|
 |
Kod Adı: FIRAT ANKARA
Adı Soyadı:
TUNCER POLAT
Doğum Tarihi-Yeri:
1975 / BALA ANKARA
Anne-Baba Adı:
NAZMİYE – ŞUAYİP
Katılım Tarihi:
1997 / ANKARA
Şahadet Tarihi:
12 EYLÜL HAFTANİN |
 |
|
Geri
<<< |
>>> İleri
ÜLKE AŞIĞI FIRAT YOLDAŞ
Aslen Urfalı olan Fırat yoldaş,
1975 yılında Ankara / Bozlo’da dünyaya gelir. Kürt
gerçekliğinden uzak, burjuvazinin merkezinde büyür. Fırat yoldaş
zekiliğiyle herkesin sevgisini kazanır. Sistemin gerçek yüzünün
farkında değildir. Fakat Amed 4. Bölge Komutanı olan amcası Ş.
Sofi’nin şahadeti arayışlarının gelişiminde bir ön adım olur.
Arayışlarının sonucu üniversite yıllarında Türk solu ile tanışır
ve çalışmalara katılır. Türk solunun pasif ve edilgen konumu
arayışlarına cevap niteliği taşımaz. Daha aktif ve yapıcı bir
niteliği aramanın sonucunda PKK ile tanışır, 19977de
üniversiteyi terk eder ve örgüt saflarına katılır. Van üzeri
Kela Reş’e geçer. Burada temel eğitimini aldıktan sonra Botan
eyalet karargâhına geçer. Etkileyici duruşuyla arkadaşların
büyük güvenini kazanır ve Botan hareketli bölüğüne geçer. Yıl
1998’dir. Operasyonların yoğun olduğu bir süreçtir. Fırat
yoldaşın yüreği kin ve öfkeyle dolmuştur ve artık kusma zamanı
gelip çatmıştır. Savaşın ve düşmanın kızgın yüzüyle karşı
karşıyadır. Önderlikten aldığı moral ve inanç gücüyle dur-durak
bilmeden savaşıyordu. Artık hiçbir güç onu durduramazdı.
Doğa tutkunuydu. Faraşin yaylasının esrarengiz güzelliğinden
öyle etkilenirdi ki seyre dururken hayallere dalardı. Belki de
betondan ibaret olan kentlerle, güzelliğin yurdu doğa arasındaki
derin uçurumları düşünüyordu. O bütün bunlardan kopmuş, ona
kucak açan toprak anaya dönmüştü. O büyüyemediği uygarlıklar
beşiği Kürdistan’ı çok merak ediyor, ölümsüz abidelerini tek
arkadaşlara sorarak öğreniyordu. Belki böylece yüreğindeki
hasreti biraz olsun hafifletebiliyordu. Asice duran kayaları
kıskanırdı ve hayranlık uyandıran şahinlerin uçuşunu… Faraşin’in
durmadan akan çeşmelerini çok severdi. Bir gün bizlere dönüp;
‘Arkadaşlar bu çeşmeler neden bu denli sessiz ve sedasız?’ diye
sordu. Bu yönlü hiç düşünme gereksinimini duymamıştık ve cevap
veremiyorduk. O ise sorduğu sorunun cevabını biliyordu; ‘Onlar
insan sevgisine hasret’ Onun bu tavrından çok etkilenmiş ve
derin düşüncelere dalmıştık.
Kim bilir, belki de nice yiğidin meskeni olmuş ve bugün onların
özlemini çekiyordurlar. Nice destanların umut kaynağıydı
çeşmeler. Belki de bundan dolayı yaşam coşkusu hiç tükenmiyordu.
Bundandı büyük bir sevecenlikle kırık kalpli sevgilisini
okşarcasına çeşmeleri temizlemesi. Sevgi dolu yüreğini Faraşin’e
açmıştı. Faraşin de bunu hissedercesine onu kucaklıyordu.
