UZUN YÜRÜYÜŞLERİN SESSİZ
GERİLLASI
“Zorbanın tunç eli her değdiğinde
Adın gümüş kapıdan taşan bir isyandı
Düzgan Baba 38 yerinden dağlandı
Dağlanan her yerinde bir gül açtı”
Dersim… Deriyî Sim (Gümüş Kapısı)
Dört dağ içinde kayıp bir şehir… İşgalciler yerine dağlara elini
veren bir gelin… Kutu Deresi’nde, Laç Deresi’nde, süngü
uçlarında donan bebelerin çığlıkları. Peri’de Munzur’da biten
yedi gözdesi de ve pamuk eldiven takılan elin tunçlaşması, bir
de alnımıza sürülen kanlı lekeyi temizlemek için edilen intikam
yemini.
Bir isyandır Dersim. İçten içe kaynayan bir volkan. Sessizliğe,
suskunluğa öfkeli kıyısını döven Munzur gibi asi ve hırçın…
Pertek… Küçük, şirin bir köşe, gümüşten bir parçası Dersim’in.
İsa arkadaş 3 çocuklu bir ailenin çocuğu olarak burada gözlerini
dünyaya açar. Doğar doğmaz bu yalancı ve zorba dünyaya isyan
edercesine basar çığlığı…
Kişiliğini doğup büyüdüğü bu ortamdan alır. Bir yüzü asi, hırçın
ve kızgın iken, diğer yüzü de mor menekşedeki Dersim kadar
renkli ve güzeldir. Bir nergiz kadar nazlı, bir nilüfer kadar
temizdir. İsyanı ve sevgiyi birleştirir kendinde. Bundan dolayı
ailesinde ve çevresinde çok sevilir.
İlk, orta ve liseyi Pertek’te okur. Küçük birer esnaf olan
abilerinin yanında çalışır. Onlara yardımcı olur, böylece emekle
de tanışır.
İsa arkadaş Munzur gibi başı dik ve gururludur, canlıdır, cıva
gibi hareketlidir. Yerinde durmaz. Hep bir arayış içindedir.
Mevcut gerçeklik ona hep sıkıcı gelir. İçine yenilik
sığdıramadığı gün, ruhu daralır. Ruhu daraldıkça kırlara açılır.
Kuşların cıvıltısı, suların hışırtısı, yaprakların kıpırtısı,
çiçeklerin kokusu müthiş dinlendirir onu. Bazen her şeyini bir
haftalık ömrüne sığdıran bir kelebek olup, o çiçek o ağaç
diyerek dolaşır. Bazen de oldukça uzun ömürlü olan ama hiç acele
etmeyen bir kaplumbağa gibi yavaş hareket eder. Gördüğü,
duyduğu, dokunduğu, hissettiği her şeyi derinden içine sindirmek
ister.
Liseyi bitirdikten sonra üniversiteye gider. Üniversite ortamı
farklı bir ortamdır, bunun hemen farkına varır. Dersim’den gelen
bir solculuk, devrimcilik, muhaliflik ruhu vardır. Ancak bu çok
fazla bilinçli ve örgütlü değildir. Üniversite ortamında örgütlü
siyasetle tanışır. Bu tanışma arayışlarını derinleştirir.
Değişik hareket ve örgütleri tanır. Ancak bunlar onu tatmin
etmez. Beyni rahat değildir, yüreğindeki fırtınalar dinmemiştir.
Dalgalıdır hep yüreği. Bu arada Apocu Hareket’le tanışır. Apocu
Hareket harlanmış yüreğine düşen bir damla su olur, serinletir
yüreğini. Adeta kendisini yeniden keşfeder. Coşkusu heyecanı bir
kat daha artar. Kendisini halk gerçeğini, Apocu gerçekliği
öğrendikçe, daha da derinleşir. Apocu Hareket bir vantuz gibi
çeker içine onu. Ve hemen YCK içinde yer alır. Artık bir eylem
adamıdır. Gençliğin enerjisini, coşkusunu, örgüte dolayısıyla
eyleme yöneltir. “Bilincin gelişmesi eylem, ruhun özgürleşmesi
cesarettir” diyor Önderlik. İsa arkadaş da cesaretiyle,
eylemiyle en öndedir. “Hayat denen kavgaya çeliş adımlarla”
girer. Çünkü “bu karanlığın sonunda doğacak güneşi” görür.
Gördüğü güneşe aşık olur. Güneşle birleşmenin arayışına girer.
Çünkü özgürlüğü ancak güneşin memesinden emeceğini bilir. YCK
çalışmaları artık İsa arkadaşı tatmin etmez bir çalışmadır. Bu
çalışmalar kendisi için sıradanlaşır. Arayışları farklılaşır.
Arayış çözümün başlangıcıdır. Bir süre sonra partiye aktif
olarak katılım kararı alır ve arayışını sonlandırır.
Üniversite yıllarında mücadele arkadaşlarından birine aşık olur,
aşkı saf sevgi ve bağlılık olarak değerlendirir. Bunu
ilerleterek nişanlanır. Önderliğin Kürt aşkı değerlendirmelirini
okudukça aşkını sorgular.
