|
 |
Kod Adı: MAHMUT
Adı Soyadı: DERVİŞ SİNO
Doğum Tarihi-Yeri:
1968 / KOBANİ
Anne-Baba Adı:
ZOZAN - HEDA
Katılım Tarihi:
1989
Şahadet Tarihi:
18 NİSAN SİLOPİ
MERKEZ |
 |
|
Geri
<<< |
>>> İleri
KUTSA ONLARI EY BÜYÜK CUDİ
Kutsa onları ey büyük Cudi. Onlar ki tarih denizinde batmakta
olan insanlık gemisini bir kez daha Cudi’ye demirlemek
isteyenlerdir. Onlar ki Nebii NUH misali korkunç tufanı andıran
ve adına uygarlık denilen o dayanılmaz labirentten o karanlıklar
diyarından insanlığı bir kez daha aydınlığa, refaha çıkarmak
isteyendir. Onları en iyi sen anlayabilirsin. Çünkü seni en iyi
onlar anladılar. Onlar sefineye ulaşmak için yanıp tutuşan
çağdaş Lawıke Xerib’tirler. Kutsa onları, çünkü sen de bir
zamanlar kutsandın. Sen kutsal olansın. Onlar sen de sevgi,
bilinç, emek yani özgürlüğün kaynağını buldular ve seni kana
kana içerek özgürleştiler.
Cudi özgür yaşam arayışı içinde olanların meskeni diyarı. Cudi
ölümsüzlük arayışının açık adresi. Onu görmek için bakmanın
değil yaşamanın gerektiği dağ. Şahinlerinin yüksek yuvalarına
erişilemediği, yaban keçilerinin evcilleştirilemediği, heybetli,
yüksek, bir o kadar da alçak gönüllü dağ. Sefine, Cudi’nin
zirvesidir. İnsanoğlunun ahlak ve moral değerler bakımından
ulaşacağı en yüksek zirvedir. O, Hz. Nuh’un gemisini demirlediği
görkemli tepedir. O, özgürlük ve yaşamdır. Lawıke Xerib yedi yıl
yürümüş, bu yolculuğunda birçok kez ölümle burun buruna gelmiş.
Birçok engeli büyük bir sabırla aşmış. En büyük yoldaşı cemel’i
( deve ) kaybettiğinde Enkido’yu yitiren Gılgamış kadar üzülmüş.
Ama yılmadan yolculuğunu sürdürmüş. Nihayet bir gün Cidid’e (Cudi)
ulaşmış. Sefinenin çok yakınına gelmiş ki o an şeytan insan
kılığında belirivermiş. Şeytan Lawıke Xerib’e “nereden gelip
nereye gidersin?” diye sormuş. Lawıke Xerib yedi yıldır Sefineye
gitmek istediğini belirtmiş kendisine. Yol göstermesini istemiş.
Şeytan sinsi sinsi gülerek “yedi yıl daha yürümelisin” demiş. O
bir insandır. Belki de inanmak onun zayıf yanıdır. Lawıke Xerib
şeytanın yalanına kanarak hayal kırıklığına uğramış ve Allah’ a
yakarıp canını almasını istemiş. Bu dua tanrılar katında
tartışmaya yol açmış. Bazı tanrılar yedi yıl yürüyen xeribin
Sefineye çok az kala canının alınmasına razı olmazken,
tanrıların tanrısı ise xeribin bu duasını kabul ederek canını
almış. Çünkü ona göre Lawıke Xerib daha yolculuğun başında ve
tüm yolculuk boyunca zaten Sefineye ulaşmıştır. Ona fiziki
ulaşım sadece semboliktir demiş.
