Main Menu
Anasayfa
Şehitlerimiz
Şehitler Albümü
Şehit Künyeleri
 
 

2003 ŞEHİTLERİ YENİ DÖNEMDE APOCU RUHUN MEŞRU SAVUNMA ÇİZGİSİNDEKİ TEZAHÜRÜDÜR!

AGIR - MUSTAFA POLAT

AGİRÎN - LEYLA DİLEK

AGİT - BAKIR ÖZDEMİR

ANDOK - İSKAN TAŞ

BAGOK - SİNAN YILDIRIM

CENG (CAN) - BARIŞ ŞENOL

CUDİ - MEHMET UĞUR

ÇAYAN - BEDİRHAN BELLİER

DEŞTİ - KEMAL YAKLAV

DİROK - MERYEM ŞEXO

DOĞAN - MENAN HÜSO

ERDAL - ENGİN SİNCER

FERHAT - RAMAN DOĞAN

FIRAT  - TUNCER POLAT

HÜSEYİN - HASAN ERTUĞRUL

İSA - EROL BUL

KAHRAMAN - FEYİZ EBUZEYD

KAMURAN - HAŞİM BİTİK

MAHİR - ŞERİF YALÇIN

MAHMUT - DERVİŞ SİNO

METİN - ATİF URUK

MUNZUR - CAHİT DAĞTEKİN

MUNZUR - HÜSEYİN GÜL

NEMRUT - KENAN FIRAT

ROJHAT - MUSTAFA GÖK

RUBAR - İSMAİL ALTÜRK

SERVER - NURETTİN DOĞRU

SİPAN - VEDAT MERT

ŞAHİN - KEMAL PURMEND

ŞERVAN - DENİZ YANAT

ŞEVGER - HALİL ALÖKMEN

ŞEVGER - YAŞAR AYKAL

ŞİYAR - AHMET AKSU

XELAT- XEVRAMAN ALİ

XEMGİN - ÇETİN KAÇAK

ZAĞROS - ENGİN ÇINAR 

ZINAR - İBRAHİM KILIÇ  

Kod Adı: MAHMUT
Adı Soyadı: DERVİŞ SİNO
Doğum Tarihi-Yeri:
1968 / KOBANİ
Anne-Baba Adı:
ZOZAN - HEDA
Katılım Tarihi:
1989
Şahadet Tarihi:
18 NİSAN SİLOPİ
MERKEZ

