Main Menu
Anasayfa
Şehitlerimiz
Şehitler Albümü
Şehit Künyeleri
 
 

2003 ŞEHİTLERİ YENİ DÖNEMDE APOCU RUHUN MEŞRU SAVUNMA ÇİZGİSİNDEKİ TEZAHÜRÜDÜR!

AGIR - MUSTAFA POLAT

AGİRÎN - LEYLA DİLEK

AGİT - BAKIR ÖZDEMİR

ANDOK - İSKAN TAŞ

BAGOK - SİNAN YILDIRIM

CENG (CAN) - BARIŞ ŞENOL

CUDİ - MEHMET UĞUR

ÇAYAN - BEDİRHAN BELLİER

DEŞTİ - KEMAL YAKLAV

DİROK - MERYEM ŞEXO

DOĞAN - MENAN HÜSO

ERDAL - ENGİN SİNCER

FERHAT - RAMAN DOĞAN

FIRAT  - TUNCER POLAT

HÜSEYİN - HASAN ERTUĞRUL

İSA - EROL BUL

KAHRAMAN - FEYİZ EBUZEYD

KAMURAN - HAŞİM BİTİK

MAHİR - ŞERİF YALÇIN

MAHMUT - DERVİŞ SİNO

METİN - ATİF URUK

MUNZUR - CAHİT DAĞTEKİN

MUNZUR - HÜSEYİN GÜL

NEMRUT - KENAN FIRAT

ROJHAT - MUSTAFA GÖK

RUBAR - İSMAİL ALTÜRK

SERVER - NURETTİN DOĞRU

SİPAN - VEDAT MERT

ŞAHİN - KEMAL PURMEND

ŞERVAN - DENİZ YANAT

ŞEVGER - HALİL ALÖKMEN

ŞEVGER - YAŞAR AYKAL

ŞİYAR - AHMET AKSU

XELAT- XEVRAMAN ALİ

XEMGİN - ÇETİN KAÇAK

ZAĞROS - ENGİN ÇINAR 

ZINAR - İBRAHİM KILIÇ  

Kod Adı: İSA
Adı Soyadı: EROL BUL
Doğum Tarihi-Yeri: 1975 / PERTEK DERSİM
Anne-Baba Adı: GÜLLÜ – HIDIR
Katılım Tarihi: 1997 / BALKANLAR
Şahadet Tarihi:
19 KASIM BİNGÖL
KIZILAĞAÇ

Geri <<< | >>> İleri

 

-ÜŞÜYORUM-

Üşüyorum ayaz geceleri
Sisli havaları düşünmeden
Olmasa da ayaklarım ıslak
Buz tutmassa’da bedenim
Üşüyorum işte.
Baharı yokluyorum birden,
Takvimlerde
Sonra sıcak nefesinin
Rüzgarla gelen özlemi
Arıyorum
Soluduğun havayı teneffüs
Edeyim diye
Üşüyorum, düşüncem sıcak,
Tebessümünde olsa’da yine……!
Kar yağıyor ayaz gecelerin birinde
Tenim toprağın renginde
Oluyor
Buz tutan bedenim
Renk açıyor
Sonra bölünüyor parça, parça
Haydi düşünme gel’de…!
Ekmeğin bölünen boğuşundaki
Su yolunun bitişindeki
Deltalar gibi beraberdik
Sanki, yüzyıllardır tanıyorduk
Birbirimizi……..!
Bir kardeş selamında ,özlem
Yanlışlıkla patlayan bir
Mavzerde öfke,
Bir çiçektik aynı dalda
İki ayrı meyve gibi
Yanlışlıkla’da olsa
Birleşmiştik işte
Suçluyu aramaya çıkmıştık
İkimizde
Tarih kitaplarında kaybolmuş
Kimliğimizi arıyorduk
Beklide.
Kim, kim isterdeki
Hep ‘keşke’ diyerek yaşamayı
Sonuçta zaman sadık
Kalmıştı randevusuna
Ve yine biz dilsizleri
Oynayacaktık
Son perdede………!!!…

 

                      Şehit İsa

 

UZUN YÜRÜYÜŞLERİN SESSİZ GERİLLASI


“Zorbanın tunç eli her değdiğinde
Adın gümüş kapıdan taşan bir isyandı
Düzgan Baba 38 yerinden dağlandı
Dağlanan her yerinde bir gül açtı”