Her elin karıştığı yerde, kuşların bile yuva yapmadığını
öğrendiğinde, işgal altındaki bir ülkede istediği evliliği
yapamayacağını hisseder. Özgür aşkın özgür ülke ile bağını
kurar. Ülkeye bağlanmayan aşk ve sevginin boş ve anlamsız
olduğunu fark eder. Böylece aşkını ülkeye yöneltir. Ülkeye ve
devrime olan aşkını nişanlısına da anlatır. Nişanlısına devrimin
yaşama sözlü, ölüme nişanlı olmak anlamına geldiğini belirtir.
Nişanlısını ikna etmeye çalışır. Hz. İsa’nın, “Bir insan iki
şeyi birden sevemez” sözünü hatırlatır ve üzerine yoğunlaşır. Ve
sonunda nişanlısına “aşkın için canımı, özgürlüğüm için de
aşkımı veririm” der. Ve gerçek aşkı düşlediği dağlara
yöneleceğini belirtir. Nişanlısı dağları delen Ferhat’ın
ateşinin, İsa’nın yüreğine düştüğünü fark eder. Onu tutmanın,
geri çekmenin en büyük işkence olduğunu görür ve büyük aşkların
yaşandığı dağlara birlikte gitme önerisi yapar. Nişanlısının bu
davranışı İsa arkadaşı derinden sarsar. Ancak oldukça da
sevinir. Sevincinden ne diyeceğini şaşırır ve tüm dünyayı
kucaklarcasına nişanlısını kucaklar.
Kendisine dar gelen şehirlerden dağlara gitme kararını verdikten
sonra ilişki arayışını derinleştirir. Sonunda nişanlısı ile
birlikte Balkan sahasına çıkar. Ve bir süre burada kalıp temel
eğitim görür. Balkan yönetimi temel eğitimden sonra geri
göndermek ister. Ancak o, gündüz hayalinden gece rüyasından
çıkmayan Önderlik Sahası’na gitmeyi dayatır. Onun bu isteği ve
dayatması karşısında alan yönetimi fazla ısrarcı olmaz ve
Önderlik Sahası’na gitmesini kabul eder. Büyük bir heyecan ve
coşkuyla kabeye gitmeye çalışan bir mümin gibi Önderlik
Sahası’na gider.
Derin bir entellektüel birikimi olmasına rağmen bunu bir
komplekse dönüştürmez. Her yoldaşı ile ilişkilenir. Köylü ile
köylü, emekçi ile emekçi, küçük ile küçük, büyük ile büyük
olmasını bilir. Mütevaziliği, emekçiliği ve çalışkanlığı öne
çıkan yönleri olur. Önderlik Sahası’nda fotoğrafçılık yapar. 98
eğitim devresinden geriye kalan ve ölümsüzleşen birçok karenin
deklanşörüne kendisi basar. Sözden çok görüntünün geleceğe
tanıklık yapmasını ister. Devre sürecinde oldukça derinleşir.
Önderliğin söylediği her şeyi suya hasret toprağın suyu emmesi
gibi emer. Kişiliğini her yönüyle yeniden değerlendirir. Kensini
çözüp yeniden yapılandıran bireyin atom bombası kadar etkili
olabileceğini düşünür. Devre sonunda Amanos üzerinden Dersim’e
geçmesi kararlaştırılır. Ve bir grup arkadaşla birlikte Dersim’e
yönelir. Süngü uçlarında dona kalan bebelerin çığlıklarının
çağrıya dönüştüğünü hisseder. Dağlar, taşlar, ağaçlar bil cümle
canlı cansız her şey sanki dile gelip koro halinde çağrı
yapmaktadır. Alişerlerin, Beselerin, Nuri Dersimilerin, Seyit
Rızaların vasiyetleri yol gösterici olur onlara. Munzur’da yayla
yayla dolaştığını hayal eder. Halkın çektiği acıları bir nebze
de olsa dindirmiş olmanın vermiş oluduğu hazzı yaşar. Yolda
Önderliğin savaşmadan savaşı kazanmak tespiti üzerine
yoğunlaşır. Savaş ustaları “Akıllılar savaşa girmeden,
akılsızlar savaşa girdikten sonra savaşı kazanma yollarını
ararlar” diyorlar. Bu tespitlerden derinden etkilenir. Yolda
attığı her adımı Dersim’de atıyormuşçasına heyecanlanır. Bu
heyecanı beraberindekilere de yansır.
Ancak gerillanın Türkiye’ye açılımını engellemek için Amanos
hattı tutulmuştur. Birkaç kez denemelerine rağmen Amanos’tan
içeri giremezler. Bu durum onları yeni arayışlara iter.
Ferhat’ın yüreğine düşen Şirin’in ateşi gibi İsa arkadaşın
yüreğine düşmüştür Dersim ateşi. Dersim’den Munzur’dan Peri’den
uzak geçirdiği her gün yüreğindeki ateşi biraz daha harlandırır.
“Dağlar ne kadar yüksek olsalar da aşılmaya mahkumdur” diyerek
yönünü Büyük Güney’e verir. Oradan Dersim’e gidecektiler.
O kış Büyük Güney’de kalır. 99 baharı ile birlikte Hakkari
zozanlarından Besta’ya, oradan Gabar’a ulaşır. Kanat takmıştır
adeta. Moral ve coşkusu, istek ve arzusu, heyecanı bir kat daha
artmıştır. Efil efil esen rüzgar, adeta saçlarını tarar.