Mücadelemizin yürütüldüğü her alanda, dağlarda, şehirlerde,
zindanlarda ve sürgünlerde her an büyük kahramanlıklar
yaşanmaktadır. Özgürlük savaşının yürütüldüğü her alan bu yüzden
kutsaldır. Cudi alanı da böylesi bir alandır. Mücadele
tarihimizdeki rolü, mitolojik öyküleri ve destanları ile hem
halkımız hem de tanrılar tarafından kutsanmıştır. O bir yaşam
felsefedir. O yaşayan bir ruhtur. Ona bu ruhu üfleyenler ise
Başkan APO ve devrim şehitleridir. Stratejik olarak da Botan
eyaletinde çok önemli bir üçgeni oluşturur. Düşman da bu
gerçeklikten yola çıkarak alanı pilot bölge seçmiştir. Yürüttüğü
kirli ve haksız savaşı Cudi’de kazanarak eyaleti ve bütün
mücadeleyi zorlamak istemektedir. Serhıldana kalkan Şırnak,
Cizre ve Silopi’deki yurtsever halkımızı katliamlardan geçirip
gerilla ile bağlarını kesmek istemiştir. Gerillaya karşı da
gerek askeri gerekse de lojistik alanında büyük baskılar
gerçekleştirerek imha etmeyi, bunu başaramaz ise
marjinalleştirip yıldırmayı hedeflemiştir. Ancak ne tank, top,
kobralar ne de kimyasal silahlar, ne tecrit ve ne de açlık
gerillayı yıldıramadı. Başkan APO’nun fedaileri APOCU fedailer
teslim olmaz sloganıyla karşıladılar ölümü. Ölümü ayaklarının
altında çiğneyerek, yarattılar ölümsüzlüğü. Ölüm, korkudan boş
kimyasal tüplerinin ve boş kurşun kovanlarının içine gizlendi. O
an yaşam ise bir yel gibi dağı aştı. Ovalara ve şehirlere
ulaştı. Şehirleri kuşatan taburların içinden askerlerin önünden,
duvarların içinden esip insanların yüreklerine ulaştı. İnsanlar
bu yeli bir damla gözyaşı ve buruk bir tebessümle karşıladılar.
Oysa ölüm boş kovanlarda titreye titreye, korka korka karanlığa
gömülüyordu. Ve bir de çağdaş Lawıke Xeribler vardır ki, onların
her bir hikayesi çok daha anlamlı ve heybetlidir. Lawıke Xerib,
tanrıya ulaşmak ister, gerilla ise özgürlüğe. Farklı zamanlar,
farklı zorluklar, ancak aynı mekanlar. Şehit Erdal, Cuma,
Hamzalar, Tekoşin, Berivan, Agıri ve nice devrim şehidi, Cudi
bütünün bir parçasıdırlar. Onlar sadece Lawıke Xerib değil,
gerçek Nebii NUH’turlar. Savaştıkları; karanlık tufan değil,
ondan beter oligarşik, emperyalist, faşist Türkiye, Ortadoğu ve
dünya gerçekliğidir. Onları bu kez gemi değil silahları
korumaktadır. Ve o zaman şeytan birdi. Oysa bugün şeytandan
dışarı adım atılmıyor.
Cudi direniş geleneğine canı pahasına sahip çıkan bölgenin en
son şehidi Şehit Mahmut arkadaş da gerçek bir Lawıke Xerib
hayranıydı. Onun türbesini onlarca kez ziyaret etmiş, böylece o
da hacı olmuştur.
2003 yılında bir arkadaş ile birlikte bir görev için gittiği
Silopi’de şehitler kervanına katıldı. Mahmut arkadaş 1969
yılında küçük güneyin Kobani Rakka Hewleka köyünde doğar.
Yurtsever bir ailede büyüyen Mahmut arkadaş inşaatlarda
kalıpçılık yaparak geçimini sağlarken bir yandan da yurtseverlik
görevlerini en aktif bir şekilde yerine getirir. Evlenmesi hatta
Reşat adında bir oğlunun olması onun gerillaya katılma eğilimini
engelleyemez. 1989 yılında Mahsum Korkmaz Akademisine giderek
orada Başkan APO’nun yanında bir devre eğitim görür. Eğitim
devresi bittikten sonra küçük güneyde resmi cephe çalışanı
olarak çalışmalarda yer alır. Ne var ki aklı hep dağlardadır.