Dersim… Deriyî Sim (Gümüş Kapısı) Dört dağ içinde kayıp bir şehir… İşgalciler yerine dağlara elini veren bir gelin… Kutu Deresi’nde, Laç Deresi’nde, süngü uçlarında donan bebelerin çığlıkları. Peri’de Munzur’da biten yedi gözdesi de ve pamuk eldiven takılan elin tunçlaşması, bir de alnımıza sürülen kanlı lekeyi temizlemek için edilen intikam yemini.
Bir isyandır Dersim. İçten içe kaynayan bir volkan. Sessizliğe, suskunluğa öfkeli kıyısını döven Munzur gibi asi ve hırçın…
Pertek… Küçük, şirin bir köşe, gümüşten bir parçası Dersim’in.
İsa arkadaş 3 çocuklu bir ailenin çocuğu olarak burada gözlerini dünyaya açar. Doğar doğmaz bu yalancı ve zorba dünyaya isyan edercesine basar çığlığı…
Kişiliğini doğup büyüdüğü bu ortamdan alır. Bir yüzü asi, hırçın ve kızgın iken, diğer yüzü de mor menekşedeki Dersim kadar renkli ve güzeldir. Bir nergiz kadar nazlı, bir nilüfer kadar temizdir. İsyanı ve sevgiyi birleştirir kendinde. Bundan dolayı ailesinde ve çevresinde çok sevilir.
İlk, orta ve liseyi Pertek’te okur. Küçük birer esnaf olan abilerinin yanında çalışır. Onlara yardımcı olur, böylece emekle de tanışır.
İsa arkadaş Munzur gibi başı dik ve gururludur, canlıdır, cıva gibi hareketlidir. Yerinde durmaz. Hep bir arayış içindedir. Mevcut gerçeklik ona hep sıkıcı gelir. İçine yenilik sığdıramadığı gün, ruhu daralır. Ruhu daraldıkça kırlara açılır. Kuşların cıvıltısı, suların hışırtısı, yaprakların kıpırtısı, çiçeklerin kokusu müthiş dinlendirir onu. Bazen her şeyini bir haftalık ömrüne sığdıran bir kelebek olup, o çiçek o ağaç diyerek dolaşır. Bazen de oldukça uzun ömürlü olan ama hiç acele etmeyen bir kaplumbağa gibi yavaş hareket eder. Gördüğü, duyduğu, dokunduğu, hissettiği her şeyi derinden içine sindirmek ister.
Liseyi bitirdikten sonra üniversiteye gider. Üniversite ortamı farklı bir ortamdır, bunun hemen farkına varır. Dersim’den gelen bir solculuk, devrimcilik, muhaliflik ruhu vardır. Ancak bu çok fazla bilinçli ve örgütlü değildir. Üniversite ortamında örgütlü siyasetle tanışır. Bu tanışma arayışlarını derinleştirir. Değişik hareket ve örgütleri tanır. Ancak bunlar onu tatmin etmez. Beyni rahat değildir, yüreğindeki fırtınalar dinmemiştir. Dalgalıdır hep yüreği. Bu arada Apocu Hareket’le tanışır. Apocu Hareket harlanmış yüreğine düşen bir damla su olur, serinletir yüreğini. Adeta kendisini yeniden keşfeder. Coşkusu heyecanı bir kat daha artar. Kendisini halk gerçeğini, Apocu gerçekliği öğrendikçe, daha da derinleşir. Apocu Hareket bir vantuz gibi çeker içine onu. Ve hemen YCK içinde yer alır. Artık bir eylem adamıdır. Gençliğin enerjisini, coşkusunu, örgüte dolayısıyla eyleme yöneltir. “Bilincin gelişmesi eylem, ruhun özgürleşmesi cesarettir” diyor Önderlik. İsa arkadaş da cesaretiyle, eylemiyle en öndedir. “Hayat denen kavgaya çeliş adımlarla” girer. Çünkü “bu karanlığın sonunda doğacak güneşi” görür. Gördüğü güneşe aşık olur. Güneşle birleşmenin arayışına girer. Çünkü özgürlüğü ancak güneşin memesinden emeceğini bilir. YCK çalışmaları artık İsa arkadaşı tatmin etmez bir çalışmadır. Bu çalışmalar kendisi için sıradanlaşır. Arayışları farklılaşır. Arayış çözümün başlangıcıdır. Bir süre sonra partiye aktif olarak katılım kararı alır ve arayışını sonlandırır.
Üniversite yıllarında mücadele arkadaşlarından birine aşık olur, aşkı saf sevgi ve bağlılık olarak değerlendirir. Bunu ilerleterek nişanlanır. Önderliğin Kürt aşkı değerlendirmelirini okudukça aşkını sorgular.
Her elin karıştığı yerde, kuşların bile yuva yapmadığını öğrendiğinde, işgal altındaki bir ülkede istediği evliliği yapamayacağını hisseder. Özgür aşkın özgür ülke ile bağını kurar. Ülkeye bağlanmayan aşk ve sevginin boş ve anlamsız olduğunu fark eder. Böylece aşkını ülkeye yöneltir. Ülkeye ve devrime olan aşkını nişanlısına da anlatır. Nişanlısına devrimin yaşama sözlü, ölüme nişanlı olmak anlamına geldiğini belirtir. Nişanlısını ikna etmeye çalışır. Hz. İsa’nın, “Bir insan iki şeyi birden sevemez” sözünü hatırlatır ve üzerine yoğunlaşır. Ve sonunda nişanlısına “aşkın için canımı, özgürlüğüm için de aşkımı veririm” der. Ve gerçek aşkı düşlediği dağlara yöneleceğini belirtir. Nişanlısı dağları delen Ferhat’ın ateşinin, İsa’nın yüreğine düştüğünü fark eder. Onu tutmanın, geri çekmenin en büyük işkence olduğunu görür ve büyük aşkların yaşandığı dağlara birlikte gitme önerisi yapar. Nişanlısının bu davranışı İsa arkadaşı derinden sarsar. Ancak oldukça da sevinir. Sevincinden ne diyeceğini şaşırır ve tüm dünyayı kucaklarcasına nişanlısını kucaklar.
