmadan sağlam gidip
gelir. Bu onun duyarlı biri olduğunu da gösterir. Ama Munzur’un
gözü hep geridedir. Bir an önce gerillaya kavuşmak ve elinde bir
silahla savaşmak onu için için yer. Ve en sonunda ilişki bulup
1998 sonunda Rusya’ya gider. Rusya üzerinden daha sonra baharla
birlikte, sonunda hayallerindeki arayışlarına bir adım atmış
olur. Ve Kelaşin’e gelip daha sonra Xınere’de yeni şervan
eğitimine tabi tutulur. Eğitim esnasında daha çok askeri eğitime
ağırlık verir. Kendisini askeri açıdan geliştirmek için büyük
bir coşkuyla kendisini hiç geriye vermez. Zaten tam bir silah
hastasıydı. O silahlara adeta tutkundu. İdeolojik eğitime de
fazla ağırlık vermediğinden, siyasi olarak fazla gelişmese de o
sürekli yüreğinde bir an önce Dersim’e gitme hayallerini
geliştirip, o hayallerle umudunu daha da büyütürdü. Bir de Parti
Önderliğine yapılan uluslar arası komplonun o dönemde olması
Munzur’un içindeki intikamı daha da büyütür. Onun acısını bir an
önce kan kusturmak için Kuzey’e gitmeyi önerir.
Ama gerillada yeni olduğundan, parti yönetimi bunu kabul etmez.
99 yılında Kelaşin’e pratikte kalır. Daha sonra 2 Ağustos
döneminden sonra oluşan kültür grubuna girer. Alevi
özelliklerinin vermiş olduğu kültürel gelişime ve iyi bir saz
çalmasından da kültürde yer alır. 2000 yılının başlarında oradan
çıkıp kadro eğitimine gider. Munzur arkadaşın gözünde sürekli
Dersim tütmektedir. Ve bir an önce oraya gitmek ister. Ama 2000
yılının yazında kuzey eyaletlerine gruplar gitmeye başlayınca,
hemen gruplarda yer almak için öneri yapar. Ama o dönem ilk grup
olduğundan, grup sadece Botan içindir. Ve Munzur arkadaş da o
zaman ilk önce Botan’a gideyim, nasıl olsa gruplar gelirse
onlarla Dersim’e mutlaka giderim diye Botan grubuna girer.
İşte Munzur yoldaşı o zaman 2000 yılının sıcak yaz ayında
Xınere’de tanımıştım. Aynı grupta yer alıyorduk. Toplam 20
arkadaş Botan’a gidecektik. Hepimizde müthiş bir moral vardı ve
bir de geri çekilmeden sonra kuzeye gidecek olan ilk grup
olmamızdan, moralimiz daha yüksekti. Yola çıktığımızda ikimiz de
aynı mangada olduğumuzdan, erken tanışma fırsatımız oldu. Fiziki
yapısının güçlü olduğu hemen her hareketinden belli oluyordu.
Gerçek bir dağ çocuğuydu. En yol vermez dediğimiz uçurumlardan
zar zor çıktığımız yerleri o çok atik ve hızlı bir şekilde hemen
çıkardı. Uçurumlara çıkmak onun hobisiydi. Biraz içine kapanık
olmasından, insan ilk baktığında Munzur arkadaşı çok soğuk biri
gibi görürdü. Ama onunla tanıştıktan sonra ne kadar canlı
olduğunu ve pratikte girişken biri olduğunu gördüm.
Yol sürecimiz çok canlı geçiyordu. Botan’a ilk yetiştiğimizde
yeni bir düzenleme yapıldı. Biz bir grup arkadaş Besta’ya
gidecektik. Munzur arkadaş da o gruptaydı. Zaten giderken
zorluklarla karşılaşacağımızı biliyorduk. Daha Besta’ya geçmeden
Faraşin’in Melixa (!!) çevresinde ilk çatışma yaşandı. Munzur o
kadar kinliydi ki, hiç yerinde durmuyordu. Sürekli yer
değiştirip durmasından dolayı arkadaşlardan bir sürü fırça da
yedi. Bu onun ilk çatışmasıydı. Ve hem düşmana olan tepkisini,
kinini bir an önce kusmak istiyordu. Onun o canlılığı hepimize
moral oluyordu.