Nihayet 1993 yılında büyük özlem duyduğu gerillaya Cudi dağında
kavuşur. Cudi ile bu ilk karşılaşma, onu adeta büyüler. Daha o
vakit aralarında kopmaz bir bağ oluşur. Kısa bir süre Gabar
alanında çalışmalara devam eden Mahmut arkadaş 1995 yılında
yeniden Cudi alanına gelir. 1996 yılından itibaren de alanda
cephe biriminde çalışmaya başlar. Alanda yaşanan tüm zorluklara
karşı görevine büyük bir ciddiyet ve aşkla yaklaşan Mahmut
arkadaş, hem yoldaşlarının ve hem de halkın sevgisini kazanmış
bir militandı. Çevre şehir ve köylerde onu tanımayan yok
gibiydi. Disiplinli çalışma tarzı, fedakarlığı ve dürüstlüğü onu
güvenilir kılmıştı. Halk onunla hiç çekinmeden ilişkilenirdi.
Halkın duyduğu güvenin, yoldaşların sevgisini yaşamının her
anında olduğu gibi son anında da koruyan Mahmut arkadaşı asla
unutmayacağız.
Başkan APO’nun uluslar arası komplo sonucu esaret altına
alınmasından sonra bir intihar eylemi için kendisini öneren
Mahmut arkadaş onay alabilseydi her an daha görkemli bir eylem
gerçekleştirebilecek iradede güçlü bir fedaiydi. En zor anlarda
yoldaşlarına moral vermeyi başarabilen gerçek bir yol arkadaşı
idi. Bir çocuk gibi şen şakraktı. Bütün yoldaşlar onun aklaşmış
saçı ve sakalına rağmen karda oyunlar oynamasını en ağır komando
hareketlerini kolaylıkla yapmasını, halaylarda canlılığını
hayretle izlerlerdi. Onun çocuksu yanı kadar yaşamdaki
olgunluğu, eğitimlerdeki net ve yön belirleyici görüşleri,
yönetim ve yapıdaki tavizsiz örgütsel duruşu herkesi büyülerdi.
O neyi nerede ne zaman yapılacağını, hangi sözün nerede
söyleneceğini çok iyi bilen tecrübeli ve hakim bir militandı.
1999 yılı ortalarında bir görev için küçük güneye geçen arkadaş,
partinin talimatı ile Musul’a yine cephe çalışmaları için
gönderilir. Yeni gelişen demokratik değişim stratejisini
erkenden kavrayıp bu yeni stratejinin belirlediği görevleri
özümseyip layıkıyla yerine getirmeye başlar. O süreçte Maxmur
kampında bir eğitim devresinde yönetimde eğitimcilik görevi
yapar. Ancak aklı yine Cudi’dedir. Zor bir dönemden daha
geçerken kendisinin alandaki yoldaşlarının yanında olmaması onu
üzer ve yeniden alana dönmek için öneride bulunur.
Kopmaz bağın diğer ucu Cudi de Mahmut arkadaşı özlemiştir.
Gerçekten dağlar özler mi? Gerçekten böyle bir bağ, böyle bir
çekim gücü var mıdır? Bunu ancak dağlara gönüllerini kaptıranlar
bilir. Kısa bir süre sonra Mahmut arkadaşın beklediği davet
alandan gelir. Bu kez alana hiç kopmamacasına gelir. Bu yeni
geliş çok heybetli olur. alan uzun bir tıkanıklık sürecinden
sonra nihayet açılım gösterir. Halkla ilişkiler genişler. Alt
yapı sorunları büyük oranda çözümlenir. Buna rağmen yetersiz
olan bir yan, tamamlanamayan bir bütün vardır. Başkan APO ve
Kongremiz KADEK, sürekli yeni gerilla katılımlarının öneminden
bahsederken bölgenin bu çalışmada yetersizlikleri vardır. Bu
durum aşılmalı, bu aksaklık giderilmelidir. Bu niyetle
çalışmalarına hız veren Mahmut arkadaş “gerekirse tek başıma
İstanbul’a kadar yürüyüp oradan savaşçı getireceğim” diyordu. Bu
onun yeni hedefinin esprisel ifadesiydi. O engel tanımaz bir
insandı. En tehlikeli yerlerde yoldaşları için ağır erzak
çuvallarını saatlerce taşırken yaşını ve fiziksel durumunu engel
olarak kabul etmeyen biri olarak tabi ki bu çalışmaların
önündeki engelleri kaldıracaktı. Yoğun çaba nihayet sonuç
vermişti. Cudi yıllar sonra yeniden yeni katılımlara açılmıştı.