Kendisine dar gelen şehirlerden dağlara gitme kararını verdikten sonra ilişki arayışını derinleştirir. Sonunda nişanlısı ile birlikte Balkan sahasına çıkar. Ve bir süre burada kalıp temel eğitim görür. Balkan yönetimi temel eğitimden sonra geri göndermek ister. Ancak o, gündüz hayalinden gece rüyasından çıkmayan Önderlik Sahası’na gitmeyi dayatır. Onun bu isteği ve dayatması karşısında alan yönetimi fazla ısrarcı olmaz ve Önderlik Sahası’na gitmesini kabul eder. Büyük bir heyecan ve coşkuyla kabeye gitmeye çalışan bir mümin gibi Önderlik Sahası’na gider.
Derin bir entellektüel birikimi olmasına rağmen bunu bir komplekse dönüştürmez. Her yoldaşı ile ilişkilenir. Köylü ile köylü, emekçi ile emekçi, küçük ile küçük, büyük ile büyük olmasını bilir. Mütevaziliği, emekçiliği ve çalışkanlığı öne çıkan yönleri olur. Önderlik Sahası’nda fotoğrafçılık yapar. 98 eğitim devresinden geriye kalan ve ölümsüzleşen birçok karenin deklanşörüne kendisi basar. Sözden çok görüntünün geleceğe tanıklık yapmasını ister. Devre sürecinde oldukça derinleşir. Önderliğin söylediği her şeyi suya hasret toprağın suyu emmesi gibi emer. Kişiliğini her yönüyle yeniden değerlendirir. Kensini çözüp yeniden yapılandıran bireyin atom bombası kadar etkili olabileceğini düşünür. Devre sonunda Amanos üzerinden Dersim’e geçmesi kararlaştırılır. Ve bir grup arkadaşla birlikte Dersim’e yönelir. Süngü uçlarında dona kalan bebelerin çığlıklarının çağrıya dönüştüğünü hisseder. Dağlar, taşlar, ağaçlar bil cümle canlı cansız her şey sanki dile gelip koro halinde çağrı yapmaktadır. Alişerlerin, Beselerin, Nuri Dersimilerin, Seyit Rızaların vasiyetleri yol gösterici olur onlara. Munzur’da yayla yayla dolaştığını hayal eder. Halkın çektiği acıları bir nebze de olsa dindirmiş olmanın vermiş oluduğu hazzı yaşar. Yolda Önderliğin savaşmadan savaşı kazanmak tespiti üzerine yoğunlaşır. Savaş ustaları “Akıllılar savaşa girmeden, akılsızlar savaşa girdikten sonra savaşı kazanma yollarını ararlar” diyorlar. Bu tespitlerden derinden etkilenir. Yolda attığı her adımı Dersim’de atıyormuşçasına heyecanlanır. Bu heyecanı beraberindekilere de yansır.
Ancak gerillanın Türkiye’ye açılımını engellemek için Amanos hattı tutulmuştur. Birkaç kez denemelerine rağmen Amanos’tan içeri giremezler. Bu durum onları yeni arayışlara iter. Ferhat’ın yüreğine düşen Şirin’in ateşi gibi İsa arkadaşın yüreğine düşmüştür Dersim ateşi. Dersim’den Munzur’dan Peri’den uzak geçirdiği her gün yüreğindeki ateşi biraz daha harlandırır. “Dağlar ne kadar yüksek olsalar da aşılmaya mahkumdur” diyerek yönünü Büyük Güney’e verir. Oradan Dersim’e gidecektiler.
O kış Büyük Güney’de kalır. 99 baharı ile birlikte Hakkari zozanlarından Besta’ya, oradan Gabar’a ulaşır. Kanat takmıştır adeta. Moral ve coşkusu, istek ve arzusu, heyecanı bir kat daha artmıştır. Efil efil esen rüzgar, adeta saçlarını tarar. Dersim’e olan hasretini türkü yapar ve yerine ulaştırması için rüzgara ulaştırır. Dersim’e ulaşmanın büyülü atmosferi ile tatlı hayaller kurarken, partinin stratejik değişikliğine bağlı olarak geri çekilme kararını Gabar’da öğrenir. Bu kararla İsa arkadaş ve beraberindeki grubun dizlerinin bağı çözülür. Derin bir şok yaşarlar. Dinamitlenen koca bir taş ocağının yıkıntıları altında kalmışçasına çökerler. Ulaşmasına ramak kala, kurduğu Dersim hayalinin bir yıldız gibi elinin içinden kayıp gitmesina hayıflanır. İçtiği sigarasından yayılıp dağılan duman gibi hayalinin dağılması yüreğini dağlar. Gözleri daha uzaklara, ufukların ötesine kayar. Bir süre sessizleşir, içine kapanır. O cıva gibi hareketli İsa gitmiş, yerine soğuk ve hareketsiz biri gelmiştir. Bu durumu yanındaki arkadaşlarına da yansır. “Yoldaşlarımın moralini bozmaya hakkım yok” diyerek, yeniden yüklenir kendine. Tarihin ve şehitlerin vasiyet ve emirleri olan görevler geride kalmamalıydı. “Silah seslerinin savaş ateşini gürleştirdiği yerde, insanın en kötü gözyaşlarıdır” Savaşı kazanmanın yolu, gözyaşlarını silip atmaktır. Bulundukları alanda bir süre durduktan sonra, geri çekilmeyi planlarlar. Yarım kalan yürüyüşleri başarma azimlerini daha da büyütür. Ve Gabar’dan Besta’ya yeniden yolculuk başlar.
Güney’e çekilmeden sonra Besta’ya gelen grupla İsa arkadaş da Botan’da kalmaya karar verip ve grubundan Besta’da kopar. Grup Güney’e hareket ettiğinde, İsa arkadaş Dersim grubunun geri dönüşü ve onlardan kopmanın vermiş olduğu hüzünle göz yaşlarını tutamaz. O dönemde temel görev lojistik ve yer altı çalışmaları ve geri çekilen grupların güvenliğini sağlamaktır. Geri çekilmeyi ve hatları bilen düşman her gün operasyon yapar Besta’da. O dönem adeta operasyonsuz gün geçmez. Envai çeşit çiçek kokusuna kan ve barut kokusu karışır. İsa arkadaş orada iki büyük çatışmaya girer. Bu her iki çatışmada 13 arkadaş şehit düşer. Ülkenin iç kesimlerinden gelen güçler gruplar halinde Güney’e geçiyorlardı. Çatışmalardan