Zaten üslenmemiz Besta’daydı. O dönem gerçekten erzak sorununun
olduğu ve onun için de zozanlardan ve Beytüşşebap’tan erzak
çekme zorunluluğumuz vardı. Fiziki bir zorlanma olsa da, o
zorluklara göğüs geren biriydi. Pratik açıdan hemen her yönüyle
oradaki arkadaşlarla bir olmasını bildi. Kış üslenmesi için tüm
yapıda bir fedakarlık dönemiydi. Soğuk gecelere aldırmadan 4-5
günlük yol hatlarının yorgunluklarına aldırmadan büyük bir
azimle çalışırdı. Fedakarlığı ile kendisini kanıtlamasını
bilmişti. Tam burada onun bir anısını yazmak iyi olur. Fiziki
yapısının güçlü olmasının da bir defa Tahtereş’te katırlarla
erzak çekerken, kayaların yanında açılan patikalardan katırlar
zar zor geçiyordu. Kayaya değdi mi 20 metre uçuruma gitmesi
kaçınılmaz olurdu. İşte bir defa tam oradan geçerken katırımız
kayaya takılınca Munzur arkadaş katırı yükle birlikte tutup
uçuruma yuvarlanmasını önlemişti. Katırın sırtındaki yüz kilo
yük ve katırın ağırlığını da hesaplarsak, onun ne kadar güçlü
olduğunu belki daha iyi anlayabiliriz.
Munzur hayallerinde ve yüreğinde sürekli Dersim’i yaşıyordu.
Onun rüyaları bile hep Dersim’de olmaktı. Onun için kendisine
Botan’da geçici bir gözle bakıyordu. Ama pratikten kesinlikle
geri durmazdı. Girişken özellikleri ile bazı yönleri ile Kemal
Pir yoldaşın özelliklerini kendisinde taşıyordu diyebilirim.
Onunla geçen dopdolu günler yaşadık. Bazen macera da desem ama
bu maceralar ölümle burun buruna da gelse, yine de bizi biz
ediyor ve düşmana daha çok öfkelenme ve intikam duygularımızı
arttırıyordu. Senenin sonunda aramızdan on yoldaşı şehit
vermiştik. Hepsi de daha gencecik ve yeni katılanların çok
olduğu bir gruptu. Bu bizi yüreğimizde kan ağlamamıza neden
oluyordu. Ama düşman yoğun yönelimi ile yıldırmak istiyordu. Biz
de yılmamak için ve daha yeni şehit düşen yoldaşlarımıza
bağlılığımızı göstermek için irademizi daha çok güçlendirmeye
çalışıyorduk. Verdiğimiz şehitlerin burukluğu ile kampa girdik.
Eğitime başlayıp ve en önemlisi güvenliğe çok dikkatli ve
duyarlı yaklaşıyorduk. İşte böyle bir kış sürecinde Munzur
yoldaşın bir anısını daha yazmak iyi olur.
Belki biraz komik olacak, bir gün gece nöbetinde yattığı için
yapının önünde özeleştirisi verirken, “Heval özeleştirim
pratiğim olacak” dedi. Ve aynı gece nöbete kaldırıldı. Munzur
nöbete kalkıp ilk önce sigara içer, sobanın önünde çayını ısıtıp
küçük bir etüt yapar. Sonra tekrar tulumuna girip nöbetinde
uyur. İşte sabah uyandığımızda yeniden nöbetçi yatmıştı. Hemen
dedik kim yattı. En sonunda liste Munzur arkadaştan çıkınca,
suçlu da o oldu. Ve artık gülüyorduk. Ona “Gerçekten dün
verdiğin pratik sözü çok iyi uyguladın” dedik. O da çok
utanmıştı ve hiç cevap vermeden dışarı çıkmıştı. Yaptığı hatanın
farkındaydı. Arkadaşlar da onu tanıdığından dolayı onu
cezalandırmadılar.