Her zaman “şehre tabancasız gitmem, gitmek zorunda kalsam bile
yanıma bir bıçak alırım, bir durum olursa, Harakiri yaparım”
diye espriler yapıyordu. Görevi icabı Türkçe konuşmayı
öğrenmişti. Dahası çok iyi bir okurdu. Gelişkin kültürü ve
entelektüel birikimi ile okuduğu Türkçe kitapları Arapça
kitaplar kadar iyi anlardı.
Hiçbir gül dikensiz değildir. Beko olmasaydı Mem û Zîn’in aşkı o
kadar büyüleyici olmazdı. Mücadelemizde kimi dönemlerde yaşanan
ihanetler devrimci dönüş kültürünün gelişmesinde tetikleyici rol
oynamıştır. Mahmut arkadaşın şahadetinde de ihanetin karanlık
yüzü komplonun lanetini buna karşın irade ve direnişin gücünü
görmekteyiz.
Görev için gittikleri Silopi’de milislerinin ihanetine uğrayan
ve polislere ihbar edilen Şehit Mahmut ve Harun Koçer, şehir
merkezinde polisler tarafından takibe alınır. Bir süre sonra
polisler arkadaşları kuşatıp teslim olmalarını isterler. Harun
arkadaş tabancasına ulaşmak isterken yakalanır. Mahmut arkadaş
ise büyük bir atiklik ile polislerin elinden kurtulup kaçmaya
başlar. Bir çıkmaz sokakta polislerce kuşatılır. Teslim ol
çağrılarına “APOcular teslim olmaz” diye bağırarak cevap verir.
İstese birkaç polisi vurma imkanı olduğu halde siyasal sürece ve
tek yanlı ateşkese bir zarar gelmesin diye düşmana kurşun
sıkmaz. Ve kendisini kendi silahıyla şehitler kervanına katar.
Harun arkadaş da sorguda çözülmeyerek mahkemede hakime “bugün
bıraksalar yine KADEK’e katılırım” diyordu. Böylece her iki
arkadaş da PKK ve KADEK direniş geleneğinin birer halkası
oldular.
Yaşanan şahadet halk içinde de bir yandan üzüntü, bir yandan da
gururla karşılandı. Yaşadığı acı olayı bir yurtsever şöyle
anlatıyordu; Olayı duyduğum an onun Mahmut arkadaş olduğunu
anladım. Sanki yüreğime bir hançer saplanmış gibi oldu. O gün
evde yas vardı. Kimse konuşmuyordu.
Hangi noktaya gitsek onu orada görür gibi oluyorduk. Her an
çıkıp gelecek “bu duyduklarınız yalan ben buradayım” diyecek ve
yine çocuklar gibi kahkahalar atacak. Bazen sesini duyar gibi
oluyoruz. Neredeyse “Mahmut arkadaş görevden geldi gidip
karşılayalım” diyoruz. Ama onu çıplak gözlerle göremiyoruz.
Ve Cudi yine kan ağlıyor. Bu belki de ona duyulan sevginin ve
aşkın bedelinin bu kadar ağır olmasındandır. Kimileri özgürlük
için Zuhal yıldızının peşine takılır, kimileri karanlık yollarda
doğacak aydınlığını içinde arar özgürlüğü. Mahmut yoldaş da
Cudi’nin zirvesinde aradığı özgürlüğü aradığı yerde buldu. Bu
sevgi bu canlı bağı sonsuz kılan, uğruna çekilen büyük
acılardır. Mahmut arkadaş bize sadece mükemmel bir yoldaş
olduğunu değil, dünyanın en iyi babası olduğunu gösterdi. Oğlun
Reşat ve biz yoldaşların seninle gurur duyuyoruz. Yürüttüğün
mücadeleyi zaferle taçlandırmak boynumuzun borcu olsun. Bu
senden aldığımız bir talimattır. Sana ve tüm devrim şehitlerine
layık olmaya çalışacağımıza söz veriyor, anılarınız önünde
saygıyla eğiliyoruz.