sonra düşman her gün havadan operasyon yapıp iz sürmeye çalışır. Bu durum hareket alanını daraltır ve tedbiri daha fazla kılar. Önderliğin esareti geri çekilme ve yaşanan şahadetler Besta gücü üzerinde ağır bir etki yaratmış ve moralleri bozmuştu. Bu moralsizlik çözülmeyi getirmişti. Ne olacak, ne yapacağız soruları kafalara dolmuştu. Geri çekilmeye de yeterince anlam verilmediğinden, muğlaklık derinleşiyordu ve birçok görev yüz üstü kalıyordu. İsa arkadaş bu duruma anlam veriyor, bunu aşmanın yolunu arıyordu. Pratikte her işe koşuyor, nerede ihtiyaç varsa orada bitiyordu. Bu emekçi ve fedakar yapısı ile toparlayıcı oluyordu. Adeta enerji yayıyor, ışık saçıyordu. En zor anlarda bile yüzünde gülücükler eksik olmuyordu.
Besta’da kalan gücün Haftatin’e gelmesi parti tarafından istenir ve Besta’da 13 arkadaş kalır. Geri kalan arkadaşlar 2000 şubatında yola koyulup, Haftanin’e doğru yola çıkarlar. Grup Cudi üzerinden Haftanin’e gidecektir. Ancak İsa arkadaş dağlardan kopmak istemez. İçinde biriken Munzur özlemini Cudi’de gidermek ister. Cudi’de kalmak için öneri yapar, önerisi kabul edilir. Beraberindeki grup Haftanin’e giderken, o Cudi’de kalır.
Külün altındaki köz her zaman harlanmaya hazırdır. İsa arkadaşın yüreğinde Dersim ateşinin külleri vardır. Düşman eline geçmektense, kendisini uçurumlardan atan gelin ve kızların çığlıkları kulaklarında yankılanır. Nuri Dersimi’nin vasiyeti beyninde zonklar.
3 yıla yakın Cudi alanında faaliyetlerde kalır. Boş bulduğu her zamanını eğitime harcar. Yeni süreci, özellikle de Önderliği anlamanın bilince çıkarmanın yolunun bundan geçtiğini bilir. Önderliği “eğitimde ter dökmeyen savaşta kan döker, düşüncesi bizim olmayanın eylemi de bizim değildir” belirlemelerini hatırladıkça daha fazla yüklenir.
Gerilla yaşamının zorlukları kadar, kara mizaha konu olacak komiklikleri de vardır. Bu da yaşamın ayrı bir rengidir. Cudi’de karların erimeye başladığı yerlerde, başta kenger olmak üzere birçok ot yeşermiştir. Doğa üzerindeki ölü toprağı atıp canlanmaya başlamıştı. Doğadaki bu canlanma insanlara da yansır. Kışın Cudi’nin eteğine bile çıkamayan köylüler, baharla birlikte zozanlara kadar çıkıyorlardı. Bir gün sığınakta arkadaşlar eğitim yaparlar. Kenger toplamaya gelen köylü kadınlar sığınakların bulunduğu alana kadar gelirler. İsa arkadaşın bunlardan haberi olmadığından, okumasına devam eder. Bir kadın eğilip bıçakla yerdeki kengeri çıkarmaya çalışırken, birden irkilir. Yerin altından sesler gelmektedir. Kadın oldukça korkar, çevresine bakar, kimseler yoktur. Sesin yer altından geldiğine emin olunca çığlık atarak diğer kadınlara doğru koşmaya başlar. Kadının benzi beti solmuştur. Nefes alması bile düzensizleşmiş, her tarafı rüzgarda savrulan yaprak gibi titriyordu. Kadınların yanına vardığında sesin geldiği yeri işaret eder. Ne olduğunu anlamayan kadınlarda da bir heyecan oluşur. Herkes çevresinde toplanır. Ancak korkudan dili tutulmuş gibi kadın konuşamaz.
Kadının çığlığını duyan arkadaş okumayı keser, sessizleşir. Çığlık devam edince sığınaktan çıkar ve diğer kadınlara doğru gider. İsa arkadaş ve yanındaki Mahmut arkadaşı gören kadınları önce bir korku sarar, sonra bu korkuları merak ve ilgiye dönüşür. Aslında buralar hiç gerillaya yabancı değildir. Buralar gerillanın ilk göz ağrılarıydı. Buranın halkı da ilk gerillaya kucak açandı. Bu yüzden derin ve güçlü bir bağ oluşmuştu. Kadınların yanına gelen İsa arkadaş, “Niye böyle çığlık atıp kaçtın, yoksa korktun mu” diye sorar. Bu soru kadını etkiler, bir mahçubiyet ve utangaçlık duygusuna kapılır, yüzü kızarır, başını eğer. Bir şeyler söylemek ister ancak sözler boğazında düğümlenir koşunamaz. Diğer kadınlarda bir gülüşme olur. Gülmeler kadının gururunu kırar “Yok heval sizden korkmuyorum, sizi görseydim kaçmazdım. Ancka yer altından sesler gelince bir acayip oldum” der. Kadının bu cevabı gülmelere yol açar. İsa arkadaş bir süre propaganda yapar. Ve akşama doğru kadınlar evin yolunu tutarlar.
İsa arkadaş bir grupla beraber eğitim için 2002 yılının ortalarında Haftanin’e gelir. Bu geliş ona yeni başlangıçlar yapmanın zeminini hazırlar. Daha güçlü hazırlıklar yapıp yeniden Kuzey’e özellikle de Dersim’e geçme hayallerini kurar. Çünkü insanın hayalleri oranında büyük olduğunu bilir. Geleceğin dünyasında yaşamak ancak hayallerle mümkündür. Bugünün gerçekleri dünün hayalleriydi. Bugünün hayalleri de yarının hayalleri gerçekleri olacağını bilir. Bu yüzden hayallerini hep canlı, diri ve büyük tutar. Bir süre Haftanin’de kaldıktan sonra Xınere’deki Mazlum Doğan Kadro Okulu’na gider. Parti Merkez Okulu’nda kendisini yeniden yapılandırır, güç ve enerji biriktirir. Eğitimen büyük yüklenir. Geriliklerini yetersizliklerini bu devrede giderir. Devre sonunda yıldızlara merdiven dayayacak kadar güçlü hisseder kendini. Mezopotamya’yı insanlık adına yeniden fethetmenin fırtınalı militanı olmak için güçlenir. Uçurumun kenarında olan bir halkın öncüsü olduğunu hisseder. Kuzeye gitme yönünde yaptığı öneri de kabul edilince yerinde duramaz, sevincinden uçar adeta.