Geri <<< | >>> İleri

 
KUTSA ONLARI EY BÜYÜK CUDİ


Kutsa onları ey büyük Cudi. Onlar ki tarih denizinde batmakta olan insanlık gemisini bir kez daha Cudi’ye demirlemek isteyenlerdir. Onlar ki Nebii NUH misali korkunç tufanı andıran ve adına uygarlık denilen o dayanılmaz labirentten o karanlıklar diyarından insanlığı bir kez daha aydınlığa, refaha çıkarmak isteyendir. Onları en iyi sen anlayabilirsin. Çünkü seni en iyi onlar anladılar. Onlar sefineye ulaşmak için yanıp tutuşan çağdaş Lawıke Xerib’tirler. Kutsa onları, çünkü sen de bir zamanlar kutsandın. Sen kutsal olansın. Onlar sen de sevgi, bilinç, emek yani özgürlüğün kaynağını buldular ve seni kana kana içerek özgürleştiler.
Cudi özgür yaşam arayışı içinde olanların meskeni diyarı. Cudi ölümsüzlük arayışının açık adresi. Onu görmek için bakmanın değil yaşamanın gerektiği dağ. Şahinlerinin yüksek yuvalarına erişilemediği, yaban keçilerinin evcilleştirilemediği, heybetli, yüksek, bir o kadar da alçak gönüllü dağ. Sefine, Cudi’nin zirvesidir. İnsanoğlunun ahlak ve moral değerler bakımından ulaşacağı en yüksek zirvedir. O, Hz. Nuh’un gemisini demirlediği görkemli tepedir. O, özgürlük ve yaşamdır. Lawıke Xerib yedi yıl yürümüş, bu yolculuğunda birçok kez ölümle burun buruna gelmiş. Birçok engeli büyük bir sabırla aşmış. En büyük yoldaşı cemel’i ( deve ) kaybettiğinde Enkido’yu yitiren Gılgamış kadar üzülmüş. Ama yılmadan yolculuğunu sürdürmüş. Nihayet bir gün Cidid’e (Cudi) ulaşmış. Sefinenin çok yakınına gelmiş ki o an şeytan insan kılığında belirivermiş. Şeytan Lawıke Xerib’e “nereden gelip nereye gidersin?” diye sormuş. Lawıke Xerib yedi yıldır Sefineye gitmek istediğini belirtmiş kendisine. Yol göstermesini istemiş. Şeytan sinsi sinsi gülerek “yedi yıl daha yürümelisin” demiş. O bir insandır. Belki de inanmak onun zayıf yanıdır. Lawıke Xerib şeytanın yalanına kanarak hayal kırıklığına uğramış ve Allah’ a yakarıp canını almasını istemiş. Bu dua tanrılar katında tartışmaya yol açmış. Bazı tanrılar yedi yıl yürüyen xeribin Sefineye çok az kala canının alınmasına razı olmazken, tanrıların tanrısı ise xeribin bu duasını kabul ederek canını almış. Çünkü ona göre Lawıke Xerib daha yolculuğun başında ve tüm yolculuk boyunca zaten Sefineye ulaşmıştır. Ona fiziki ulaşım sadece semboliktir demiş.
Mücadelemizin yürütüldüğü her alanda, dağlarda, şehirlerde, zindanlarda ve sürgünlerde her an büyük kahramanlıklar yaşanmaktadır. Özgürlük savaşının yürütüldüğü her alan bu yüzden kutsaldır. Cudi alanı da böylesi bir alandır. Mücadele tarihimizdeki rolü, mitolojik öyküleri ve destanları ile hem halkımız hem de tanrılar tarafından kutsanmıştır. O bir yaşam felsefedir. O yaşayan bir ruhtur. Ona bu ruhu üfleyenler ise Başkan APO ve devrim şehitleridir. Stratejik olarak da Botan eyaletinde çok önemli bir üçgeni oluşturur. Düşman da bu gerçeklikten yola çıkarak alanı pilot bölge seçmiştir. Yürüttüğü kirli ve haksız savaşı Cudi’de kazanarak eyaleti ve bütün mücadeleyi zorlamak istemektedir. Serhıldana kalkan Şırnak, Cizre ve Silopi’deki yurtsever halkımızı katliamlardan geçirip gerilla ile bağlarını kesmek istemiştir. Gerillaya karşı da gerek askeri gerekse de lojistik alanında büyük baskılar gerçekleştirerek imha etmeyi, bunu başaramaz ise marjinalleştirip yıldırmayı hedeflemiştir. Ancak ne tank, top, kobralar ne de kimyasal silahlar, ne tecrit ve ne de açlık gerillayı yıldıramadı. Başkan APO’nun fedaileri APOCU fedailer teslim olmaz sloganıyla karşıladılar ölümü. Ölümü ayaklarının altında çiğneyerek, yarattılar ölümsüzlüğü. Ölüm, korkudan boş kimyasal tüplerinin ve boş kurşun kovanlarının içine gizlendi. O an yaşam ise bir yel gibi dağı aştı. Ovalara ve şehirlere ulaştı. Şehirleri kuşatan taburların içinden askerlerin önünden, duvarların içinden esip insanların yüreklerine ulaştı. İnsanlar bu yeli bir damla gözyaşı ve buruk bir tebessümle karşıladılar. Oysa ölüm boş kovanlarda