|
 |
Kod Adı: AGİRÎN
Adı Soyadı: LEYLA DİLEK
Doğum Tarihi-Yeri: 1979 / MARDİN
Anne-Baba Adı: HEDİYE - AHMET
Katılım Tarihi: 1997 / ALMANYA
Şahadet Tarihi:
29 KASIM DERSİM |
 |
|
Geri
<<< |
>>> İleri
ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİNİN UMUDU OLMAK!
Onlar, yitik bir ülkenin
hayalsiz bıraktırılmış, yok olmanın dayatıldığı zulümlerde
yaşamı tek gerçeklikle tanımaya mecbur kılınmış Mezopotamyalı
çocuklardı.
Onların öteki çocuklar gibi pembe dünyalarda oyuncaklarla
süslenmiş bir yaşamları olmadı. Onlar “öteki” kavramından
habersiz silah seslerine karışan ağlamalarıyla ile ana sütünü
emerken yaşadıkları ve tanık oldukları karşısında, çocuk
bedenlerinde yaşadıkları anlam zorlanmasını gözlerindeki
derinliklerde ifadelendirebilen en güzel bakışlı çocuklar
olmuşlardı. Hep kavgaydı yaşamları ve oyunları da bu kavgadaki
kahramanların oyunu olmuştu. Ve tanık oldukları karşısında çocuk
yüreklerinde sevgiyle beraber kini, nefreti ve öfkeyi de
büyüttüler. Mezopotamyalı çocuklar, kavgayla dolu yaşamlarında
kendi topraklarının küçük apoletsiz komutanları olarak hep
savaşıyorlardı, hayallerinde.
Agirî yoldaş da erken yaşta savaş kavga ve zulüm gibi
kavramlarla tanışmış, tanıştırılmıştı. O yaşta kavgalı bir
militan olmasını da öğrenmişti. Mardinli olan Agirî yoldaş,
yurtsever bir aileye sahipti. Bundan dolayı Mardin’de sürekli
baskılara tanık olmuştu. Köylerdeki evleri gece yarısı
istenmeyen yüzü maskeli misafirlerin zorla evlerine girip Kürt
oldukları için yaptıkları kötü muamelelere tanık olmuştu. Çocuk
yaşta tanık olduğu olaylar, onda büyük öfkeleri, nefretleri
doğururken buna boyun eğmeme hırsıyla kavga etme inadı da
oluşmuştu. Yaşamına, kimliğine karşı yapılan saldırılar
karşısında kendi değerlerinin koruyucusu olarak kişiliğinde
gururunu geliştirmişti. O da diğer Kürdistanlı çocuklar gibi
-çocuk yüreğinin kaldıramayacağı- yaşadıklarını ifadelendirecek
kelimelerle bile henüz tanışmadığından gözlerinde saklamıştı,
bütün yaşadıklarını. Agirî yoldaş da gözlerindeki anlam
derinliğiyle gözleriyle konuşuyordu. Ve yaşayamadığı
çocukluğuyla bir tarafı hep çocuk kalmıştı, Agirî yoldaşın.
İçinde saklamıştı, yaşatamadığı çocukluğunu. En son köylerinin
yakılışına da tanık olmuştu. Bin bir emekle yaptıkları evleri,
asma bahçeleri, tahtadan yaptığı oyuncakları hepsi gözlerinin
önünde kül olurken yüreğine de ateş düşmüştü. Agirî yoldaşın
ailesi de son yaşanılanların ardından diğer aileler gibi göç
etmeye zorunlu kalmıştı; Avrupa’ya gitmişlerdi. Ülkelerinden
binlerce kilo metre uzaklıklarda hiç tanımadıkları bir ülkenin
yabancıları olmuşlardı. Avrupa’nın soğukluğuna karşı
yüreklerinde ülkenin sıcağını taşıyarak direniyorlardı. Agirî
yoldaş, ailesi gibi ortamın rehavetine kapılmadan yaşam
mücadelelerine devam etmişti. Her türlü yöntemle mücadele ederek
kültüründen asla taviz vermemiş, geleneklerini korumasını
bilmişti. Bu çok büyük, çok sesli ve çok renkli makinalaşan
dünya karşısında asla toprağına, ülkesine olan özleminden
vazgeçmemişti.