2003 yılı planlaması ile birlikte bir grup arkadaşla birlikte Dersim’e yönelir. “Bekle beni Dersim, bu kez sana ulaşacağım. Hiçbir güç sana ulaşmamı engelleyemez. Sim kapısından girip Munzur’a çıkacağım, orada halaya durup tüm Kürdistan’a türküler çağıracağım…” Gerekli hazırlıklarını yaptıktan sonra yeniden yola koyulur. Ama bu sefer sanki yürümez, uçar. Yolculuk yorgunluk vız gelir.
Mao’nun uzun yürüyüşüne defalarca rahmet okutacak bir yürüyüşten sonra Serhat üzerinden Kuzey’e giriş yaparlar. Dersim’e doğru attığı her adım yüreğindeki közleri harlandırır. Bir kıvılcımın bozkırları tutuşturması gibi yüreğinde harlanan közler de bedenini kaplar. Bedenini de aşar, sinerji biçiminde diğer yoldaşlarına yayılır. Dersim’I fethetme yürüyüşleri Erzurum eyaletine kadar başarıyla devam eder. Artık Dersim’e ramak kalmıştır, elini uzatsa yetişecek mesafededir.
O gün hava açık ve temizdi. Gökyüzü turkuaz mavisiydi. Adeta insanın içindeki özgürlük istemlerini kışkırtıyordu. Batan güneşin ufukta yarattığı kızıllık… Alacakaranlıkta uçan kuş sürüsü… Her şeye bir bir ve derin derin baktı. Bu seferki bakışları farklıydı. Bakmıyor adeta onları yutuyordu. Geceleyin küçük bir ateş yakmışlardı. Ateşin kıvılcımları yeni bir hayatı müjdeliyordu adeta. Ateşte yoğunlaştıkça düşüncelere daldı. Ateşin bulunması nasıl büyük bir devrime yol açmıştı. İnsanlaşma hikayesinin ilk önemli taşı olmuştu. O günden bu yana ateşe çok farklı anlamlar yüklenerek getirilmişti. Ancak hep kutsanmıştı. Ateş saftı, temizdi. Sonra halkını düşündü. Ateşin Kürtler için anlamı farklıydı. Çünkü onlar ateşin ve güneşin çocuklarıydı. Ateşten gelmiş ateşe gidiyorlardı. Damarlarında dolaşan kan değil ateşti sanki. Sanki bu yüzden ölüm hep soğuk bedenle özdeşti. Ateşi sönmüşse eğer, ölmüştü o. Ocağın sönsün bedduası en ağır olandı. Ateş bir de yaratıyordu. Dörtlerle başlayan ateşle yaratma, Zekiye, Rahşan, Ronahi, Berivan, Mirza Muhammed, Eser ve Semalarla devam ediyordu. Ateş yaratan güçtü. Ateşin olduğu yerde kötülük yoktu. Ateş günahlarından arındırıyordu.
Gece olmuştu. Hafif bir rüzgar esmeye başlamıştı. İsa arkadaş toprağa uzandı, gözlerini dolunay ve yıldızlara dikti. Yıldızlar göz kırparcasına hareketliydiler. Gök yüzünde o kadar çok yıldız vardı ki, hepsini kucaklamak isdedi. Yıldızlardan bir ülke oluşturmayı düşledi. Her yoldaşın saçına ya da yakasına bir yıldız taktı ve derin bir huşu içinde gözlerini kapattı.
Sabaha doğru soğuyan hava bir kırbaç gibi indi İsa arkadaşın yüzüne. İrkilerek uyandı uykusundan. Gecenin sessizliğini dinledi. Havada akşamki dinginlik yoktu. Zifiri bir karanlık çökmüştü. Ay ve yıldızlar çoktan kaybolmuşlardı. Ateşleri sönmüştü. Derin derin yoldaşlarına baktı. Kasvetli bir hava vardı, boğuluyordu sanki. Kalktı, bir kaç adım attı. Çevresine baktı. Gerginlik giderek yoğunlaşıyordu, rahat değildi. Şafak henüz sökmemişti. Okşarcasına silahını aldı, etrafını keşfetmek için biraz açıldı. Bir süre yürüdükten sonra huzursuzluğunun nedenini anladı. Çevreleri kuşatılmıştı. Sessizce geri döndü, yoldaşlarını uyandırdı ve mevzilendiler. Yoldaşlarına “ölüm nereden ve nasıl gelirse gelsin, savaş sloganlarımız kulaktan kulağa yayılacaksa, silahlarımız elde ele dolaşacaksa, başkaları savaş ve zafer naralarıyla ve mitralyöz sesleriyle cenazemizde ağıt yakacaksa, ölüm nereden ve nasıl gelirse gelsin, hoş geldi sefa geldi” dedi. “Bizler her zaman kefenlerimizi ceplerimizde taşıyoruz. Yaşam da, ölüm de bu yolun gerçekliği…”
Şafağın patlaması ile birlikte üzerlerine yağmur gibi mermi yağar. Kan ve barut kokusu kaplar ortalığı. Kıyasıya bir direniş başlar. Kanla yazılan tarihe bir sayfa daha eklenir. İsa arkadaş son bir defa daha arkadaşlarına bakar, gür ve tok bir sesle, “Umuda bin kurşun sıksa da ölüm, unutma ki umuda kurşun işlemez gülüm. Bizden yarına bir türkü olacak direnişimiz ve umudumuz olacak yarınlara.” Düşman kesin sonuç almak için yüklendikçe yüklenir. Çatışma sona erdiğinde Halk Savunma Güçlerinin (HPG) 14 kahraman militan yaşamını yitirerek şehitler kervanına katılırlar.
Bir türküdür ondörtler.
Size söz yoldaşlar… Silah sesleri savaş ateşini gürleştirdiğinde, gözyaşı gibi kötü silahlarla silahlanmayacağız. Umudunuz umudumuz, direnişiniz türkümüz olacak. Ve silahlarınız yerde kalmayacaktır.
Yaşam ateşimiz olan şehitler onurumuzdur. Onurumuzu çiğnetmeyeceğiz.
 

