Main Menu
Anasayfa
Şehitlerimiz
Şehitler Albümü
Şehit Künyeleri
 
 

2003 ŞEHİTLERİ YENİ DÖNEMDE APOCU RUHUN MEŞRU SAVUNMA ÇİZGİSİNDEKİ TEZAHÜRÜDÜR!

AGIR - MUSTAFA POLAT

AGİRÎN - LEYLA DİLEK

AGİT - BAKIR ÖZDEMİR

ANDOK - İSKAN TAŞ

BAGOK - SİNAN YILDIRIM

CENG (CAN) - BARIŞ ŞENOL

CUDİ - MEHMET UĞUR

ÇAYAN - BEDİRHAN BELLİER

DEŞTİ - KEMAL YAKLAV

DİROK - MERYEM ŞEXO

DOĞAN - MENAN HÜSO

ERDAL - ENGİN SİNCER

FERHAT - RAMAN DOĞAN

FIRAT  - TUNCER POLAT

HÜSEYİN - HASAN ERTUĞRUL

İSA - EROL BUL

KAHRAMAN - FEYİZ EBUZEYD

KAMURAN - HAŞİM BİTİK

MAHİR - ŞERİF YALÇIN

MAHMUT - DERVİŞ SİNO

METİN - ATİF URUK

MUNZUR - CAHİT DAĞTEKİN

MUNZUR - HÜSEYİN GÜL

NEMRUT - KENAN FIRAT

ROJHAT - MUSTAFA GÖK

RUBAR - İSMAİL ALTÜRK

SERVER - NURETTİN DOĞRU

SİPAN - VEDAT MERT

ŞAHİN - KEMAL PURMEND

ŞERVAN - DENİZ YANAT

ŞEVGER - HALİL ALÖKMEN

ŞEVGER - YAŞAR AYKAL

ŞİYAR - AHMET AKSU

XELAT- XEVRAMAN ALİ

XEMGİN - ÇETİN KAÇAK

ZAĞROS - ENGİN ÇINAR 

ZINAR - İBRAHİM KILIÇ  

Kod Adı: FIRAT ANKARA
Adı Soyadı: TUNCER POLAT
Doğum Tarihi-Yeri: 1975 / BALA ANKARA
Anne-Baba Adı: NAZMİYE – ŞUAYİP
Katılım Tarihi: 1997 / ANKARA
Şahadet Tarihi:
12 EYLÜL HAFTANİN

Geri <<< | >>> İleri

 
ÜLKE AŞIĞI FIRAT YOLDAŞ

 