titreye titreye, korka korka karanlığa gömülüyordu. Ve bir de çağdaş Lawıke Xeribler vardır ki, onların her bir hikayesi çok daha anlamlı ve heybetlidir. Lawıke Xerib, tanrıya ulaşmak ister, gerilla ise özgürlüğe. Farklı zamanlar, farklı zorluklar, ancak aynı mekanlar. Şehit Erdal, Cuma, Hamzalar, Tekoşin, Berivan, Agıri ve nice devrim şehidi, Cudi bütünün bir parçasıdırlar. Onlar sadece Lawıke Xerib değil, gerçek Nebii NUH’turlar. Savaştıkları; karanlık tufan değil, ondan beter oligarşik, emperyalist, faşist Türkiye, Ortadoğu ve dünya gerçekliğidir. Onları bu kez gemi değil silahları korumaktadır. Ve o zaman şeytan birdi. Oysa bugün şeytandan dışarı adım atılmıyor.
Cudi direniş geleneğine canı pahasına sahip çıkan bölgenin en son şehidi Şehit Mahmut arkadaş da gerçek bir Lawıke Xerib hayranıydı. Onun türbesini onlarca kez ziyaret etmiş, böylece o da hacı olmuştur.
2003 yılında bir arkadaş ile birlikte bir görev için gittiği Silopi’de şehitler kervanına katıldı. Mahmut arkadaş 1969 yılında küçük güneyin Kobani Rakka Hewleka köyünde doğar. Yurtsever bir ailede büyüyen Mahmut arkadaş inşaatlarda kalıpçılık yaparak geçimini sağlarken bir yandan da yurtseverlik görevlerini en aktif bir şekilde yerine getirir. Evlenmesi hatta Reşat adında bir oğlunun olması onun gerillaya katılma eğilimini engelleyemez. 1989 yılında Mahsum Korkmaz Akademisine giderek orada Başkan APO’nun yanında bir devre eğitim görür. Eğitim devresi bittikten sonra küçük güneyde resmi cephe çalışanı olarak çalışmalarda yer alır. Ne var ki aklı hep dağlardadır. Nihayet 1993 yılında büyük özlem duyduğu gerillaya Cudi dağında kavuşur. Cudi ile bu ilk karşılaşma, onu adeta büyüler. Daha o vakit aralarında kopmaz bir bağ oluşur. Kısa bir süre Gabar alanında çalışmalara devam eden Mahmut arkadaş 1995 yılında yeniden Cudi alanına gelir. 1996 yılından itibaren de alanda cephe biriminde çalışmaya başlar. Alanda yaşanan tüm zorluklara karşı görevine büyük bir ciddiyet ve aşkla yaklaşan Mahmut arkadaş, hem yoldaşlarının ve hem de halkın sevgisini kazanmış bir militandı. Çevre şehir ve köylerde onu tanımayan yok gibiydi. Disiplinli çalışma tarzı, fedakarlığı ve dürüstlüğü onu güvenilir kılmıştı. Halk onunla hiç çekinmeden ilişkilenirdi. Halkın duyduğu güvenin, yoldaşların sevgisini yaşamının her anında olduğu gibi son anında da koruyan Mahmut arkadaşı asla unutmayacağız.
Başkan APO’nun uluslar arası komplo sonucu esaret altına alınmasından sonra bir intihar eylemi için kendisini öneren Mahmut arkadaş onay alabilseydi her an daha görkemli bir eylem gerçekleştirebilecek iradede güçlü bir fedaiydi. En zor anlarda yoldaşlarına moral vermeyi başarabilen gerçek bir yol arkadaşı idi. Bir çocuk gibi şen şakraktı. Bütün yoldaşlar onun aklaşmış saçı ve sakalına rağmen karda oyunlar oynamasını en ağır komando hareketlerini kolaylıkla yapmasını, halaylarda canlılığını hayretle izlerlerdi. Onun çocuksu yanı kadar yaşamdaki olgunluğu, eğitimlerdeki net ve yön belirleyici görüşleri, yönetim ve yapıdaki tavizsiz örgütsel duruşu herkesi büyülerdi. O neyi nerede ne zaman yapılacağını, hangi sözün nerede söyleneceğini çok iyi bilen tecrübeli ve hakim bir militandı.
1999 yılı ortalarında bir görev için küçük güneye geçen arkadaş, partinin talimatı ile Musul’a yine cephe çalışmaları için gönderilir. Yeni gelişen demokratik değişim stratejisini erkenden kavrayıp bu yeni stratejinin belirlediği görevleri özümseyip layıkıyla yerine getirmeye başlar. O süreçte Maxmur kampında bir eğitim devresinde yönetimde eğitimcilik görevi yapar. Ancak aklı yine Cudi’dedir. Zor bir dönemden daha geçerken kendisinin alandaki yoldaşlarının yanında olmaması onu üzer ve yeniden alana dönmek için öneride bulunur.