Avazımın çıktığı kadar sesli haykıracağım Sefine’den
Kollarım yana açık göğsüm rüzgara karşı
Hiç kimsenin duyamayacağı kadar sesli haykıracağım
Bir sen duyacaksın beni bir de Cudi’nin tepeleri
Vücudumu gereceğim bir yay gibi
Gözlerimi yumup dişlerimi kenetleyeceğim
Ve yumruklarımı iyice sıkıp
Adını haykıracağım Sefine’den
Ses dalgalarım boşluğa umutlarımı yayacak
Bir ses duyacağım aniden
Yalnız değilsin diye
İyice baktığımda onları göreceğim
Büyük bir orduya ulaşmanın heyecanı ile
Daha bir coşkulu haykıracağım
Ve başımı kaldırıp da güneşe baktığımda
Sıcak ışınlarını yüzümde hissedeceğim
Bedenimde ateşler hakim olurken
Ben senin varlığınla serinleyeceğim
Derin bir nefes alıp
Koşmaya başladığımda
Bir ben bir sen
Ve bir de uçurum olacak
Uçmak için düştüğümde boşluğa
Tüm varlığımla
Yine seni haykıracağım Sefine’den
ÖZ...GÜR...LÜK
********
ÖZGÜRLÜĞÜN ARAYIŞÇISI LAWKÊ XERİP VE MAHMUT YOLDAŞ
Cudi dağının insanlığın devamının olduğu ve Nuh’un gemisinin
Cudi zirvesine inmesiyle, insanlığın tekrardan yeşerdiği
Mezopotamya’da Lawkê Xerip tam yedi yıl özgürlüğe kavuşmak için
yürüyen biriydi. Yedi yıl boyunca bitmek tükenmek bilmeyen bir
sevdayla, özgürlük abidesi olan Sefine’yi (Nuh’un gemisinin
indiği yerin ismidir) bulmak için tüm dağları neredeyse aşmıştı.
Yedi yıldan sonra tüm Sefine’nin altına gelmesiyle şeytanın
ortaya çıkıp Lawkê Xerip’i kandırmasıyla ondaki arzu ve özgürlük
sevdasını söndürür. Lawkê Xerip ondan sonra Allah’a yalvarıp
artık gücünün kalmadığını ve onun canını alması için dua eder.
Allah da bunu yerine getirir, onun canını alır. İşte tam orada
Lawkê Xerip özgürlüğe kavuşmuş olur. Çünkü yedi yıl güç veren
tanrı neden on dakikalık yolun kalmasıyla onun canını alır? İşte
tam orada Lawkê Xerip o zaman tanrıyla birleşmiş ve özgürlüğü
gerçek anlamda yakalamıştır.
İşte Mahmut yoldaş tıpkı Lawkê Xerip gibi tam yedi yıl boyunca
Botan ve özellikle Cudi dağının muhteşem zirvelerinde özgürlük
savaşçısı olarak yaşadı. Mahmut yoldaş K. Güney’in Kubani
şehrindendi. Mücadeleyi bizzat Önderlik Sahasında tanımış ve bir
özgürlük arayışçısı özlemiyle 1989 yılında partiye katıldı. Dört
yıl boyunca faaliyetlerde kalmış Küçük Güney’den sürekli
Cudi’nin o kutsal manzarasıyla yüreğini bir edip, bir an önce
gerillayla bütünleşmek için sürekli rapor yazıp dayatıyordu.