Dersim’e olan hasretini türkü yapar ve yerine ulaştırması için
rüzgara ulaştırır. Dersim’e ulaşmanın büyülü atmosferi ile tatlı
hayaller kurarken, partinin stratejik değişikliğine bağlı olarak
geri çekilme kararını Gabar’da öğrenir. Bu kararla İsa arkadaş
ve beraberindeki grubun dizlerinin bağı çözülür. Derin bir şok
yaşarlar. Dinamitlenen koca bir taş ocağının yıkıntıları altında
kalmışçasına çökerler. Ulaşmasına ramak kala, kurduğu Dersim
hayalinin bir yıldız gibi elinin içinden kayıp gitmesina
hayıflanır. İçtiği sigarasından yayılıp dağılan duman gibi
hayalinin dağılması yüreğini dağlar. Gözleri daha uzaklara,
ufukların ötesine kayar. Bir süre sessizleşir, içine kapanır. O
cıva gibi hareketli İsa gitmiş, yerine soğuk ve hareketsiz biri
gelmiştir. Bu durumu yanındaki arkadaşlarına da yansır.
“Yoldaşlarımın moralini bozmaya hakkım yok” diyerek, yeniden
yüklenir kendine. Tarihin ve şehitlerin vasiyet ve emirleri olan
görevler geride kalmamalıydı. “Silah seslerinin savaş ateşini
gürleştirdiği yerde, insanın en kötü gözyaşlarıdır” Savaşı
kazanmanın yolu, gözyaşlarını silip atmaktır. Bulundukları
alanda bir süre durduktan sonra, geri çekilmeyi planlarlar.
Yarım kalan yürüyüşleri başarma azimlerini daha da büyütür. Ve
Gabar’dan Besta’ya yeniden yolculuk başlar.
Güney’e çekilmeden sonra Besta’ya gelen grupla İsa arkadaş da
Botan’da kalmaya karar verip ve grubundan Besta’da kopar. Grup
Güney’e hareket ettiğinde, İsa arkadaş Dersim grubunun geri
dönüşü ve onlardan kopmanın vermiş olduğu hüzünle göz yaşlarını
tutamaz. O dönemde temel görev lojistik ve yer altı çalışmaları
ve geri çekilen grupların güvenliğini sağlamaktır. Geri
çekilmeyi ve hatları bilen düşman her gün operasyon yapar
Besta’da. O dönem adeta operasyonsuz gün geçmez. Envai çeşit
çiçek kokusuna kan ve barut kokusu karışır. İsa arkadaş orada
iki büyük çatışmaya girer. Bu her iki çatışmada 13 arkadaş şehit
düşer. Ülkenin iç kesimlerinden gelen güçler gruplar halinde
Güney’e geçiyorlardı. Çatışmalardan sonra düşman her gün havadan
operasyon yapıp iz sürmeye çalışır. Bu durum hareket alanını
daraltır ve tedbiri daha fazla kılar. Önderliğin esareti geri
çekilme ve yaşanan şahadetler Besta gücü üzerinde ağır bir etki
yaratmış ve moralleri bozmuştu. Bu moralsizlik çözülmeyi
getirmişti. Ne olacak, ne yapacağız soruları kafalara dolmuştu.
Geri çekilmeye de yeterince anlam verilmediğinden, muğlaklık
derinleşiyordu ve birçok görev yüz üstü kalıyordu. İsa arkadaş
bu duruma anlam veriyor, bunu aşmanın yolunu arıyordu. Pratikte
her işe koşuyor, nerede ihtiyaç varsa orada bitiyordu. Bu emekçi
ve fedakar yapısı ile toparlayıcı oluyordu. Adeta enerji
yayıyor, ışık saçıyordu. En zor anlarda bile yüzünde gülücükler
eksik olmuyordu.
Besta’da kalan gücün Haftatin’e gelmesi parti tarafından istenir
ve Besta’da 13 arkadaş kalır. Geri kalan arkadaşlar 2000
şubatında yola koyulup, Haftanin’e doğru yola çıkarlar. Grup
Cudi üzerinden Haftanin’e gidecektir. Ancak İsa arkadaş
dağlardan kopmak istemez. İçinde biriken Munzur özlemini Cudi’de
gidermek ister. Cudi’de kalmak için öneri yapar, önerisi kabul
edilir. Beraberindeki grup Haftanin’e giderken, o Cudi’de kalır.
Külün altındaki köz her zaman harlanmaya hazırdır. İsa arkadaşın
yüreğinde Dersim ateşinin külleri vardır. Düşman eline
geçmektense, kendisini uçurumlardan atan gelin ve kızların
çığlıkları kulaklarında yankılanır. Nuri Dersimi’nin vasiyeti
beyninde zonklar.
3 yıla yakın Cudi alanında faaliyetlerde kalır. Boş bulduğu her
zamanını eğitime harcar. Yeni süreci, özellikle de Önderliği
anlamanın bilince çıkarmanın yolunun bundan geçtiğini bilir.
Önderliği “eğitimde ter dökmeyen savaşta kan döker, düşüncesi
bizim olmayanın eylemi de bizim değildir” belirlemelerini
hatırladıkça daha fazla yüklenir.
Gerilla yaşamının zorlukları kadar, kara mizaha konu olacak
komiklikleri de vardır. Bu da yaşamın ayrı bir rengidir. Cudi’de
karların erimeye başladığı yerlerde, başta kenger olmak üzere
birçok ot yeşermiştir. Doğa üzerindeki ölü toprağı atıp
canlanmaya başlamıştı. Doğadaki bu canlanma insanlara da yansır.