Kopmaz bağın diğer ucu Cudi de Mahmut arkadaşı özlemiştir. Gerçekten dağlar özler mi? Gerçekten böyle bir bağ, böyle bir çekim gücü var mıdır? Bunu ancak dağlara gönüllerini kaptıranlar bilir. Kısa bir süre sonra Mahmut arkadaşın beklediği davet alandan gelir. Bu kez alana hiç kopmamacasına gelir. Bu yeni geliş çok heybetli olur. alan uzun bir tıkanıklık sürecinden sonra nihayet açılım gösterir. Halkla ilişkiler genişler. Alt yapı sorunları büyük oranda çözümlenir. Buna rağmen yetersiz olan bir yan, tamamlanamayan bir bütün vardır. Başkan APO ve Kongremiz KADEK, sürekli yeni gerilla katılımlarının öneminden bahsederken bölgenin bu çalışmada yetersizlikleri vardır. Bu durum aşılmalı, bu aksaklık giderilmelidir. Bu niyetle çalışmalarına hız veren Mahmut arkadaş “gerekirse tek başıma İstanbul’a kadar yürüyüp oradan savaşçı getireceğim” diyordu. Bu onun yeni hedefinin esprisel ifadesiydi. O engel tanımaz bir insandı. En tehlikeli yerlerde yoldaşları için ağır erzak çuvallarını saatlerce taşırken yaşını ve fiziksel durumunu engel olarak kabul etmeyen biri olarak tabi ki bu çalışmaların önündeki engelleri kaldıracaktı. Yoğun çaba nihayet sonuç vermişti. Cudi yıllar sonra yeniden yeni katılımlara açılmıştı.
Her zaman “şehre tabancasız gitmem, gitmek zorunda kalsam bile yanıma bir bıçak alırım, bir durum olursa, Harakiri yaparım” diye espriler yapıyordu. Görevi icabı Türkçe konuşmayı öğrenmişti. Dahası çok iyi bir okurdu. Gelişkin kültürü ve entelektüel birikimi ile okuduğu Türkçe kitapları Arapça kitaplar kadar iyi anlardı.
Hiçbir gül dikensiz değildir. Beko olmasaydı Mem û Zîn’in aşkı o kadar büyüleyici olmazdı. Mücadelemizde kimi dönemlerde yaşanan ihanetler devrimci dönüş kültürünün gelişmesinde tetikleyici rol oynamıştır. Mahmut arkadaşın şahadetinde de ihanetin karanlık yüzü komplonun lanetini buna karşın irade ve direnişin gücünü görmekteyiz.
Görev için gittikleri Silopi’de milislerinin ihanetine uğrayan ve polislere ihbar edilen Şehit Mahmut ve Harun Koçer, şehir merkezinde polisler tarafından takibe alınır. Bir süre sonra polisler arkadaşları kuşatıp teslim olmalarını isterler. Harun arkadaş tabancasına ulaşmak isterken yakalanır. Mahmut arkadaş ise büyük bir atiklik ile polislerin elinden kurtulup kaçmaya başlar. Bir çıkmaz sokakta polislerce kuşatılır. Teslim ol çağrılarına “APOcular teslim olmaz” diye bağırarak cevap verir. İstese birkaç polisi vurma imkanı olduğu halde siyasal sürece ve tek yanlı ateşkese bir zarar gelmesin diye düşmana kurşun sıkmaz. Ve kendisini kendi silahıyla şehitler kervanına katar. Harun arkadaş da sorguda çözülmeyerek mahkemede hakime “bugün bıraksalar yine KADEK’e katılırım” diyordu. Böylece her iki arkadaş da PKK ve KADEK direniş geleneğinin birer halkası oldular.
Yaşanan şahadet halk içinde de bir yandan üzüntü, bir yandan da gururla karşılandı. Yaşadığı acı olayı bir yurtsever şöyle anlatıyordu; Olayı duyduğum an onun Mahmut arkadaş olduğunu anladım. Sanki yüreğime bir hançer saplanmış gibi oldu. O gün evde yas vardı. Kimse konuşmuyordu.
Hangi noktaya gitsek onu orada görür gibi oluyorduk. Her an çıkıp gelecek “bu duyduklarınız yalan ben buradayım” diyecek ve yine çocuklar gibi kahkahalar atacak. Bazen sesini duyar gibi oluyoruz. Neredeyse “Mahmut arkadaş görevden geldi gidip karşılayalım” diyoruz. Ama onu çıplak gözlerle göremiyoruz.
Ve Cudi yine kan ağlıyor. Bu belki de ona duyulan sevginin ve aşkın bedelinin bu kadar ağır olmasındandır. Kimileri özgürlük için Zuhal yıldızının peşine takılır, kimileri karanlık yollarda doğacak aydınlığını içinde arar özgürlüğü. Mahmut yoldaş da Cudi’nin zirvesinde aradığı özgürlüğü aradığı yerde buldu. Bu sevgi bu canlı bağı sonsuz kılan, uğruna çekilen büyük acılardır. Mahmut arkadaş bize sadece mükemmel bir yoldaş olduğunu değil, dünyanın en iyi babası olduğunu gösterdi. Oğlun Reşat ve biz yoldaşların seninle gurur duyuyoruz. Yürüttüğün mücadeleyi zaferle taçlandırmak boynumuzun borcu olsun. Bu senden aldığımız bir talimattır. Sana ve tüm devrim şehitlerine layık olmaya çalışacağımıza söz veriyor, anılarınız önünde saygıyla eğiliyoruz.