Fırat yoldaş, toprak anayı korumak için düşmanla korkusuzca
girdiği çatışmada yaralanır. Mutludur, çünkü toprak anayı
kanıyla sulamıştır. Fakat Faraşin’de tedavi imkânlarının kısıtlı
olmasından kaynaklı Zap alanına gitmek zorunda kalır. Ayrılırken
ardında şefkat dolu yüreğiyle, sevinç dolu bakışlarını bırakarak
gider.
Zap’ta kısa bir süre tedavi gördükten sonra Metina’ya geçer.
Vakit 1999’un Ağustos ayıdır. Önderliğin şahsında komplo bütün
insanlığı yok etmek istemektedir. O bunun farkında olmasa dahi,
komplonun birer ayağı olan TC’nin MİT Teşkilatı ve işbirlikçi
KDP’nin çirkin yüzüyle karşı karşıyadır. Dur durak bilmeyen
operasyonlarla gerilla imha edilmek istenmektedir. Yönelimler
sonucu bölge komutanı Sinan yoldaş şehit düşer. Olgun bir
kişiliğe sahip olan Sinan yoldaşın şahadetinden Fırat yoldaş çok
etkilenir, hatta onun kişiliğine ilişkin kitap yazmayı düşünür.
Düşündüğü kitabı yazamamak Fırat yoldaşın yüreğinde sönmeyecek
bir hasrete dönüşür.
Acı ve gerçek de olsa Kürt gerçekliğini iyi kavramıştı. Hele
içler acısı olan KDP ve YNK işbirlikçiliğini. Bu bilinçle
hareket ederek, kişiliğini sorgular ve pratikle ikna olmayı esas
alırdı. Özgüce büyük önem verirdi. Kendisini bilinçlendirdiği
gibi çevresini de bilinçlendirmeyi, militanlığın görevi sayardı.
Örgütsellik, yoldaşlığının vazgeçilmez ilkesiydi. Hele
mütevazılığı onun ayrılmaz bir parçasıydı. Bunu esas almayan
komutanı da, ayağı yere değmeyen komutan olarak nitelendirirdi.
Bireyin psikolojisini anlamaya çalışarak olaylara sabırlı ve
çözümleyici yaklaşırdı. El attığı her göreve itinayla yaklaşarak
başarıyla sonuçlandırırdı. Mehmet Şexo, Derweşe Avde, Ahmet Kaya
ve Feyruz hayranlıkla dinlediği sanatçılardı.
Yaşadığı sorgulamaları çevresiyle her zaman paylaşırdı. Bu
karakteriyle çizgideki ısrar ve netliğiyle Dersim’e geçmeyi
önerir. Arkadaşların hem sevgisini, hem de güvenini kazanmış
olması önerisinin kabulünü sağlamıştır. Büyük bir iddia ve
sevinçle 15 Ağustos 2003 günü, Gare’de Dersim serüvenine doğru
yola koyulur. Ölümün pusu kurduğundan habersiz, yüreği bir kuş
gibi çırpınıp bir an önce serüveni sonuçlandırmanın hayalini
kurmaktadır. Oysa ölüm bunları düşünmüyordu ve bu yüreği
durdurmalıydı. Çok geçmedi Fırat yoldaş Haftanin’den Cudi’ye
geçerken ölümle burun buruna gelmiş, ölümün teslimiyet çağrısını
direnişle cevaplamıştı. Volkan yürekli Fırat yoldaş, serüvenini
kutsallığa erişmekle sonuçlandırmıştı. Onun sevdası bitmedi.
Onun volkan yüreğinin destanını Faraşinler yazdı. Ve bugün
Munzurlar haykırmaktadır. O destan ki özgürlüğün türküsünü
söylüyor ve sesimize ses, yolumuza ışık tutuyor. Evet, bitmeyen
bir serüvendir Fırat yoldaş…
Silah arkadaşları
YARIM KALAN ÖZLEM
Şahadetleri her halkın meşru savaşında olduğu gibi
Kürdistan’daki savaşta yaşanan şahadetlerin kutsal bir yeri var.
her bir yoldaş şehit düştüğünde zafer için verilen bir bedeldir.