Kışın Cudi’nin eteğine bile çıkamayan köylüler, baharla birlikte
zozanlara kadar çıkıyorlardı. Bir gün sığınakta arkadaşlar
eğitim yaparlar. Kenger toplamaya gelen köylü kadınlar
sığınakların bulunduğu alana kadar gelirler. İsa arkadaşın
bunlardan haberi olmadığından, okumasına devam eder. Bir kadın
eğilip bıçakla yerdeki kengeri çıkarmaya çalışırken, birden
irkilir. Yerin altından sesler gelmektedir. Kadın oldukça
korkar, çevresine bakar, kimseler yoktur. Sesin yer altından
geldiğine emin olunca çığlık atarak diğer kadınlara doğru
koşmaya başlar. Kadının benzi beti solmuştur. Nefes alması bile
düzensizleşmiş, her tarafı rüzgarda savrulan yaprak gibi
titriyordu. Kadınların yanına vardığında sesin geldiği yeri
işaret eder. Ne olduğunu anlamayan kadınlarda da bir heyecan
oluşur. Herkes çevresinde toplanır. Ancak korkudan dili tutulmuş
gibi kadın konuşamaz.
Kadının çığlığını duyan arkadaş okumayı keser, sessizleşir.
Çığlık devam edince sığınaktan çıkar ve diğer kadınlara doğru
gider. İsa arkadaş ve yanındaki Mahmut arkadaşı gören kadınları
önce bir korku sarar, sonra bu korkuları merak ve ilgiye
dönüşür. Aslında buralar hiç gerillaya yabancı değildir. Buralar
gerillanın ilk göz ağrılarıydı. Buranın halkı da ilk gerillaya
kucak açandı. Bu yüzden derin ve güçlü bir bağ oluşmuştu.
Kadınların yanına gelen İsa arkadaş, “Niye böyle çığlık atıp
kaçtın, yoksa korktun mu” diye sorar. Bu soru kadını etkiler,
bir mahçubiyet ve utangaçlık duygusuna kapılır, yüzü kızarır,
başını eğer. Bir şeyler söylemek ister ancak sözler boğazında
düğümlenir koşunamaz. Diğer kadınlarda bir gülüşme olur.
Gülmeler kadının gururunu kırar “Yok heval sizden korkmuyorum,
sizi görseydim kaçmazdım. Ancka yer altından sesler gelince bir
acayip oldum” der. Kadının bu cevabı gülmelere yol açar. İsa
arkadaş bir süre propaganda yapar. Ve akşama doğru kadınlar evin
yolunu tutarlar.
İsa arkadaş bir grupla beraber eğitim için 2002 yılının
ortalarında Haftanin’e gelir. Bu geliş ona yeni başlangıçlar
yapmanın zeminini hazırlar. Daha güçlü hazırlıklar yapıp yeniden
Kuzey’e özellikle de Dersim’e geçme hayallerini kurar. Çünkü
insanın hayalleri oranında büyük olduğunu bilir. Geleceğin
dünyasında yaşamak ancak hayallerle mümkündür. Bugünün
gerçekleri dünün hayalleriydi. Bugünün hayalleri de yarının
hayalleri gerçekleri olacağını bilir. Bu yüzden hayallerini hep
canlı, diri ve büyük tutar. Bir süre Haftanin’de kaldıktan sonra
Xınere’deki Mazlum Doğan Kadro Okulu’na gider. Parti Merkez
Okulu’nda kendisini yeniden yapılandırır, güç ve enerji
biriktirir. Eğitimen büyük yüklenir. Geriliklerini
yetersizliklerini bu devrede giderir. Devre sonunda yıldızlara
merdiven dayayacak kadar güçlü hisseder kendini. Mezopotamya’yı
insanlık adına yeniden fethetmenin fırtınalı militanı olmak için
güçlenir. Uçurumun kenarında olan bir halkın öncüsü olduğunu
hisseder. Kuzeye gitme yönünde yaptığı öneri de kabul edilince
yerinde duramaz, sevincinden uçar adeta.
2003 yılı planlaması ile birlikte bir grup arkadaşla birlikte
Dersim’e yönelir. “Bekle beni Dersim, bu kez sana ulaşacağım.
Hiçbir güç sana ulaşmamı engelleyemez. Sim kapısından girip
Munzur’a çıkacağım, orada halaya durup tüm Kürdistan’a türküler
çağıracağım…” Gerekli hazırlıklarını yaptıktan sonra yeniden
yola koyulur. Ama bu sefer sanki yürümez, uçar. Yolculuk
yorgunluk vız gelir.
Mao’nun uzun yürüyüşüne defalarca rahmet okutacak bir yürüyüşten
sonra Serhat üzerinden Kuzey’e giriş yaparlar. Dersim’e doğru
attığı her adım yüreğindeki közleri harlandırır. Bir kıvılcımın
bozkırları tutuşturması gibi yüreğinde harlanan közler de
bedenini kaplar. Bedenini de aşar, sinerji biçiminde diğer
yoldaşlarına yayılır. Dersim’I fethetme yürüyüşleri Erzurum
eyaletine kadar başarıyla devam eder. Artık Dersim’e ramak
kalmıştır, elini uzatsa yetişecek mesafededir.