Silah Arkadaşı
 

BİR SINIR ÖYKÜSÜ

              Bir Cudi öyküsü bu.

Başlangıcını kim yaptı? Son cümlesi yazıldı mı? Bilemiyorum. Yaşamlar gelip, geçti yol vermez kayalıklarından, dar patikalarından ve sis dolu zirvelerinden. Her yaşam kendi tarihini okudu Cudi’ye. Neden geldiklerini, hayallerini, öfkelerini, güldüklerini ve ağladıklarını... Anlattılar da,  Cudi hiç birini kütüğüne geçirmedi. Çünkü Cudi, her Kürdün kendi uzaklığına ördüğü yoldur. O, bunu bilerek her gelene açtı kapısını.

Öykümüzün kahramanı İsa arkadaş. Öyle bilinen, meziyetleri anlatıla anlatıla bitmeyenlerden değil. O, sade ve kararlı kişiliği ile kurduğu kısa yaşamında hepimize biraz benzeyen duyguları, özlemleri ve hayalleri ile bizden bir kahramandı. Doğduğu topaklara olan bağlılığı ve savaşın gerekçesi olan başka toprakları sevgisi ile içimizden biriydi.

1975 yılında Dersim’in Pertek ilçesine bağlı bir köyde dünyaya geldi. Tarım ve hayvancılık ile geçimini  sağlayan ailenin altıncı çocuğuydu. Küçük yaşta babasını kaybetmiş olmanın yol açtığı içe kapanık ve sessiz bir mizaçla tanınırdı. Kürdistan’da yaşayan herhangi bir aileye benzeyen yaşamları Dersim’e has özellikler de taşıyordu. İsyanların anlatıldığı uzun masallar ile büyüdü Dersim’in çocukları. Bir yandan ha çalındı çalınacak olan kapıdan girecek devrimcilerin anıları, diğer yandan dedelerin, ninelerin ah’ları ile dolu isyan masalları arasında büyüdü İsa arkadaş. 80’li yıllarda yakın akraba çevresinin devrim sempatizanı oluşları onun şekillenmesinde önemli etkide bulundu.

Özgürlük mücadelesi ile lise yıllarında tanıştı.

Yaşam çelişkisiz ve arayışsız geçmiyordu. Bir yandan çocukluğundan taşıdığı yarımlıklar, diğer yandan bunları tamamlayacağı bir dünya arayışı... Liseyi Dersim merkezde ablaları ve arkadaşları ile birlikte okudu. Liseyi bitirdikten sonra üniversiteyi kazandı ancak ekonomik nedenlerden dolayı devam edemedi. Bu dönem gerilla bir efsane gibi yayılıyor ve gençler yaşam tercihlerini gerilladan yana koyuyordu. 91’de köye döndüğünde gerilla mücadelesinin rüzgarları köyde de esiyordu. İçinde çözemediği, adını koyamadığı ve aramaktan hiç vazgeçmediği bir dünya akıyordu ve kendini ona kaptırmadan edemiyordu. Ailesi İsa arkadaşın gerillaya ilgisini fark eder etmez onu turizm sektöründe bir işe yerleştirdi ve Dersim’den uzaklaştırdı.

Hayalleri yaşam özetinin bir sonucuydu.

Akdeniz tatil beldelerinde çalışmaya başladı. Kendi deyimiyle “İnsanlar ile hayvanları karşılaştırdığım bir dönem oldu” diye ifadelendirdiği bu süreç uzun sürmedi. Çalışmak, emek sarf etmek İsa arkadaşa yabancı değildi ama yalnızlık, çıkara dayalı arkadaşlıkları kabullenemeyeceği bir yaşamdı. Arayışları hiç  durmamıştı. Aksine, gittikçe boyutlanıyordu ve kendi kaderine yön verme gücünü kendisinde yarattığını düşünüyordu. Böylece tekrar üniversite sınavlarına girerek yaşamının kısa ama önemli değişiklilikleri yaşadığı bir aşamasına gelmişti. Çanakkale 18 Mayıs üniversitesi Coğrafya Bölümünü kazandı. Okulun yanı sıra çalışıyordu. Herhangi bir örgütlülüğe girmiyordu ama üniversite de yapılan tüm demokratik eylemelere katılıyordu. Cezaevinde tanıştığı arkadaşlar aracılığıyla özgürlük mücadelesini anlatan kitaplar okuyordu. Ulusal çelişkiyi daha derinden hissettiği için yurtsever gençlik ile birlikte hareket ediyordu. Kurduğu arkadaşlıkların samimiyeti mücadele ile  kurduğu yakın bağ, onu değişimin gerekliliğinde kararlı kılıyordu. Bunun için her şeyi göze alabilir ve sonsuz bir emek harcayabilirdi. Okul yaşamında tüm demokratik eylemlere ve çalışmalara aktif katıldı. İnsancıl dergisinin Çanakkale temsilciliğinin açılmasında destek sundu. Ancak aradığı yaşamı ve çelişkisini yaşadığı gerçekliği özgürlük mücadelesinde buldu.