Avazımın çıktığı kadar sesli haykıracağım Sefine’den
Kollarım yana açık göğsüm rüzgara karşı
Hiç kimsenin duyamayacağı kadar sesli haykıracağım
Bir sen duyacaksın beni bir de Cudi’nin tepeleri
Vücudumu gereceğim bir yay gibi
Gözlerimi yumup dişlerimi kenetleyeceğim
Ve yumruklarımı iyice sıkıp
Adını haykıracağım Sefine’den
Ses dalgalarım boşluğa umutlarımı yayacak
Bir ses duyacağım aniden
Yalnız değilsin diye
İyice baktığımda onları göreceğim
Büyük bir orduya ulaşmanın heyecanı ile
Daha bir coşkulu haykıracağım
Ve başımı kaldırıp da güneşe baktığımda
Sıcak ışınlarını yüzümde hissedeceğim
Bedenimde ateşler hakim olurken
Ben senin varlığınla serinleyeceğim
Derin bir nefes alıp
Koşmaya başladığımda
Bir ben bir sen
Ve bir de uçurum olacak
Uçmak için düştüğümde boşluğa
Tüm varlığımla
Yine seni haykıracağım Sefine’den

ÖZ...GÜR...LÜK


********



ÖZGÜRLÜĞÜN ARAYIŞÇISI LAWKÊ XERİP VE MAHMUT YOLDAŞ

 