O gün hava açık ve temizdi. Gökyüzü turkuaz mavisiydi. Adeta
insanın içindeki özgürlük istemlerini kışkırtıyordu. Batan
güneşin ufukta yarattığı kızıllık… Alacakaranlıkta uçan kuş
sürüsü… Her şeye bir bir ve derin derin baktı. Bu seferki
bakışları farklıydı. Bakmıyor adeta onları yutuyordu. Geceleyin
küçük bir ateş yakmışlardı. Ateşin kıvılcımları yeni bir hayatı
müjdeliyordu adeta. Ateşte yoğunlaştıkça düşüncelere daldı.
Ateşin bulunması nasıl büyük bir devrime yol açmıştı. İnsanlaşma
hikayesinin ilk önemli taşı olmuştu. O günden bu yana ateşe çok
farklı anlamlar yüklenerek getirilmişti. Ancak hep kutsanmıştı.
Ateş saftı, temizdi. Sonra halkını düşündü. Ateşin Kürtler için
anlamı farklıydı. Çünkü onlar ateşin ve güneşin çocuklarıydı.
Ateşten gelmiş ateşe gidiyorlardı. Damarlarında dolaşan kan
değil ateşti sanki. Sanki bu yüzden ölüm hep soğuk bedenle
özdeşti. Ateşi sönmüşse eğer, ölmüştü o. Ocağın sönsün bedduası
en ağır olandı. Ateş bir de yaratıyordu. Dörtlerle başlayan
ateşle yaratma, Zekiye, Rahşan, Ronahi, Berivan, Mirza Muhammed,
Eser ve Semalarla devam ediyordu. Ateş yaratan güçtü. Ateşin
olduğu yerde kötülük yoktu. Ateş günahlarından arındırıyordu.
Gece olmuştu. Hafif bir rüzgar esmeye başlamıştı. İsa arkadaş
toprağa uzandı, gözlerini dolunay ve yıldızlara dikti. Yıldızlar
göz kırparcasına hareketliydiler. Gök yüzünde o kadar çok yıldız
vardı ki, hepsini kucaklamak isdedi. Yıldızlardan bir ülke
oluşturmayı düşledi. Her yoldaşın saçına ya da yakasına bir
yıldız taktı ve derin bir huşu içinde gözlerini kapattı.
Sabaha doğru soğuyan hava bir kırbaç gibi indi İsa arkadaşın
yüzüne. İrkilerek uyandı uykusundan. Gecenin sessizliğini
dinledi. Havada akşamki dinginlik yoktu. Zifiri bir karanlık
çökmüştü. Ay ve yıldızlar çoktan kaybolmuşlardı. Ateşleri
sönmüştü. Derin derin yoldaşlarına baktı. Kasvetli bir hava
vardı, boğuluyordu sanki. Kalktı, bir kaç adım attı. Çevresine
baktı. Gerginlik giderek yoğunlaşıyordu, rahat değildi. Şafak
henüz sökmemişti. Okşarcasına silahını aldı, etrafını keşfetmek
için biraz açıldı. Bir süre yürüdükten sonra huzursuzluğunun
nedenini anladı. Çevreleri kuşatılmıştı. Sessizce geri döndü,
yoldaşlarını uyandırdı ve mevzilendiler. Yoldaşlarına “ölüm
nereden ve nasıl gelirse gelsin, savaş sloganlarımız kulaktan
kulağa yayılacaksa, silahlarımız elde ele dolaşacaksa, başkaları
savaş ve zafer naralarıyla ve mitralyöz sesleriyle cenazemizde
ağıt yakacaksa, ölüm nereden ve nasıl gelirse gelsin, hoş geldi
sefa geldi” dedi. “Bizler her zaman kefenlerimizi ceplerimizde
taşıyoruz. Yaşam da, ölüm de bu yolun gerçekliği…”
Şafağın patlaması ile birlikte üzerlerine yağmur gibi mermi
yağar. Kan ve barut kokusu kaplar ortalığı. Kıyasıya bir direniş
başlar. Kanla yazılan tarihe bir sayfa daha eklenir. İsa arkadaş
son bir defa daha arkadaşlarına bakar, gür ve tok bir sesle,
“Umuda bin kurşun sıksa da ölüm, unutma ki umuda kurşun işlemez
gülüm. Bizden yarına bir türkü olacak direnişimiz ve umudumuz
olacak yarınlara.” Düşman kesin sonuç almak için yüklendikçe
yüklenir. Çatışma sona erdiğinde Halk Savunma Güçlerinin (HPG)
14 kahraman militan yaşamını yitirerek şehitler kervanına
katılırlar.
Bir türküdür ondörtler.
Size söz yoldaşlar… Silah sesleri savaş ateşini
gürleştirdiğinde, gözyaşı gibi kötü silahlarla
silahlanmayacağız. Umudunuz umudumuz, direnişiniz türkümüz
olacak. Ve silahlarınız yerde kalmayacaktır.
Yaşam ateşimiz olan şehitler onurumuzdur. Onurumuzu
çiğnetmeyeceğiz.
Silah Arkadaşı
BİR SINIR ÖYKÜSÜ
Bir Cudi öyküsü bu.