Ama aynı zamanda ise akıtılan birer gözyaşıdırlar. Bir de yaşamı
aynı ortamda paylaşmışsan ifadesi zor duygular yaşar insan.
Tanrısal bir şey mi yoksa mantığı zorlayan birer tesadüf mü? Son
üç yıldır Metina’nın en sevilen üç yoldaşı şehit düştü. 2001
yılında Serdar arkadaş kaza ile, 2002 yılında Hekkar arkadaş
nokta baskınında, 2003 yılında ise Fırat arkadaş Dersim’e
giderken şehit düştü.
Fırat arkadaş, Osmanlı döneminde Urfa’dan Orta Anadoluya sürgün
edilen Kürtlerdendi. Yaşamı Ankara’da geçmişti. Lise yıllarında
yurtseverlikle tanışmış, üniversiteyi kazanmasına rağmen parti
saflarına katılmayı tercih etmişti. 1996 yılında ilk denemesinde
yakalanmış, bir yıl cezaevinde kaldıktan sonra 1998 yılında bu
hedefine ulaşmıştır. Bir yıl Botan’da kaldıktan sonra Behdinan’a
geçmiş, Kaşura ve Metina alanlarında 2003 yılının Temmuz ayına
kadar pratik yürütmüştür. Örgüte katıldıktan beri sistemli bir
eğitim görmediğinden bu amaçlı Soran sahasına gönderilmek için
çağrılmıştı, ancak gidemedi. Fırat arkadaş da buna karşı
hayalinde gerillacılık yapmak istediği Dersim’e gitmeyi
dayatmıştı. Bu öneri kabul edilince büyük bir coşkuyla Dersim’e
doğru yol almaya başlamıştı. Düşmanın hain pususu onu
Haftanin’in sineh alanında sınırı geçerken yakaladı. Pusuyu fark
edip geri çekilmelerine rağmen atılan havanlarla yaralanmıştı.
Kendisine yardımcı olmak isteyen arkadaşlarına “yaram ağır ben
gelemem, siz gidin”di son sözleri.
Fırat arkadaşın kişiliğini anlatmak için öyle uzun yazılara
gerek yok. Çünkü o yaşamı özüyle ve özlüce yaşanlardandı. Beş
yıllık gerilla hayatında herhangi bir olumsuz pratiği olmamıştı,
her yerde sevilen, sayılan, savaşçısından en üst düzeydeki
arkadaştan saygı gören biriydi. İçine kapanık, a sosyal değil,
herkes ile rahatlıkla diyalog içine girebilirdi.
Fazla uçlarda gezmez, ne aşırı coşku ne de bunalım takılırdı.
Olgun ve istikrarlıydı. Ağır ve net konuşurdu. Bu yüzden ona
bazen “Ankara’nın bürokrat havası bulaşmış sana” derdik.
İnsanın kendi öz gücüne güvenirdi. En iyi gelişmenin serbest
ortamda gelişebileceğine inanırdı. Bu yüzden bastırmacı ve
müdahaleci değildi. pratikle ve sözle anlayış kazandırmayı esas
alırdı.
Fazla dik kafalı değil ama edilgen de değildi. tavrını herkes ve
her ortamda çekinmeyen ortaya koyardı. Yöntemli olduğundan tepki
almazdı.
Karşıdaki kişi nasıl olursa olsun saygıda ve üslupta kusur
etmezdi. Ama bazen okkalı bir küfür savururdu. Yanındakiler “sen
de mi Fırat”derlerdi. O müzipçe gülerdi. Önyargılı değildi.
olayların sosyolojik, psikolojik nedenlerine bakardı, tahlilleri
gerçekçiydi.
Bezgin değil ama biraz gamsızdı ki gamsız hayatı severdi. Hayat
da ona karşı gamsızdı.
Silah Arkadaşı