Cudi dağının insanlığın devamının olduğu ve Nuh’un gemisinin Cudi zirvesine inmesiyle, insanlığın tekrardan yeşerdiği Mezopotamya’da Lawkê Xerip tam yedi yıl özgürlüğe kavuşmak için yürüyen biriydi. Yedi yıl boyunca bitmek tükenmek bilmeyen bir sevdayla, özgürlük abidesi olan Sefine’yi (Nuh’un gemisinin indiği yerin ismidir) bulmak için tüm dağları neredeyse aşmıştı. Yedi yıldan sonra tüm Sefine’nin altına gelmesiyle şeytanın ortaya çıkıp Lawkê Xerip’i kandırmasıyla ondaki arzu ve özgürlük sevdasını söndürür. Lawkê Xerip ondan sonra Allah’a yalvarıp artık gücünün kalmadığını ve onun canını alması için dua eder. Allah da bunu yerine getirir, onun canını alır. İşte tam orada Lawkê Xerip özgürlüğe kavuşmuş olur. Çünkü yedi yıl güç veren tanrı neden on dakikalık yolun kalmasıyla onun canını alır? İşte tam orada Lawkê Xerip o zaman tanrıyla birleşmiş ve özgürlüğü gerçek anlamda yakalamıştır.
İşte Mahmut yoldaş tıpkı Lawkê Xerip gibi tam yedi yıl boyunca Botan ve özellikle Cudi dağının muhteşem zirvelerinde özgürlük savaşçısı olarak yaşadı. Mahmut yoldaş K. Güney’in Kubani şehrindendi. Mücadeleyi bizzat Önderlik Sahasında tanımış ve bir özgürlük arayışçısı özlemiyle 1989 yılında partiye katıldı. Dört yıl boyunca faaliyetlerde kalmış Küçük Güney’den sürekli Cudi’nin o kutsal manzarasıyla yüreğini bir edip, bir an önce gerillayla bütünleşmek için sürekli rapor yazıp dayatıyordu. Mahmut arkadaşın evli ve çocuk sahibi olmasından dolayı arkadaşlar sürekli erteliyorlar. Ama Mahmut arkadaşın içindeki özgürlük sevdası gün be gün gittikçe alevleniyordu. Ve sonunda önerisi kabul edildiğinde kendini tutamamış ağlamıştı. O kutsal topraklarda özgürlük savaşçısı olmak için 1993 yılında Botan’a geldi.
Genelde Botan’ın tüm alanlarında pratik yürüttü ama daha çok savaş pratiği Cudi alanında geçti. Botan’ın 94’ten sonraki çetin pratiğinde kalmış ve en zor dönemlerde bile zorluklara göğüs germişti. Pratikte yoldaşlara bağlılığıyla ve coşkusuyla moral olan bir arkadaştı. Düşmanın yoğun baskısı ve ambargo uyguladığı Cudi’yi kuşatmaya aldıkları bir dönemde Mahmut arkadaş en zor dönemlerde fedakarlığıyla cephe faaliyetleri yürütmüş Cudi’deki arkadaşların savaştan geri kalmamaları için her gece ölümü göze almış, Şırnak gibi düşmanın en yoğun olduğu bir yerde sırtıyla her gece yoldaşları için erzak çekmişti. Hatta oradaki yurtsever halk bile onu Kubanlı olarak tanımaz, sürekli Şırnaklı Mahmut diye anılır ve tanınırdı.
Mahmut arkadaş daha önceden yeni savaşçı da partiye katmış ve ilk getirdiği grup esnasında yaralanmıştı. Ama Önderliğin HPG’yi büyütün perspektifiyle faaliyetlere daha da asılmıştı. Yine en son 2003 yılının baharında yeni bir grup getirmek için tekrardan tehlikeyi göze almış bu sefer Silopi’ye gitmişti. O dönemde Irak Savaşı da olmasından dolayı yoğun güvenlik önlemleri alınmıştı. Mahmut ve Harun arkadaş Cudi’nin o bahar havası ve yemyeşil doğası ve çiçekler arasında kendilerini Silopi deştine bırakmışlardı. Onları gönlü ve gözleri sürekli kutsal Cudi zirvelerindeydi. Hemen işlerini bitirip tekrardan o güzelim bahar havasına kavuşmak ve özgürce gezen pezkovileri tekrar izlemek için acele ediyorlardı.
Düşman iki arkadaşın faaliyetlerinin istihbaratını almasından dolayı arkadaşlara Silopi merkezinde pusu atmışlardı. Merkeze girdiklerinde polisler arkadaşları yakalamak için alarma geçerler. Bunu fark eden Mahmut ve Harun arkadaşlar ilkin kaçarlar. Harun’un ayağı kayar ve tabancası belinden düşer ve yakalanır. Mahmut arkadaş ise ilk önce bir eve sığınır ama evdekiler onu kabul etmezler. O da ele geçmemek için evin çatısına çıkıp tabancasıyla fedaice kendi yaşamına son verir. Sadece düşmanın eline geçmemek ve partiye bağlılığını bu eylemiyle hem düşman hem de bizlere mesajını verir. Onun yaşadığı Apocu fedai ruhun temsilidir.
Bu ruh asla teslim alınmaz, tıpkı Zilan yoldaşın çizgisini devam ettirdi. Mahmut arkadaş şehit düştüğü gün Cudi’nin zirvesini kapkara bulutlar sarmış ve sanki Cudi dağı o gün kan ağlar gibi yalnızlığa bürünüp göz yaşı döküyordu. Onun özgürlüğe olan sevdası Lawkê Xerip’in sevdasıyla birleşmişti. Yemyeşil olan bahar bile sanki o gün simsiyah olmuş gibi karşımızda ağlıyor gibiydi. Bizim de gözlerimizde yaşlar dökülmeyi unutmuş alsa da yüreğimizde büyük bir acıyı yaşıyor ve kan ağlıyorduk.
Mahmut yoldaşla yüce şehitlerimizin arasına Hz. Nuh’un gemisiyle birlikte yola çıkmıştı. Fizikmen aramızdan ayrılmıştı ama sürekli yüreğimizde yaşayan bir Lotus çiçeği gibi yaşıyor ve yaşayacak.