Başlangıcını
kim yaptı? Son cümlesi yazıldı mı? Bilemiyorum. Yaşamlar gelip,
geçti yol vermez kayalıklarından, dar patikalarından ve sis dolu
zirvelerinden. Her yaşam kendi tarihini okudu Cudi’ye. Neden
geldiklerini, hayallerini, öfkelerini, güldüklerini ve
ağladıklarını... Anlattılar da, Cudi hiç birini kütüğüne
geçirmedi. Çünkü Cudi, her Kürdün kendi uzaklığına ördüğü
yoldur. O, bunu bilerek her gelene açtı kapısını.
Öykümüzün
kahramanı İsa arkadaş. Öyle bilinen, meziyetleri anlatıla
anlatıla bitmeyenlerden değil. O, sade ve kararlı kişiliği ile
kurduğu kısa yaşamında hepimize biraz benzeyen duyguları,
özlemleri ve hayalleri ile bizden bir kahramandı. Doğduğu
topaklara olan bağlılığı ve savaşın gerekçesi olan başka
toprakları sevgisi ile içimizden biriydi.
1975 yılında
Dersim’in Pertek ilçesine bağlı bir köyde dünyaya geldi. Tarım
ve hayvancılık ile geçimini sağlayan ailenin altıncı çocuğuydu.
Küçük yaşta babasını kaybetmiş olmanın yol açtığı içe kapanık ve
sessiz bir mizaçla tanınırdı. Kürdistan’da yaşayan herhangi bir
aileye benzeyen yaşamları Dersim’e has özellikler de taşıyordu.
İsyanların anlatıldığı uzun masallar ile büyüdü Dersim’in
çocukları. Bir yandan ha çalındı çalınacak olan kapıdan girecek
devrimcilerin anıları, diğer yandan dedelerin, ninelerin ah’ları
ile dolu isyan masalları arasında büyüdü İsa arkadaş. 80’li
yıllarda yakın akraba çevresinin devrim sempatizanı oluşları
onun şekillenmesinde önemli etkide bulundu.
Özgürlük
mücadelesi ile lise yıllarında tanıştı.
Yaşam
çelişkisiz ve arayışsız geçmiyordu. Bir yandan çocukluğundan
taşıdığı yarımlıklar, diğer yandan bunları tamamlayacağı bir
dünya arayışı... Liseyi Dersim merkezde ablaları ve arkadaşları
ile birlikte okudu. Liseyi bitirdikten sonra üniversiteyi
kazandı ancak ekonomik nedenlerden dolayı devam edemedi. Bu
dönem gerilla bir efsane gibi yayılıyor ve gençler yaşam
tercihlerini gerilladan yana koyuyordu. 91’de köye döndüğünde
gerilla mücadelesinin rüzgarları köyde de esiyordu. İçinde
çözemediği, adını koyamadığı ve aramaktan hiç vazgeçmediği bir
dünya akıyordu ve kendini ona kaptırmadan edemiyordu. Ailesi İsa
arkadaşın gerillaya ilgisini fark eder etmez onu turizm
sektöründe bir işe yerleştirdi ve Dersim’den uzaklaştırdı.
Hayalleri yaşam özetinin bir sonucuydu.
Akdeniz tatil
beldelerinde çalışmaya başladı. Kendi deyimiyle “İnsanlar ile
hayvanları karşılaştırdığım bir dönem oldu” diye ifadelendirdiği
bu süreç uzun sürmedi. Çalışmak, emek sarf etmek İsa arkadaşa
yabancı değildi ama yalnızlık, çıkara dayalı arkadaşlıkları
kabullenemeyeceği bir yaşamdı. Arayışları hiç durmamıştı.
Aksine, gittikçe boyutlanıyordu ve kendi kaderine yön verme
gücünü kendisinde yarattığını düşünüyordu. Böylece tekrar
üniversite sınavlarına girerek yaşamının kısa ama önemli
değişiklilikleri yaşadığı bir aşamasına gelmişti. Çanakkale 18
Mayıs üniversitesi Coğrafya Bölümünü kazandı. Okulun yanı sıra
çalışıyordu. Herhangi bir örgütlülüğe girmiyordu ama üniversite
de yapılan tüm demokratik eylemelere katılıyordu. Cezaevinde
tanıştığı arkadaşlar aracılığıyla özgürlük mücadelesini anlatan
kitaplar okuyordu. Ulusal çelişkiyi daha derinden hissettiği
için yurtsever gençlik ile birlikte hareket ediyordu. Kurduğu
arkadaşlıkların samimiyeti mücadele ile kurduğu yakın bağ, onu
değişimin gerekliliğinde kararlı kılıyordu. Bunun için her şeyi
göze alabilir ve sonsuz bir emek harcayabilirdi. Okul yaşamında
tüm demokratik eylemlere ve çalışmalara aktif katıldı. İnsancıl
dergisinin Çanakkale temsilciliğinin açılmasında destek sundu.
Ancak aradığı yaşamı ve çelişkisini yaşadığı gerçekliği özgürlük
mücadelesinde buldu.
Ve
aşk...