Mahmut arkadaşın evli ve çocuk sahibi olmasından dolayı
arkadaşlar sürekli erteliyorlar. Ama Mahmut arkadaşın içindeki
özgürlük sevdası gün be gün gittikçe alevleniyordu. Ve sonunda
önerisi kabul edildiğinde kendini tutamamış ağlamıştı. O kutsal
topraklarda özgürlük savaşçısı olmak için 1993 yılında Botan’a
geldi.
Genelde Botan’ın tüm alanlarında pratik yürüttü ama daha çok
savaş pratiği Cudi alanında geçti. Botan’ın 94’ten sonraki çetin
pratiğinde kalmış ve en zor dönemlerde bile zorluklara göğüs
germişti. Pratikte yoldaşlara bağlılığıyla ve coşkusuyla moral
olan bir arkadaştı. Düşmanın yoğun baskısı ve ambargo uyguladığı
Cudi’yi kuşatmaya aldıkları bir dönemde Mahmut arkadaş en zor
dönemlerde fedakarlığıyla cephe faaliyetleri yürütmüş Cudi’deki
arkadaşların savaştan geri kalmamaları için her gece ölümü göze
almış, Şırnak gibi düşmanın en yoğun olduğu bir yerde sırtıyla
her gece yoldaşları için erzak çekmişti. Hatta oradaki yurtsever
halk bile onu Kubanlı olarak tanımaz, sürekli Şırnaklı Mahmut
diye anılır ve tanınırdı.
Mahmut arkadaş daha önceden yeni savaşçı da partiye katmış ve
ilk getirdiği grup esnasında yaralanmıştı. Ama Önderliğin HPG’yi
büyütün perspektifiyle faaliyetlere daha da asılmıştı. Yine en
son 2003 yılının baharında yeni bir grup getirmek için tekrardan
tehlikeyi göze almış bu sefer Silopi’ye gitmişti. O dönemde Irak
Savaşı da olmasından dolayı yoğun güvenlik önlemleri alınmıştı.
Mahmut ve Harun arkadaş Cudi’nin o bahar havası ve yemyeşil
doğası ve çiçekler arasında kendilerini Silopi deştine
bırakmışlardı. Onları gönlü ve gözleri sürekli kutsal Cudi
zirvelerindeydi. Hemen işlerini bitirip tekrardan o güzelim
bahar havasına kavuşmak ve özgürce gezen pezkovileri tekrar
izlemek için acele ediyorlardı.
Düşman iki arkadaşın faaliyetlerinin istihbaratını almasından
dolayı arkadaşlara Silopi merkezinde pusu atmışlardı. Merkeze
girdiklerinde polisler arkadaşları yakalamak için alarma
geçerler. Bunu fark eden Mahmut ve Harun arkadaşlar ilkin
kaçarlar. Harun’un ayağı kayar ve tabancası belinden düşer ve
yakalanır. Mahmut arkadaş ise ilk önce bir eve sığınır ama
evdekiler onu kabul etmezler. O da ele geçmemek için evin
çatısına çıkıp tabancasıyla fedaice kendi yaşamına son verir.
Sadece düşmanın eline geçmemek ve partiye bağlılığını bu
eylemiyle hem düşman hem de bizlere mesajını verir. Onun
yaşadığı Apocu fedai ruhun temsilidir.
Bu ruh asla teslim alınmaz, tıpkı Zilan yoldaşın çizgisini devam
ettirdi. Mahmut arkadaş şehit düştüğü gün Cudi’nin zirvesini
kapkara bulutlar sarmış ve sanki Cudi dağı o gün kan ağlar gibi
yalnızlığa bürünüp göz yaşı döküyordu. Onun özgürlüğe olan
sevdası Lawkê Xerip’in sevdasıyla birleşmişti. Yemyeşil olan
bahar bile sanki o gün simsiyah olmuş gibi karşımızda ağlıyor
gibiydi. Bizim de gözlerimizde yaşlar dökülmeyi unutmuş alsa da
yüreğimizde büyük bir acıyı yaşıyor ve kan ağlıyorduk.