*********
 


ÖZGÜR YÜREKLİ BİR CAN
 


Kitaplardan, duyumlardan sözlerin sese dönüştüğü kulaklarda yankılanan anlatımlarda tanımladım seni karla karışık yağmurlu bir gecenin zifiri karanlığında yağdan kandille aydınlatılmış bir gerilla koğuşunda aydınca bağdaş
Kurmuşluğunda ilk defa gördüm seni. İki gecelik karlı yürüşüyün sonunda yorgunluğun panzehiri olan istirahatte çekilirken seninle karşılaşmak bir ezginin ruhsal gıdasını almak gibidir. Vücuda işleyen soğuğun bıçak gibi keskinliği, bacak danslarındaki kasılmışlık, uykusuzluğun uykuya özlemi mi kalır. Seni tanımamak, özlemdir, seni tanıyıp şahadetini duymak acıdır. Seni kaybetmenin acısını duymak ve güçlenmek, bilenmektir. Çünkü gerçeğin diliyle doğallığınla ilk sözünü duydum. Gözlerindeki yaşam canlılığın en büyük farklılığındı.
Susuzluğumu gideremedim kana kana su içilen Kürdistan zozanlarındaki pınarlar gibi bir Faraşin bir Şerafeddin pınarları gibi sohbet pınarıydın. Parmaklarını oynatırken hani şarkılardaki gibi sana gülmek yakışır, sana ise sohbet ve tartışma anlarında gülmeyle beraber parmak oynatmak yakışırdı sana susamışlığım, sana doyamamışlığım bir hasret gibi içimde kalacak. Bir yıl yetmedi. Bir daha göreydim looo...
Yine nisan yağmuru yağıyor Silopi ovasına. Deriye mazi, deriye xırçe, deriye Berana ve deriye dostıke sis duman içinde. Gire Çoliya, Hesanan hüzün içinde safine nuh’un gemisini beklediği gibi Mahmut’u bekleme de bir günlük özlemi zamansızlık sınırında Cudi toprağı yarışta kendisinden yarattığını alabilme savaşında.
Helena pir düşüşe geçmez yüceliğinde ısrarlı hevale Mahmut Silopi’de geceyi karşılarken Navser’de rojbaşı çekiyor. Heval heval! Hevalê Mahmut gelmiş. Şehire giden babaların yollarını gözleyen çocuklar giib hevale Mahmut’un yolu gözlenmekte. Hem baba, hem heval ya bağdaşından üslubunun çekiciliğine ve umutlu gülüşüne kim yanaşmaz ki.
Hevala Berivan’ın şahadetiyle Cizre nasıl tarihselliğe kavuştuysa, hevla Mahmut’un şahadetiyle silopi tarihselleşti.
Ey kalleş hırsızlık senden mi kaynaklı olacaktı şahadetim. Tarih tanıktır kendimden kaynaklı olmayacaktı şahadetim. Başkaları aranırken kurulan denetimlere, tesadüfi aramalara ve sonradan çözülmelerle Kemal Pir’ler, mazlum, Doğan’lar esir düşmediler mi? Basit hırsızlık olayıyla aranma olsun, randevuya giderken aramaya takıl, düşmanın eline geçmemek için kendini bombaya dönüştür. Yeri geldiğinde iradeli katılışın iradeli direnişini sergilemek Apocu militan ve Apocu ruhun duruşudur. Şahadetin kararını vermek düşmana öldürmeyi tattırmamak başlı başına direnmenin zaferidir. Yerli yerinde bunu uygulamak mantığına sahip olmak en büyük militanlıktır.