Aslen Urfalı olan Fırat yoldaş, 1975 yılında Ankara / Bozlo’da dünyaya gelir. Kürt gerçekliğinden uzak, burjuvazinin merkezinde büyür. Fırat yoldaş zekiliğiyle herkesin sevgisini kazanır. Sistemin gerçek yüzünün farkında değildir. Fakat Amed 4. Bölge Komutanı olan amcası Ş. Sofi’nin şahadeti arayışlarının gelişiminde bir ön adım olur. Arayışlarının sonucu üniversite yıllarında Türk solu ile tanışır ve çalışmalara katılır. Türk solunun pasif ve edilgen konumu arayışlarına cevap niteliği taşımaz. Daha aktif ve yapıcı bir niteliği aramanın sonucunda PKK ile tanışır, 19977de üniversiteyi terk eder ve örgüt saflarına katılır. Van üzeri Kela Reş’e geçer. Burada temel eğitimini aldıktan sonra Botan eyalet karargâhına geçer. Etkileyici duruşuyla arkadaşların büyük güvenini kazanır ve Botan hareketli bölüğüne geçer. Yıl 1998’dir. Operasyonların yoğun olduğu bir süreçtir. Fırat yoldaşın yüreği kin ve öfkeyle dolmuştur ve artık kusma zamanı gelip çatmıştır. Savaşın ve düşmanın kızgın yüzüyle karşı karşıyadır. Önderlikten aldığı moral ve inanç gücüyle dur-durak bilmeden savaşıyordu. Artık hiçbir güç onu durduramazdı.
Doğa tutkunuydu. Faraşin yaylasının esrarengiz güzelliğinden öyle etkilenirdi ki seyre dururken hayallere dalardı. Belki de betondan ibaret olan kentlerle, güzelliğin yurdu doğa arasındaki derin uçurumları düşünüyordu. O bütün bunlardan kopmuş, ona kucak açan toprak anaya dönmüştü. O büyüyemediği uygarlıklar beşiği Kürdistan’ı çok merak ediyor, ölümsüz abidelerini tek arkadaşlara sorarak öğreniyordu. Belki böylece yüreğindeki hasreti biraz olsun hafifletebiliyordu. Asice duran kayaları kıskanırdı ve hayranlık uyandıran şahinlerin uçuşunu… Faraşin’in durmadan akan çeşmelerini çok severdi. Bir gün bizlere dönüp; ‘Arkadaşlar bu çeşmeler neden bu denli sessiz ve sedasız?’ diye sordu. Bu yönlü hiç düşünme gereksinimini duymamıştık ve cevap veremiyorduk. O ise sorduğu sorunun cevabını biliyordu; ‘Onlar insan sevgisine hasret’ Onun bu tavrından çok etkilenmiş ve derin düşüncelere dalmıştık.
Kim bilir, belki de nice yiğidin meskeni olmuş ve bugün onların özlemini çekiyordurlar. Nice destanların umut kaynağıydı çeşmeler. Belki de bundan dolayı yaşam coşkusu hiç tükenmiyordu. Bundandı büyük bir sevecenlikle kırık kalpli sevgilisini okşarcasına çeşmeleri temizlemesi. Sevgi dolu yüreğini Faraşin’e açmıştı. Faraşin de bunu hissedercesine onu kucaklıyordu.
Fırat yoldaş, toprak anayı korumak için düşmanla korkusuzca girdiği çatışmada yaralanır. Mutludur, çünkü toprak anayı kanıyla sulamıştır. Fakat Faraşin’de tedavi imkânlarının kısıtlı olmasından kaynaklı Zap alanına gitmek zorunda kalır. Ayrılırken ardında şefkat dolu yüreğiyle, sevinç dolu bakışlarını bırakarak gider.
Zap’ta kısa bir süre tedavi gördükten sonra Metina’ya geçer. Vakit 1999’un Ağustos ayıdır. Önderliğin şahsında komplo bütün insanlığı yok etmek istemektedir. O bunun farkında olmasa dahi, komplonun birer ayağı olan TC’nin MİT Teşkilatı ve işbirlikçi KDP’nin çirkin yüzüyle karşı karşıyadır. Dur durak bilmeyen operasyonlarla gerilla imha edilmek istenmektedir. Yönelimler sonucu bölge komutanı Sinan yoldaş şehit düşer. Olgun bir kişiliğe sahip olan Sinan yoldaşın şahadetinden Fırat yoldaş çok etkilenir, hatta onun kişiliğine ilişkin kitap yazmayı düşünür. Düşündüğü kitabı yazamamak Fırat yoldaşın yüreğinde sönmeyecek bir hasrete dönüşür.
Acı ve gerçek de olsa Kürt gerçekliğini iyi kavramıştı. Hele içler acısı olan KDP ve YNK işbirlikçiliğini. Bu bilinçle hareket ederek, kişiliğini sorgular ve pratikle ikna olmayı esas alırdı. Özgüce büyük önem verirdi. Kendisini bilinçlendirdiği gibi çevresini de bilinçlendirmeyi, militanlığın görevi sayardı. Örgütsellik, yoldaşlığının vazgeçilmez ilkesiydi. Hele mütevazılığı onun ayrılmaz bir parçasıydı. Bunu esas almayan komutanı da, ayağı yere değmeyen komutan olarak nitelendirirdi. Bireyin psikolojisini anlamaya çalışarak olaylara sabırlı ve çözümleyici yaklaşırdı. El attığı her göreve itinayla yaklaşarak başarıyla sonuçlandırırdı. Mehmet Şexo, Derweşe Avde, Ahmet Kaya ve Feyruz hayranlıkla dinlediği sanatçılardı.
Yaşadığı sorgulamaları çevresiyle her zaman paylaşırdı. Bu karakteriyle çizgideki ısrar ve netliğiyle Dersim’e geçmeyi önerir. Arkadaşların hem sevgisini, hem de güvenini kazanmış olması önerisinin kabulünü sağlamıştır. Büyük bir iddia ve sevinçle 15 Ağustos 2003 günü, Gare’de Dersim serüvenine doğru yola koyulur. Ölümün pusu kurduğundan habersiz, yüreği bir kuş gibi çırpınıp bir an önce serüveni sonuçlandırmanın hayalini kurmaktadır. Oysa ölüm bunları düşünmüyordu ve bu yüreği durdurmalıydı. Çok geçmedi Fırat yoldaş Haftanin’den Cudi’ye geçerken ölümle burun buruna gelmiş, ölümün teslimiyet çağrısını direnişle cevaplamıştı. Volkan yürekli Fırat yoldaş, serüvenini kutsallığa erişmekle sonuçlandırmıştı. Onun sevdası bitmedi. Onun volkan yüreğinin destanını Faraşinler yazdı. Ve bugün Munzurlar haykırmaktadır. O destan ki özgürlüğün türküsünü söylüyor ve sesimize ses, yolumuza ışık tutuyor. Evet, bitmeyen bir serüvendir Fırat yoldaş…