Mahmut yoldaşla yüce şehitlerimizin arasına Hz. Nuh’un gemisiyle
birlikte yola çıkmıştı. Fizikmen aramızdan ayrılmıştı ama
sürekli yüreğimizde yaşayan bir Lotus çiçeği gibi yaşıyor ve
yaşayacak.
*********
ÖZGÜR YÜREKLİ BİR CAN
Kitaplardan, duyumlardan sözlerin sese dönüştüğü kulaklarda
yankılanan anlatımlarda tanımladım seni karla karışık yağmurlu
bir gecenin zifiri karanlığında yağdan kandille aydınlatılmış
bir gerilla koğuşunda aydınca bağdaş
Kurmuşluğunda ilk defa gördüm seni. İki gecelik karlı yürüşüyün
sonunda yorgunluğun panzehiri olan istirahatte çekilirken
seninle karşılaşmak bir ezginin ruhsal gıdasını almak gibidir.
Vücuda işleyen soğuğun bıçak gibi keskinliği, bacak
danslarındaki kasılmışlık, uykusuzluğun uykuya özlemi mi kalır.
Seni tanımamak, özlemdir, seni tanıyıp şahadetini duymak acıdır.
Seni kaybetmenin acısını duymak ve güçlenmek, bilenmektir. Çünkü
gerçeğin diliyle doğallığınla ilk sözünü duydum. Gözlerindeki
yaşam canlılığın en büyük farklılığındı.
Susuzluğumu gideremedim kana kana su içilen Kürdistan
zozanlarındaki pınarlar gibi bir Faraşin bir Şerafeddin
pınarları gibi sohbet pınarıydın. Parmaklarını oynatırken hani
şarkılardaki gibi sana gülmek yakışır, sana ise sohbet ve
tartışma anlarında gülmeyle beraber parmak oynatmak yakışırdı
sana susamışlığım, sana doyamamışlığım bir hasret gibi içimde
kalacak. Bir yıl yetmedi. Bir daha göreydim looo...
Yine nisan yağmuru yağıyor Silopi ovasına. Deriye mazi, deriye
xırçe, deriye Berana ve deriye dostıke sis duman içinde. Gire
Çoliya, Hesanan hüzün içinde safine nuh’un gemisini beklediği
gibi Mahmut’u bekleme de bir günlük özlemi zamansızlık sınırında
Cudi toprağı yarışta kendisinden yarattığını alabilme savaşında.
Helena pir düşüşe geçmez yüceliğinde ısrarlı hevale Mahmut
Silopi’de geceyi karşılarken Navser’de rojbaşı çekiyor. Heval
heval! Hevalê Mahmut gelmiş. Şehire giden babaların yollarını
gözleyen çocuklar giib hevale Mahmut’un yolu gözlenmekte. Hem
baba, hem heval ya bağdaşından üslubunun çekiciliğine ve umutlu
gülüşüne kim yanaşmaz ki.
Hevala Berivan’ın şahadetiyle Cizre nasıl tarihselliğe
kavuştuysa, hevla Mahmut’un şahadetiyle silopi tarihselleşti.
Ey kalleş hırsızlık senden mi kaynaklı olacaktı şahadetim. Tarih
tanıktır kendimden kaynaklı olmayacaktı şahadetim. Başkaları
aranırken kurulan denetimlere, tesadüfi aramalara ve sonradan
çözülmelerle Kemal Pir’ler, mazlum, Doğan’lar esir düşmediler
mi? Basit hırsızlık olayıyla aranma olsun, randevuya giderken
aramaya takıl, düşmanın eline geçmemek için kendini bombaya
dönüştür. Yeri geldiğinde iradeli katılışın iradeli direnişini
sergilemek Apocu militan ve Apocu ruhun duruşudur. Şahadetin
kararını vermek düşmana öldürmeyi tattırmamak başlı başına
direnmenin zaferidir. Yerli yerinde bunu uygulamak mantığına
sahip olmak en büyük militanlıktır.
İstihbaratçıların kol gezdiği, lağım fareleri gibi kontr-gerillanın
cirit attığı Silopi’ye girmek tehlikelerin tehlikesine rağmen
cesaretinle Cudi’ye imkan yaratmak herkesin harcı olamaz.