Ve aşk...

Ferhat’a dağları deldiren, Mem’i kör zindanlara salan, Mecnun’u çöl yalnızlığına sürükleyen aşk... Daha kimlerin yaşamına girmedi ki o çözülemeyen sır. Ortadoğu’da aşık olmak tarihin bedelini omuzlamak ile oluyordu. Aşkın yitirildiği topraklarda aşkı tatmak, yaşamaya kalkışmak, ateşlerde Kerem gibi yanmayı gerektiriyordu. Bunu bilerek sevdi nice gençler; ölümün beraberinde geldiğini, yalnızlığın yanı başında durduğunu ve sevmenin adını koyamadığını bilerek... belki de çözülemeyen yanı budur. güzel’e dair, hayalleri kaptırırız ama ardından ya tükeniriz yaşarken ya da İsa arkadaş gibi kaybetmemek için yakaladığı güzelliğin kavgasına tutuşuruz. Bedeli yalnızlık, bedeli bir daha görememek olsa da. İsa arkadaş ilke’li bir yaşamı tercih ederken, bencil değildi. Her şeyin emekle ve kavgayla yaratıldığını o taa çocukluğundan öğrenmişti. Aşkı da yaratmak gerekiyordu. İlmek ilmek dokuyarak, yürekte büyük zaferler kazanarak. Çünkü yaşamın diyalektiği öyle kolay işlemiyordu. Böylece karar verdiler bu dünyanın değişmesi gerektiğine.

30 Temmuz 1996

 

Dersim’in orta yerinde patlamıştı kendini Zilan arkadaş. Niçin yaptı sorusundan çok, bu gencecik kız nasıl yaptı, bu gücü nereden aldı? Soruları soruluyordu. Herkesi derinden etkilediği gibi İsa arkadaşı ve arkadaşlarını da bir karar verme aşamasına getirdi. Grup (biri şehit Sadegül ....) B. sahasından katıldı. Orada ilk eğitimi aldıktan sonra Önderlik sahasına geçti. Orada çözemediği bir çok sorunun formülünü buldu. Yaşadıklarının nedenlerini, yaşamın acı ve sevinç kaynaklarını, nasılını, özünde taşıdığı dürüstlüğü, yapmak istediklerini ve yapması gerekenlerini... her şeye bir cevap bulmuş ve bundan sonra nasıl yaşayacağına karar vermişti. Dersim’de savaşacak ve yaratarak yaşayacaktı. Dersim’e giderken Önderlikle sözleşmesini hiç unutmuyordu.

“Sömürge toplumun en ezilmiş kişiliğinde bir şahane çıkış. Yeni bir okulun yeni bir öğrencisi olmanın farkındayım diyorsun. Asıl okul bu okul ve sana gerekleri öğreten okul, sana her şeyi kaybettiren okula okul mu dersin? İskender de Aristo’nun öğrencisiydi ama... düşmanın özel savaşı vahşidir. bizim için de her şey bitmiş değil. Pratik, şeytani direnmeyi gösterecek misin? Olacaksa yaşam, olacaksa Dersim böyle olmalı. Ulaşırsan bayram et. Çerçevesi sağlam, kararın yerinde üstün başaracaksın, selamlıyoruz ” demişti. Bu güven ve perspektif ile çıktı yola.

Anlamıştı önce sınırları aşmak gerek. Ülkeler arasına çizilen, insanlar arasında normalleşen, kadın ile erkek arasına örülen ve insanın kendi içinde belirlediği sınırları aşmak gerek. Ne zaman çekilmişti? Kimin için? Kime karşı? Bu soruların hepsinin cevabını aradı ve yaşamının son nefesine kadar da sordu. Biliyordu ki, kendi içindeki sınırları aşmaktaydı başarı, güzellik ve aşk. Bu nedenle düştü yollara.

Dersim’e giderken tam sınırı geçecekken grubun güvenliği nedeniyle Önderlik durdurdu. Gare’ye geldi ve İsa arkadaşın bu dönemi değerlendirmesiyle “bayram etmeyi bahara erteledim” diyerek grup Dersim’e geçişi ilkbaharda gerçekleştirdi. Ancak o yıl bahar, bahar tadında gelmedi. Ve artık yolculuklar aynı coşkuyu vermedi. Çünkü komplo gerçekleşmişti ve yaşam gücümüz, moral düşünce kaynağımız esir düşmüştü. Dersim grubu bu burukluk ve intikam ruhuyla çıktı yola. İsa arkadaş bu dönemlerde gördüğü rüyayı anlatıyordu. “Önderliğin yakalanmasından kısa bir süre önceydi. Rüyamda Önderlik, ‘Artık voleybol oynamıyorum, atletizm dönemi’ dedi. Düşünüyordum. Biz mi iyi oyun arkadaşı olamadık yoksa bir şeyler mi değişmişti. Sonra gizlice gidip voleybol filesini topladım. Artık sınır, çizgi olmayacaktı. kazanıp, kaybetme de. Önde olan ve takip eden vardı artık...”

Ve bir türküdür Botan

Bazı yerlerinde durup, soluklanmak gerekir.