İstihbaratçıların kol gezdiği, lağım fareleri gibi kontr-gerillanın cirit attığı Silopi’ye girmek tehlikelerin tehlikesine rağmen cesaretinle Cudi’ye imkan yaratmak herkesin harcı olamaz. Özgürlük hareketini büyüteyim birkaç yeni yoldaş daha getireyim özgürlük tutkularına kavuşturayım böyle düşünce ve duygu yüklü özlemlere cevap olayım. Bir daha bir daha hareketini büyüteyim birkaç yeni yoldaş daha getireyim özgürlük tutkularına kavuşturayım böyle düşünce ve duygu yüklü özlemlere cevap olayım. Bir daha bir daha git gel git gel .............35, 36, 37 yaş ömrün yarısı. Sırtına vur 25 kilo, 35 kilo Bajerê kır yokuşuna vur. Emeklerin boşa gitmez. Fedakarlığın ilkeye dönüştü. Fedai tarzın karakterleşti. Emek bende, bilinç bende, fedakarlık bende dedin.
Tarih ve toplumu bilgisiyle bilinçlenmiş özgürlük gerillasıydın. Doğayla bağlarını kurman zaten pratiğindi.
Tarih seni halkının fedaisi olarak görmeli ve yaşamalıdır. Halkının en iyi hizmetçisi olmak onuruna herkes ulaşamaz. Silopi halkı senin bu özelliğine tanıktı. Ben gideyim halkım kalsın umutlarımı, hayallerimi ve inançlarımı yaşatsın. Halkın bunlara ihanet etmeyecekti, yaşatacaktı zaten. Halkların gönüllerinde kahramanları zamanın sınırsızlığında eserleştirmek vardır. Halklar kahramanlarıyla tarihte yer alırlar.
Zekada incelik, her insanda bulunan bir yetenek değildir. Bir halıya dokunan motifler gibi olay ve olgulardaki yaklaşımda inceliğe sahip olmakla ön görü ve sanatçı ustalığına sahiptin.
Mitlerde ne kadar abartma olsa da gerçeğe yakındırlar. Efsaneler mitolojik tarihin edebiyatıdırlar. İlk defa uygarlığa beşiklik eden yukarı Mezopotamya’da tarihe geçen Nuh’un efsanesinde insanlığın yeniden doğuşundaki durak ve başlangıç yeri Cudi’nin Safine’siydi. Çağdaş özgürlük hareketinin yeniden doğuşunda ilk gerilla tohumlarının atıldığı yer Cudi idi. İnsanlık tarihi çağdaş anlamında yeninden tekürrür etmektedir.
Üçüncü yeniden doğuşta tümden artık uygarlık çağının yaratılmasında Cudi stratejik konumunu tarihselliği ile korumaktadır. Meşru savunma stratejisinde HPG gücü Kürdistan’ın üç parçasını birleştirici konumu nedeniyle Cudi’yi tarihteki kutsallığıyla kutsamaktadır. Hevala Mahmut kutsal Cudi’nin kutsallığını yüceleştirmiştir.
Şehitler kendilerini aşanlardır. Kendisi olmaktan çıkanlar insanlığa mal olandır. İnsanlığa ait değerleri yaratanları yaşatmak, yüceltmek kalanların sorumluluğudur.

ÖZGÜR YÜREKLİ BİR CAN
Ay ışığında yürürken
Saman yolunda kutup yıldızına bakarken
Yönümü bulur gibi bulurum seni Cudi’de, Silopi’de
Kıblegahım derim yönümü
Bilirim seni Mahmut Mahmut
Ey İpek yolunun direksiyon emekçileri
Özgür yürekli bir canı sülietiyle görürken
Ne gezer ne arar diye sormadınız mı?
Akşamdan inerdi sızarcasına ansının sizden biri olurdu.
Ey Xabur, Ey Hezil, Ey Dicle feryada koşarak coşmadınız mı?
Hele Çiyaye Bexer boynunu bükmedi mi?
Gabar, Xantur, Çiyaye Spi Çağırın özgürlük savaşçılarını
Sevdalıdır kana, Silopi ovası yetmedi mi sevdan

 

Silah Arkadaşı
  

Geri <<< | >>> İleri

 
HPG (Halk Savunma Güçleri) Resmi Sitesidir.
HPG-BİM tarafından yapılmıştır.
HPG Online © 2003 - 2006 Tüm hakları saklıdır.