|
 |
Kod Adı: HÜSEYİN
Adı Soyadı: HASAN ERTUĞRUL
Doğum Tarihi-Yeri:
1971 / DERSİM
Anne-Baba Adı:
SAKİNE – HASAN
Katılım Tarihi:
1991 / ŞIRNAK
Şahadet Tarihi:
23 KASIM KARADENİZ |
 |
|
Geri
<<< |
>>> İleri
Yaşama anlamını veren değerlerin bir parçasını hissetmektir
şahadeti anmak. Çünkü hissetmek yaşatmaktır. Yürekte, ruhlarda
belki fiziki ayrılıklar olsa da hep canlı yaşatmaktır.
Hüseyin yoldaşı kısa süreli tanımama rağmen çevresinde etki
yaratan, sevilen sade bir yoldaştı. Olgunluğu gerçekte
yalınlılıkla, içtenlikle sergileyen APOCU militanlığın temsilini
yapan ve bu ruhla dolu olan bir yoldaştı.
İşte şahadetin mücadele ve süreçte yeni çıkış yapmakta olan
APOCU hareketin ve onun militan ruhunun her koşul ve şartta
temsilini ifadelendiriyordu. Bu ruh ve moral değerlere bağlılık
ile hizmeti en ön saflarda ve mevzide yerine getirme
kararlılığında olan gerçek ve ender yoldaşlardandı. Adını
özgürlük tarihimize bırakmaya giderken, en son ayrılıkta
söylediklerini bir şehit vasiyeti olarak, bir emir olarak
algılıyorum. Güneye geri çekiliş sürecinin yarattığı yeni ortam
içinde kahramanlık ve şahadetler yaratılan değerler üzerinde
iktidar ve koltuk savaşlarından bu çirkef politikalara karşı
kendi özünü ve onurunu koruyup kendini bulaştırmaması ve elinin
tersi ile tenezzül etmeden en ön mevzide Başkan APO’nun
militanlığını yapma kararlılığını hep belirtiyordu. Tepkisi geri
arayışa olurken, arayışı özgürlükte ve hem de tekrardan
Dersim’in asi evladı boyun eğmezliği ile 21.yüzyılda Başkan
APO’nun çizgisinde fedai ruhu ve çıkışı ile dıştaki ve içteki
tüm uluslar arası komplo-tasfiyeciliğe karşı öz gücünden kuvvet
alan, halkın kendisine dönerek hizmeti esas aldı.
Umudu başka kapılarda dilenerek mültecileşerek,
işbirlikçileşerek seçmek isteyenlere karşı Başkan APO’nun direk
eylem çağrısına mekan ve zamanında cevap veren en değerli
yoldaşlardandı. Açılımı Türkiye’ye, Karadeniz dağlarında
geliştirme azmi, istemi, coşku ve morali ile bir düğüne damat
gider gibi kuşanmıştı.
Gözleri parıldarken gücünü güneşimiz Başkan APO’dan aldığını ve
tekrar bu kaynağı aldığı köhnemiş beyinlerin içine yürek ve
vicdanlara yerleştirmenin ruh ve iradesinin sembolü oldu.
Ruhsuz, iradesiz, inançsız, artık olmaz ve yeter diyen yorgun
demokratlara basit yaşama, teslim olmuş, çok laf edip
pratikleşmeyen oportünistlere karşı söz ve eylemi birleştiren
yürüyüşün sahibi oldu.
Bugün kaldığımız Akademi sahasının geçen devrelerinde kalan
Hüseyin yoldaş üstün çaba ve pratiği, katılımı ile en üst derece
ile devreyi başarı ile tamamlamıştı. Bu yoldaşımız şahsında tüm
şehitlere bağlılık, onların bıraktığı mirasa, silahına sahip
çıkmak, onların intikamını APOCU fedailik tarzında katılım ile
olacağına dair, en ön mevzilerde yer almanın borcu içinde
olduğumuzu, Hüseyin yoldaşın vasiyetini, onun yarım kalan
yürüyüşünü tamamlamakla cevap vereceğimiz sözü üzerine sonsuz
bağlılığımızı belirtiyor, anısı önünde saygıyla eğilirken
şehitler ölümsüzdür diyoruz.
Silah Arkadaşı
Güzeldir insanın çocukluk
zamanları. Zamanın ötesinde, gerisinde değildir çünkü; orta
yerindedir… Sade, yalın ve cesurdur. Masumane bir bakış ya da
içten bir gülüşle seyreyler yaşamı. Gerçeklerin kendisini bin
bir maske ile gizleme gücü yoktur çocukluk zamanlarında. Çünkü o
çocukluk zamanlarıdır. Yaşamın karmaşıklığından süzülen duru
mısralar gibi.
Akıl ve yüreğin birbirine gülümsediği andır çocukluk zamanları.
Sevgisi de güçlüdür, nefreti de… Ve cesurdur… Yalnızlığın ve
sadeliğin dilidir cesareti. Cesaretinin ise aldanmalara
aldatmalara boynu bükük değildir. Çocukluk zamanlarında, bizim
dünyamıza ait olmadığını düşündüğümüz, gülümseyip geçtiğimiz,
bize yabancı gelen, ya da imkansızmış gibi gelen hayaller
kurulan çocukluk zamanlarında. Anlam verilmez ya da çocuktur
denir geçilir. Oysa bizi zincirleyen aldanmalarımız ve
aldatmalarımızdır bize bunu söyleten. Bizim zamanlarımız çocuk
zamanlarına yabancı, çocukluk zamanları bizim zamanlarımıza ..!