Özgürlük hareketini büyüteyim birkaç yeni yoldaş daha getireyim
özgürlük tutkularına kavuşturayım böyle düşünce ve duygu yüklü
özlemlere cevap olayım. Bir daha bir daha hareketini büyüteyim
birkaç yeni yoldaş daha getireyim özgürlük tutkularına
kavuşturayım böyle düşünce ve duygu yüklü özlemlere cevap
olayım. Bir daha bir daha git gel git gel .............35, 36,
37 yaş ömrün yarısı. Sırtına vur 25 kilo, 35 kilo Bajerê kır
yokuşuna vur. Emeklerin boşa gitmez. Fedakarlığın ilkeye
dönüştü. Fedai tarzın karakterleşti. Emek bende, bilinç bende,
fedakarlık bende dedin.
Tarih ve toplumu bilgisiyle bilinçlenmiş özgürlük gerillasıydın.
Doğayla bağlarını kurman zaten pratiğindi.
Tarih seni halkının fedaisi olarak görmeli ve yaşamalıdır.
Halkının en iyi hizmetçisi olmak onuruna herkes ulaşamaz. Silopi
halkı senin bu özelliğine tanıktı. Ben gideyim halkım kalsın
umutlarımı, hayallerimi ve inançlarımı yaşatsın. Halkın bunlara
ihanet etmeyecekti, yaşatacaktı zaten. Halkların gönüllerinde
kahramanları zamanın sınırsızlığında eserleştirmek vardır.
Halklar kahramanlarıyla tarihte yer alırlar.
Zekada incelik, her insanda bulunan bir yetenek değildir. Bir
halıya dokunan motifler gibi olay ve olgulardaki yaklaşımda
inceliğe sahip olmakla ön görü ve sanatçı ustalığına sahiptin.
Mitlerde ne kadar abartma olsa da gerçeğe yakındırlar. Efsaneler
mitolojik tarihin edebiyatıdırlar. İlk defa uygarlığa beşiklik
eden yukarı Mezopotamya’da tarihe geçen Nuh’un efsanesinde
insanlığın yeniden doğuşundaki durak ve başlangıç yeri Cudi’nin
Safine’siydi. Çağdaş özgürlük hareketinin yeniden doğuşunda ilk
gerilla tohumlarının atıldığı yer Cudi idi. İnsanlık tarihi
çağdaş anlamında yeninden tekürrür etmektedir.
Üçüncü yeniden doğuşta tümden artık uygarlık çağının
yaratılmasında Cudi stratejik konumunu tarihselliği ile
korumaktadır. Meşru savunma stratejisinde HPG gücü Kürdistan’ın
üç parçasını birleştirici konumu nedeniyle Cudi’yi tarihteki
kutsallığıyla kutsamaktadır. Hevala Mahmut kutsal Cudi’nin
kutsallığını yüceleştirmiştir.
Şehitler kendilerini aşanlardır. Kendisi olmaktan çıkanlar
insanlığa mal olandır. İnsanlığa ait değerleri yaratanları
yaşatmak, yüceltmek kalanların sorumluluğudur.
ÖZGÜR YÜREKLİ BİR CAN
Ay ışığında yürürken
Saman yolunda kutup yıldızına bakarken
Yönümü bulur gibi bulurum seni Cudi’de, Silopi’de
Kıblegahım derim yönümü
Bilirim seni Mahmut Mahmut
Ey İpek yolunun direksiyon emekçileri
Özgür yürekli bir canı sülietiyle görürken
Ne gezer ne arar diye sormadınız mı?
Akşamdan inerdi sızarcasına ansının sizden biri olurdu.
Ey Xabur, Ey Hezil, Ey Dicle feryada koşarak coşmadınız mı?
Hele Çiyaye Bexer boynunu bükmedi mi?
Gabar, Xantur, Çiyaye Spi Çağırın özgürlük savaşçılarını
Sevdalıdır kana, Silopi ovası yetmedi mi sevdan
Silah Arkadaşı