Silah arkadaşları

 

YARIM KALAN ÖZLEM

Şahadetleri her halkın meşru savaşında olduğu gibi Kürdistan’daki savaşta yaşanan şahadetlerin kutsal bir yeri var. her bir yoldaş şehit düştüğünde zafer için verilen bir bedeldir. Ama aynı zamanda ise akıtılan birer gözyaşıdırlar. Bir de yaşamı aynı ortamda paylaşmışsan ifadesi zor duygular yaşar insan.
Tanrısal bir şey mi yoksa mantığı zorlayan birer tesadüf mü? Son üç yıldır Metina’nın en sevilen üç yoldaşı şehit düştü. 2001 yılında Serdar arkadaş kaza ile, 2002 yılında Hekkar arkadaş nokta baskınında, 2003 yılında ise Fırat arkadaş Dersim’e giderken şehit düştü.
Fırat arkadaş, Osmanlı döneminde Urfa’dan Orta Anadoluya sürgün edilen Kürtlerdendi. Yaşamı Ankara’da geçmişti. Lise yıllarında yurtseverlikle tanışmış, üniversiteyi kazanmasına rağmen parti saflarına katılmayı tercih etmişti. 1996 yılında ilk denemesinde yakalanmış, bir yıl cezaevinde kaldıktan sonra 1998 yılında bu hedefine ulaşmıştır. Bir yıl Botan’da kaldıktan sonra Behdinan’a geçmiş, Kaşura ve Metina alanlarında 2003 yılının Temmuz ayına kadar pratik yürütmüştür. Örgüte katıldıktan beri sistemli bir eğitim görmediğinden bu amaçlı Soran sahasına gönderilmek için çağrılmıştı, ancak gidemedi. Fırat arkadaş da buna karşı hayalinde gerillacılık yapmak istediği Dersim’e gitmeyi dayatmıştı. Bu öneri kabul edilince büyük bir coşkuyla Dersim’e doğru yol almaya başlamıştı. Düşmanın hain pususu onu Haftanin’in sineh alanında sınırı geçerken yakaladı. Pusuyu fark edip geri çekilmelerine rağmen atılan havanlarla yaralanmıştı. Kendisine yardımcı olmak isteyen arkadaşlarına “yaram ağır ben gelemem, siz gidin”di son sözleri.
Fırat arkadaşın kişiliğini anlatmak için öyle uzun yazılara gerek yok. Çünkü o yaşamı özüyle ve özlüce yaşanlardandı. Beş yıllık gerilla hayatında herhangi bir olumsuz pratiği olmamıştı, her yerde sevilen, sayılan, savaşçısından en üst düzeydeki arkadaştan saygı gören biriydi. İçine kapanık, a sosyal değil, herkes ile rahatlıkla diyalog içine girebilirdi.
Fazla uçlarda gezmez, ne aşırı coşku ne de bunalım takılırdı. Olgun ve istikrarlıydı. Ağır ve net konuşurdu. Bu yüzden ona bazen “Ankara’nın bürokrat havası bulaşmış sana” derdik.
İnsanın kendi öz gücüne güvenirdi. En iyi gelişmenin serbest ortamda gelişebileceğine inanırdı. Bu yüzden bastırmacı ve müdahaleci değildi. pratikle ve sözle anlayış kazandırmayı esas alırdı.
Fazla dik kafalı değil ama edilgen de değildi. tavrını herkes ve her ortamda çekinmeyen ortaya koyardı. Yöntemli olduğundan tepki almazdı.
Karşıdaki kişi nasıl olursa olsun saygıda ve üslupta kusur etmezdi. Ama bazen okkalı bir küfür savururdu. Yanındakiler “sen de mi Fırat”derlerdi. O müzipçe gülerdi. Önyargılı değildi. olayların sosyolojik, psikolojik nedenlerine bakardı, tahlilleri gerçekçiydi.
Bezgin değil ama biraz gamsızdı ki gamsız hayatı severdi. Hayat da ona karşı gamsızdı.

 

Silah Arkadaşı
  

Geri <<< | >>> İleri

 
HPG (Halk Savunma Güçleri) Resmi Sitesidir.
HPG-BİM tarafından yapılmıştır.
HPG Online © 2003 - 2006 Tüm hakları saklıdır.