İlkbahar ile birlikte Dersim grubu toparlanmaya başladı. Ve yaz aylarında yola koyuldular. Ancak Botan sınırlarını daha aşmadan geri çekilme kararı açıklandı. İsa arkadaş Faraşin’de dört arkadaşı ile birlikte gruptan ayrılarak Botan’da kaldı. artık onun için mücadelenin yeni adı Botan’dı. Pratiğe katılım çabası özlü ve karşılıksızdı. Bu nedenle Botan’a en uyum sağlayacaklar arasında görülüyordu. Kuzeydeki güçlerin yanı sıra Botan gücü de geri çekiliyordu.  İsa arkadaşın kaldığı bölük, geri çekilmeyi tamamlayamayan güçlerin geçişlerini sağlamakla görevliydi. Bölük bir ay içinde yaşadığı çatışmalar ve kayıplar nedeniyle Haftanin’e çekildi. İsa arkadaş bu süre içinde bir yandan geri çekilmeyi anlamaya çalışıyor, diğer yandan tüm çalışmalara katılıyordu. Ancak hala cevabını bulamadığı soruları vardı.

Böylece pratik şekillenmesi Botan’da oldu. Tarzda kaba pratiğin önde oluşu İsa arkadaşta daha da içe kapanmayı getirdi. Eleştirilerine doğru yöntem bulamamak, arkadaşları kırmama istemi ile birleşince dönüştürücü olamıyor, bu da onu oldukça rahatsız ediyordu. Mart 2000 yılında Cudi’ye genel muhabereci olarak gitti. Cudi’nin sert coğrafyası ve zor koşulları onu etkilememişti. Aksine Cudi’yi tanıdıkça, ayrıntılarını duyumsadıkça ait olduğu topraklara ne kadar uzaklaştırıldığını anlıyordu. Sınırın öte yüzüydü Cudi. Bir de kendi Cudi’si vardı ötelerde. Her adımında, her köşesinde bulduğu tarihinden izleri hafızasına kaydediyor ve Dersim’de anlatacağı anılarını biriktiriyordu.

2001 yılı ortalarında okuduğu Savunmalar ile sorduğu bir çok soruya cevap bulmuştu. Tekrar tekrar okumuş ve sürece daha aktif katılmak için kendisini Mazlum Doğan Kadro eğitim okuluna önermişti. Amacı Savunmaların sistematiğini ve derinliğini yakalamak, daha bilinçli ve güçlü katılmaktı. “Tarih ve toplum bilincimi Önderlik Savunmalarında sıfırdan ele almak gerekliliği düşüncesindeyim. Savunmalar tarihe ilişkin bilgilerimi birbirine bağladı. Taşları yerli yerine oturttu. Günceli geçmişten koparmadan anlamlandırmak mümkündü. Bu konuda gelişim kaydettim” dediği devre sonunda kendisine biçtiği misyonu şu cümlelerle ifade etti.

“Kadronun, militanın farkı kendini tümden Önderliğe kilitleyerek bir ışık kaynağı olabilmek olmalı. Önderliğin felsefesini ve öngördüğü her şeyi yaşamına tümden yedirmek ve öyle yaşamak, onunla mücadele etme, Önderliğe bağlılığın gereğidir. İnsan nerede yaşarsa yaşasın eğer Önderlik felsefesini, bakış açısını kazanmışsa, ona göre adım atılıyorsa bir çözümleyicilik ve gelişme ortaya çıkaracaktır. Günümüz açısından öncü olanın kadın olması hem etkileyicilik düzeyi açısından hem de hedeflenen sistem açısından önemlidir. Ayrıca dönem kadrosunun bilinçle donatılmış olması gerekiyor. Bağlılığın fedailik düzeyine vardırılmasıyla döneme cevap olunabilir. Pratik çalışmalara katılmam için herhangi bir sorunum yok fedailik çizgisinde ayrım yapmadan çalışmalara katılmaya hazırım”

 Ve Dersim’e yol aldı. “Botan da olabilir” demişti. Başlarken Dersim hayali dolup taşıyordu ama Botan’da geçirdiği zorlu ama öğretici süreç bir bağlılığı da getirmişti. Yine de eğer olacaksa Önderliğe verdiği söz üzere Dersim’e yol almayı onurdan sayıyordu.

Hiçbir beklentisi, şikayeti yoktu. hesapsızca katılıyordu. Yaptığının insanlaşma, güzelleşme ve tüm Ortadoğu halkının özgürlüğü olduğunu bilerek yapıyordu. Bu nedenle ne hızla akan zamana kızıyor ne de mekanın bağlayıcılığına takılıyordu. Gençliğinin tüm enerjisi ile belki de tarihin son gerillası olduğumuzu bilerek ve gülerek yol aldı Dersim’e.

İsa arkadaş yolculukları bitmeden girdikleri bir çatışmada hayata gözlerini yumdu. Silahlar susmuştu. Geceye sadece yankısı kalmıştı mermilerin, bir de deldiği yürekler. Barut kokusu rüzgara karışmıştı.  Dalların arasından sakince geçtiğinde yapraklara bırakırdı kokusunu. Geceye şahit bir o kalmıştı bir de dağlar.

Her halkın mücadelesi atalarından kalan miras üzerinden yükselir. Mirasın derinlerindeki ihanetin acımasızlığı çıktıkça gün yüzüne kahramanları çoğalır ülkemin. Bu nedenle kahramanlar en zorlu koşullarda ortaya çıkar. Çünkü onlar tercih yapmanın geciktiği zamanlarda tercih koyarlar. Ve bu tercih hiçbir zaman kendileri için değildir.


 

 

Silah Arkadaşı
  

Geri <<< | >>> İleri

 
HPG (Halk Savunma Güçleri) Resmi Sitesidir.
HPG-BİM tarafından yapılmıştır.
HPG Online © 2003 - 2006 Tüm hakları saklıdır.