Bahara çıkışla ilk gelecek grupta Dersim’e gitme önerisini
yineledi. Zaten önerisinin kabul edildiği de aktarıldı. Ama şu
an gruplar gelmediği için yeniden pratiğe geçiş oldu. Besta’dan
Kato Jirki’nin zirvelerine her çıktığımızda, gözlerini ufka
dikip uzakta görünen dağlara bakar, “Düzgün Baba bekle beni
geleceğim” derdi. Ve o dağlara Dersim dediği zaman, ben de ona
takılmadan edemezdim. Ona “Heval Munzur senin o Dersim diye
gösterdiğin dağlar Gabar ve Çırav’dır. Nereden çıkardın şimdi
Dersim’i” dediğimde, o da “Sorun değil önemli olan orayı Dersim
gibi görüp, onun hayalleri ile yaşamaktır. Benim umudum orada
partiye yararlı olma ve o güzellikleri yüreğime gömdüğüm yerden
çıkarıp onlarla yaşamaktır” derdi.
Çok soğuk kanlı olduğunu söyledim, hatta bir defa Kato’da bir
noktada Munzur arkadaş şikeftin yan tarafı olan on metreden daha
yüksek olan bir yerde uyuyordu. Bir gün dolunaylı bir gecede
tulumda radyo dinlerken, bir yılan ayaklarının arasından ta
boynunun yanına kadar tırmandı. Biz gördüğümüzde iş işten geçti
dedik. Ama Munzur hiç soğuk kanlılığını yitirmeden, yavaşça
tulumun fermarını kapatıp, sonradan radyosunu da kapattı. Yılan
hemen kulağının dibindeydi ve hiç istifini bozmadan aniden
yılanı yakaladı. Ben o zaman gerçekten de hayretlere düştüm.
Onun o soğuk kanlılığı, onu yılanın sokmasından kurtarmıştı.
Bu onunla yaşadığımız bazı anılardı. Ama gerçek anlamda onun
fedakarlığı, girişkenliği, soğuk kanlılığı bir örnekti
diyebilirim. 2001 yazından sonra Dersim grubu gelmedi ama Amed’e
giden grupla en azından bir adım daha yaklaşırım diye grupla
Amed’e gitti. Artık yavaş yavaş Dersim dağlarına yaklaşmıştı. En
azından ufukta Dersim’in silsilesini görecekti. Vedalaşmamız
buruk da olsa, yine de bir gün görüşemesek de, ruhta her zaman
yan yana olacağımızı söylemişti. Ve artık uzun yollara düşmüştü.
Giderken ardına bakıyordu. Sanki göz yaşlarını dökmese de o
geçen güzel günleri yüreğinde yaşıyordu.
Amed’e gittiğinde, o canlılığını ve fedakarlığını orada da
pratikleştirmişti. İyi pratikçi olduğundan, Amed eyaletinde
kaldığı süre içinde Piran (Dortde), Şehit Kendal ve Akdağ
bölgelerinde pratik yürütür. Toplantı için Ape Musa’ya gelirler
ve çıkan operasyonda çatışmaya girerler. Bu çatışmada Munzur
arkadaş yüzünden bir parça yer. Yarası ağır olmasa da belli bir
dönem ağzındaki yaradan dolayı yemek yeme zorluğu çeker. Tekrar
bölgesine döner ve en sonunda 15 Haziran 2003 günü Bingöl’e
bağlı Pul Köyü’nde pusuda şehit düştü. Kara Ömer dağlarında
gözlerini dünyaya kapatıp, şehitler kervanına katıldı.
Hasretti o Dersim’e. Yüreğinde ekilmişti onun kini ve haykırarak
dağlarda yankılanıyordu. Yazın sıcak günlerinde yüreğinde
katliamın ve isyanların acısını yaşıyordu.
Munzur Dersim’indi. Hasreti olan çağlar boyu özgürlüğe akacaktı.
Kızıla boyansa da rengi hep bir tarafına özgürlüğün mavisini
saklamayı bilmişti. Ulaşamasa da Dersim’e, ama o hep Dersim’in
yüreğindeydi. Bin yılların öfkesini biriktirmişti kucağında.
Yüreğini aşmıştı. Acılarla dolu geçen isyanlara ve katliamlara
öfkeydi o. Ve Munzur kızıllığına bürünüp, özgürlüğün maviliğine
aktı. Dersim dağlarında isyandı, intikamdı ve özlemdi Munzur
yoldaş,
Silah Arkadaşı