Hangimiz daha gerçekçiyiz? Ya da gerçekler çocukluk
zamanlarımıza mı uzak..? Bize mi uzak..?
… Sonra yıkmaya başlarken birer birer çocukluk zamanlarını,
gerçekler ya da gerçeklik adına. Bu bir zamandan şaşkınlık dolu
bakışların, korkuların, kaygıların olduğu öteki zamana geçiştir
aynı zamanda. Bir zaman sonra dönüp bakıldığında, çocukluk
zamanlarından çok az şey kalmıştır geride. Gerçeğe ulaşıyoruz
aldatmacası ve dayatması ile olmuştur tüm bunlar. Oysa çok
sonraları gerçeğe ne kadar yabancılaştığımızın farkına varırız.
Bir de bakarız ki, çocukluk zamanlarımızın çoğunu muğlak
resimlere terk etmişizdir. Muğlaklaşan, belirsizleşen resimler
değildir oysa, bugünümüzdür.
İşte o an varsa geride kalan, yitirilmemiz, sade, yalın
gerçekler belirsizliğin içinde kıvranırken, tutunuveririz hemen
onlara. Ve onlara gerçeğe yeniden dönüşümüzün gerçeğin
güzelliğine ulaşmamızın arayıcısı ve tutkusu olurlar. O tutku
ki, yaşamın tüm anlamsızlıklarına karşı yürümenin arifane
bilgisini taşır kucağında. Öyle ki yaşamın tüm anlamsızlıklarına
anlam gücü olabilirim, anlam zamanıyım diyebilmenin iradesi
olur. Sevgiyi, dostluğu, paylaşımı yeniden yaratmanın kendisi
olur. Umuttur çünkü o. Ve umudu kendi zamanıdır… Gerçeği
görmenin, gerçeği tatmanın bilinci ve umududur bu tutkuyu
yaratan.
Sonrası, arayışlar yeniden filizlenir beyinde ve yürekte.
Karanlığa gömülmeye çalışılan yaşam, tekrardan aydınlığın
zamanına tutunur var gücüyle… Savaşım yeniden şiddetlenir…
Başlar anlam arayışı.
“Düzendeki her şey bana anlamsız geliyordu, çekici değildi. Bana
çekici gelen çocukluğumdan, hayal ettiğim özgürlük tutkusu ve
dağlardı.”
“Çocukluğumdan beri hep dağın muhteşem portresi (karşımda)
dururdu. Köyümüzün karşısındaki Kızılkaya dağları beni hep
büyülerdi. Arkadaşlarımı örgütleyip o dağın zirvesine çıkarma
planları yapardım. Ama fırsat olmadı.”
Gerçeğe yakın olan, gerçeği yakından hissedenin arayışları da
güçlüdür. İnsandaki arayışı derinleştiren, tutkuyu ateşleyen,
gerçeğin yakınlığıdır. O tutku ki, bütün aldanmalar gülüp geçen
gülüşün gibi sade ve yalın bir tebessümle gerçeğe davet eder
paylaşanları, paylaşılanları…
Kendini yeniden anlamlandırma yürüyüşüydü yürüyüşün,
yürüyüşümüz… Umudun sesine ses katmaydı… Bütünleştirmekti
yaşamı… Yaşamı tekrardan çocukluğun umut bahçesine çevirmekti,
gülmekti, ağlamaktı, sevmekti, yan yana paylaşmaktı paylaşılacak
ne varsa hepsini…
Biliyordun! Çünkü çocukluğun söylemişti, umut dolu bakışların bu
dağlarda olabileceğini. Bu dağlar onun özgürlük tutkusunu
korumuştu kucağında. Ne sesin çocukluğun, ne bizim çocukluğumuz,
hiçbiri yanılmamıştı. Zaten yanılamazdı. Çünkü; çocukluk
zamanları yanılmazdı. Anlamlı olan ve kendimizde anlamlandırmaya
çalıştığımız da buydu zaten.
“En azından insan bu dünyada niye yaşadığına anlam verebiliyor.
Bir şeyler uğruna çalışmak ve mücadele vermek insanı mutlu
ediyor. Yaşamın boşa gitmediğinin bilincine varıyorsun.”
Bu yürüyüşün hangi durağındaydın? Ve hangi güzellikleri
tutmuştun onu tam bilmiyorum.
Bu yürüyüşün hangi durağındasın? Ve hangi güzellikleri
tadıyorsun, onu tam bilmiyorum.
Bildiğim bu yürüyüşün devam ettiği ve arayışımızın,
mücadelemizin çocuksu yürüyüşünde beraber olduğumuzdur. Ve halen
bir şeyler uğruna çalışmanın ve mücadele etmenin mutluluğunu
yaşayan olduğumuzdur.
Bir mevsim yazdı çocukluk zamanlarımızda,
Bir mevsim kış…
Bir mevsim ilkbahardı çocukluk zamanlarımızda,
Bir mevsim sonbahar…
Ama hep çocukluk zamanlarındaydı mevsimlerimiz.
… Buralarda çocukluk zamanlarının şarkısı mırıldanıyor şimdi.
Silah Arkadaşı