Ferhat’a
dağları deldiren, Mem’i kör zindanlara salan, Mecnun’u çöl
yalnızlığına sürükleyen aşk... Daha kimlerin yaşamına girmedi ki
o çözülemeyen sır. Ortadoğu’da aşık olmak tarihin bedelini
omuzlamak ile oluyordu. Aşkın yitirildiği topraklarda aşkı
tatmak, yaşamaya kalkışmak, ateşlerde Kerem gibi yanmayı
gerektiriyordu. Bunu bilerek sevdi nice gençler; ölümün
beraberinde geldiğini, yalnızlığın yanı başında durduğunu ve
sevmenin adını koyamadığını bilerek... belki de çözülemeyen yanı
budur. güzel’e dair, hayalleri kaptırırız ama ardından ya
tükeniriz yaşarken ya da İsa arkadaş gibi kaybetmemek için
yakaladığı güzelliğin kavgasına tutuşuruz. Bedeli yalnızlık,
bedeli bir daha görememek olsa da. İsa arkadaş ilke’li bir
yaşamı tercih ederken, bencil değildi. Her şeyin emekle ve
kavgayla yaratıldığını o taa çocukluğundan öğrenmişti. Aşkı da
yaratmak gerekiyordu. İlmek ilmek dokuyarak, yürekte büyük
zaferler kazanarak. Çünkü yaşamın diyalektiği öyle kolay
işlemiyordu. Böylece karar verdiler bu dünyanın değişmesi
gerektiğine.
30 Temmuz 1996
Dersim’in orta
yerinde patlamıştı kendini Zilan arkadaş. Niçin yaptı sorusundan
çok, bu gencecik kız nasıl yaptı, bu gücü nereden aldı? Soruları
soruluyordu. Herkesi derinden etkilediği gibi İsa arkadaşı ve
arkadaşlarını da bir karar verme aşamasına getirdi. Grup (biri
şehit Sadegül ....) B. sahasından katıldı. Orada ilk eğitimi
aldıktan sonra Önderlik sahasına geçti. Orada çözemediği bir çok
sorunun formülünü buldu. Yaşadıklarının nedenlerini, yaşamın acı
ve sevinç kaynaklarını, nasılını, özünde taşıdığı dürüstlüğü,
yapmak istediklerini ve yapması gerekenlerini... her şeye bir
cevap bulmuş ve bundan sonra nasıl yaşayacağına karar vermişti.
Dersim’de savaşacak ve yaratarak yaşayacaktı. Dersim’e giderken
Önderlikle sözleşmesini hiç unutmuyordu.
“Sömürge
toplumun en ezilmiş kişiliğinde bir şahane çıkış. Yeni bir
okulun yeni bir öğrencisi olmanın farkındayım diyorsun. Asıl
okul bu okul ve sana gerekleri öğreten okul, sana her şeyi
kaybettiren okula okul mu dersin? İskender de Aristo’nun
öğrencisiydi ama... düşmanın özel savaşı vahşidir. bizim için de
her şey bitmiş değil. Pratik, şeytani direnmeyi gösterecek
misin? Olacaksa yaşam, olacaksa Dersim böyle olmalı. Ulaşırsan
bayram et. Çerçevesi sağlam, kararın yerinde üstün başaracaksın,
selamlıyoruz ” demişti. Bu güven ve perspektif ile çıktı yola.
Anlamıştı önce
sınırları aşmak gerek. Ülkeler arasına çizilen, insanlar
arasında normalleşen, kadın ile erkek arasına örülen ve insanın
kendi içinde belirlediği sınırları aşmak gerek. Ne zaman
çekilmişti? Kimin için? Kime karşı? Bu soruların hepsinin
cevabını aradı ve yaşamının son nefesine kadar da sordu.
Biliyordu ki, kendi içindeki sınırları aşmaktaydı başarı,
güzellik ve aşk. Bu nedenle düştü yollara.
Dersim’e
giderken tam sınırı geçecekken grubun güvenliği nedeniyle
Önderlik durdurdu. Gare’ye geldi ve İsa arkadaşın bu dönemi
değerlendirmesiyle “bayram etmeyi bahara erteledim” diyerek grup
Dersim’e geçişi ilkbaharda gerçekleştirdi. Ancak o yıl bahar,
bahar tadında gelmedi. Ve artık yolculuklar aynı coşkuyu
vermedi. Çünkü komplo gerçekleşmişti ve yaşam gücümüz, moral
düşünce kaynağımız esir düşmüştü. Dersim grubu bu burukluk ve
intikam ruhuyla çıktı yola. İsa arkadaş bu dönemlerde gördüğü
rüyayı anlatıyordu. “Önderliğin yakalanmasından kısa bir süre
önceydi. Rüyamda Önderlik, ‘Artık voleybol oynamıyorum, atletizm
dönemi’ dedi. Düşünüyordum. Biz mi iyi oyun arkadaşı olamadık
yoksa bir şeyler mi değişmişti. Sonra gizlice gidip voleybol
filesini topladım. Artık sınır, çizgi olmayacaktı. kazanıp,
kaybetme de. Önde olan ve takip eden vardı artık...”
Ve bir
türküdür Botan
Bazı
yerlerinde durup, soluklanmak gerekir.