Başkasının toprağında bir yabancı olmayı kabul edemiyordu. En
büyük özlemi de çocukluğundan kalma gerillacılık olmuştu.
Ülkesine dönüp ülkesinin, halkının bağımsızlığı için özgürlük
savaşımını verme hayali günbegün artıyordu. Ailesinden bu uğurda
bedel ödeyenler, şehit düşenler de vardı. Ve bunlardan da
etkilenmişti. Özellikle ismini aldığı amcasının kızı Şehit Agirî
onu çok etkilemişti. Şehit Agirî Botan’da savaşın en kızgın
olduğu dönemde kahramanca savaşarak fedaice şehit düşmüştü. Ve
Agirî yoldaş da ismini alarak sahiplendiği mirasını onun yolunda
giderek büyütmek istiyordu. Ülkeye ülkesinin bir askeri olarak
dönme kararını alan Agirî yoldaş uluslar arası komplonun
yarattığı öfke dolu yüreğiyle 1999 yılında dağlara gelir. Burada
bir çok özlemini hayalini gerçekleştirebilmişti. Çok moralli ve
fedakar bir katılımı olan Agirî yoldaş yaşamdaki hesapsızca
katılımıyla ortamda sevilen biri olmuştu. Bir süre geçtikten
sonra Agirî yoldaş bu sefer de Kuzey topraklarının özlemiyle
Kuzey’e gidiş önerisi yapar. Büyük dayatmalar sonucu önerisinin
kabul edilmesiyle Dersim’e gitme kararı çıkar. Agirî yoldaş için
Dersim’e gidiş tarif edilemez anlamlar ve mutlulukları ifade
etmektedir. Her şeyden önemlisi Kuzey toprakları ve halkına
karşı yaşadığı özlem çok büyüktü ve daha güçlü bir savaşçı bir
gerilla olmak istiyordu. Dersim’e gidişi onun için iyi bir imkan
yaratmıştı. Dersim’i hep asi coğrafyasındaki güzellikleri ve
tarihinden gelen isyanlarıyla duymuştu. Bu özlemleriyle Dersim’e
yolculuğunu başlar. Kolay değildi. Yaklaşık iki ayı aşkın bir
süre sürekli yürüyerek Dersim’e ulaşacaklardı. Her şeyi göze
almıştı. Ve kendi gücüne, iradesine güvenerek bu kararı almıştı.
Yol boyunca Agirî yoldaş zorlanmalarına karşı kendisini
zorlayarak yürüyüşünü tamamlamaya çalışır. Kürdistan’ın bir çok
yerini görüp tanımak kadar doğanın güzelliklerine de tanık
oluyordu. Bunun da coşkusuyla yürüyüşünü sürdüren Agirî yoldaş
Botan alanında Besta’da Herekol eteklerini görme şansını da
yakalamıştı. Burası Şehit Agirî’nin şehit düştüğü yerdi ve o tam
şehit düştüğü yerden bir taş alıp koynunda saklayarak yürüyüşüne
devam etmişti.
Agirî yoldaş Şehit Mahir’in grubunda Dersim’e gitmişti. Ve grup
büyük bir talihsizlik sonucunda Batman-Beşiri’de çatışmaya
girmişti. Çatışmada 7 şehit vermişlerdi. Çatışma esnasında ise
Agirî yoldaş, çocukluğundan beri taşıdığı kin ve öfkeyle tekrar
dolmuş, düşmanıyla yüz yüze gelirken soğuk kanlılığını ve
moralini kaybetmeden çatışmayı atlatmıştı.
Çatışmanın sonlarına doğru düşmanın üzerine gelmesi ardından
başına küçük bir parça yemiş, bunu arkadaşlara hissettirmemiş ve
yanındaki arkadaşın elini tutarak çatışmayı geçmişlerdi.
Arkalarında verdikleri şehitlerle yollarına devam etmişlerdi.