İlkbahar ile
birlikte Dersim grubu toparlanmaya başladı. Ve yaz aylarında
yola koyuldular. Ancak Botan sınırlarını daha aşmadan geri
çekilme kararı açıklandı. İsa arkadaş Faraşin’de dört arkadaşı
ile birlikte gruptan ayrılarak Botan’da kaldı. artık onun için
mücadelenin yeni adı Botan’dı. Pratiğe katılım çabası özlü ve
karşılıksızdı. Bu nedenle Botan’a en uyum sağlayacaklar arasında
görülüyordu. Kuzeydeki güçlerin yanı sıra Botan gücü de geri
çekiliyordu. İsa arkadaşın kaldığı bölük, geri çekilmeyi
tamamlayamayan güçlerin geçişlerini sağlamakla görevliydi. Bölük
bir ay içinde yaşadığı çatışmalar ve kayıplar nedeniyle
Haftanin’e çekildi. İsa arkadaş bu süre içinde bir yandan geri
çekilmeyi anlamaya çalışıyor, diğer yandan tüm çalışmalara
katılıyordu. Ancak hala cevabını bulamadığı soruları vardı.
Böylece pratik
şekillenmesi Botan’da oldu. Tarzda kaba pratiğin önde oluşu İsa
arkadaşta daha da içe kapanmayı getirdi. Eleştirilerine doğru
yöntem bulamamak, arkadaşları kırmama istemi ile birleşince
dönüştürücü olamıyor, bu da onu oldukça rahatsız ediyordu. Mart
2000 yılında Cudi’ye genel muhabereci olarak gitti. Cudi’nin
sert coğrafyası ve zor koşulları onu etkilememişti. Aksine
Cudi’yi tanıdıkça, ayrıntılarını duyumsadıkça ait olduğu
topraklara ne kadar uzaklaştırıldığını anlıyordu. Sınırın öte
yüzüydü Cudi. Bir de kendi Cudi’si vardı ötelerde. Her adımında,
her köşesinde bulduğu tarihinden izleri hafızasına kaydediyor ve
Dersim’de anlatacağı anılarını biriktiriyordu.
2001 yılı
ortalarında okuduğu Savunmalar ile sorduğu bir çok soruya cevap
bulmuştu. Tekrar tekrar okumuş ve sürece daha aktif katılmak
için kendisini Mazlum Doğan Kadro eğitim okuluna önermişti.
Amacı Savunmaların sistematiğini ve derinliğini yakalamak, daha
bilinçli ve güçlü katılmaktı. “Tarih ve toplum bilincimi
Önderlik Savunmalarında sıfırdan ele almak gerekliliği
düşüncesindeyim. Savunmalar tarihe ilişkin bilgilerimi birbirine
bağladı. Taşları yerli yerine oturttu. Günceli geçmişten
koparmadan anlamlandırmak mümkündü. Bu konuda gelişim kaydettim”
dediği devre sonunda kendisine biçtiği misyonu şu cümlelerle
ifade etti.
“Kadronun,
militanın farkı kendini tümden Önderliğe kilitleyerek bir ışık
kaynağı olabilmek olmalı. Önderliğin felsefesini ve öngördüğü
her şeyi yaşamına tümden yedirmek ve öyle yaşamak, onunla
mücadele etme, Önderliğe bağlılığın gereğidir. İnsan nerede
yaşarsa yaşasın eğer Önderlik felsefesini, bakış açısını
kazanmışsa, ona göre adım atılıyorsa bir çözümleyicilik ve
gelişme ortaya çıkaracaktır. Günümüz açısından öncü olanın kadın
olması hem etkileyicilik düzeyi açısından hem de hedeflenen
sistem açısından önemlidir. Ayrıca dönem kadrosunun bilinçle
donatılmış olması gerekiyor. Bağlılığın fedailik düzeyine
vardırılmasıyla döneme cevap olunabilir. Pratik çalışmalara
katılmam için herhangi bir sorunum yok fedailik çizgisinde ayrım
yapmadan çalışmalara katılmaya hazırım”
Ve Dersim’e
yol aldı. “Botan da olabilir” demişti. Başlarken Dersim hayali
dolup taşıyordu ama Botan’da geçirdiği zorlu ama öğretici süreç
bir bağlılığı da getirmişti. Yine de eğer olacaksa Önderliğe
verdiği söz üzere Dersim’e yol almayı onurdan sayıyordu.
Hiçbir
beklentisi, şikayeti yoktu. hesapsızca katılıyordu. Yaptığının
insanlaşma, güzelleşme ve tüm Ortadoğu halkının özgürlüğü
olduğunu bilerek yapıyordu. Bu nedenle ne hızla akan zamana
kızıyor ne de mekanın bağlayıcılığına takılıyordu. Gençliğinin
tüm enerjisi ile belki de tarihin son gerillası olduğumuzu
bilerek ve gülerek yol aldı Dersim’e.
İsa arkadaş
yolculukları bitmeden girdikleri bir çatışmada hayata gözlerini
yumdu. Silahlar susmuştu. Geceye sadece yankısı kalmıştı
mermilerin, bir de deldiği yürekler. Barut kokusu rüzgara
karışmıştı. Dalların arasından sakince geçtiğinde yapraklara
bırakırdı kokusunu. Geceye şahit bir o kalmıştı bir de dağlar.
Her halkın
mücadelesi atalarından kalan miras üzerinden yükselir. Mirasın
derinlerindeki ihanetin acımasızlığı çıktıkça gün yüzüne
kahramanları çoğalır ülkemin. Bu nedenle kahramanlar en zorlu
koşullarda ortaya çıkar. Çünkü onlar tercih yapmanın geciktiği
zamanlarda tercih koyarlar. Ve bu tercih hiçbir zaman kendileri
için değildir.
Silah Arkadaşı