Şehit düşen arkadaşların Dersim’e yönelik amaçları, özlemleri,
hayalleri vardı. O da bunları Dersim’e taşımayı ve Dersim’e
ulaşmayı şehitler karşısında kendisine bir görev bilerek azimle
yoluna devam etmişti. Çatışmanın ve kayıpların yarattığı etkiye
rağmen yürümesini bilmiş ve Dersim’e ulaşmıştı. Ve Agirî yoldaş
Dersim’e ulaştığında kabına sığmaz bir coşku ve moral yaşıyordu.
Amacına ulaşmanın coşkusuydu onunkisi. Gözlerinde yaşadığı
duygular hep okunuyordu. Anlık daralmalarıyla, geçici
tepkileriyle tanıdığımız kapalı bir kişiliğin sahibi olan Agirî
yoldaş çok değişmeye başlamıştı. Ortamda çok açılmış, moral alıp
veren biri olmuştu. Bütün görevlere büyük bir istekle gidiyor ve
yanındaki arkadaşları olumlu bir şekilde etkiliyordu. Agirî
yoldaş Dersim’in simasını sormuştu ve ulaşmıştı hasret
topraklara. O da kısa süreli de olsa emek harcamıştı, bu
dağlarda. Ve alnının teriyle sulamıştı topraklarını. Sularından
bile içerken tüm yorgunluğunu bir kenara bırakarak dağların
zirvelerinde dolaşmıştı. Kendisini güçlü katıp çabuk adapte
olmaya çalışıyordu. Ama maalesef kısa süreli oldu, bu buluşması.
Özlemlerini sığdıramamıştı bu kısacık süreye. Büyük iddialar ve
inançla dolu Agirî yoldaşı talihsizlik görev başında
yakalamıştı.
Gerilla için yaşamın temel kuralı savaşmaktı. Her şeyiyle savaş
halinde olarak yaşam sürdürülüp kazanılıyordu. Ve özellikle bir
kadının en büyük savaşımı koşulların zorlukları karşısında
ayakta durmayla başlıyordu. Agiri yoldaş da bu savaşı sürekli
vermişti. Yol sürecinde, fiziksel zorlanmalarına ve zor
koşullara adapte olmayla başlamıştı ve Dersim’de de devam
ettirmişti.
Karın toprağa düştüğü ilk günlerde Agirî yoldaşı almıştı,
toprak. Görev dönüşü hava koşularına rağmen zorlanmasını aşmak
isteyen Agirî yoldaş ayağının kayması sonucu uçurumdan düşmüştü.
Düştüğü yer Dersim tarihinde 1938’de TC’nin baskılarına ve
teslimiyete çağrılarına karşı genç kızların ve kadınların
bedenlerini uçurumlara attıkları direniş yeriydi. Dersimli genç
kızların düşmana karşı tek varlıkları olan bedenleriyle el ele
tutuşarak İçsos vadisindeki kayalıklardan attıkları mekanda
şahadete ulaşmıştı, Agirî yoldaş. Bu vadiler, bu kayalar bu
yüzden yabancı değildi, genç kızların ölü bedenlerine. Agirî
yoldaş, Akvanus’taki kayalıklardan düşmesi ardından bir haftalık
sergilediği direnme ardından şahadete ulaşmıştı. Yaşama umudunu
hep koruduğundan olsa gerek bilincini açık olarak direnişini
sürdürmüştü. Agirî yoldaş mekansal olduğu kadar zamansal olarak
da anlamlı bir şahadete ulaşmıştı. Aynı anda içlerinden biri
düşmana kaçmıştı ve teslim olmuştu. Agirî yoldaş özgürlüğe olan
güçlü iradesi ile yaşama savaşını verirken, diğer yandan yaşanan
teslimiyet ile aslında önemli bir yaşam tercihini yapmıştı.
Akvanus vadisi yine Agirî yoldaş şahsında özgürleşme iddiasında
yaşanan direnişe ve teslimiyete tanık olmuştu. Ve bizler de, iki
çizginin aynı mekanda yaşanan diyalektiğe gerçekliğe tanıklık
etmiştik.
Agirî yoldaş, Şehit Mahir’in grubunun içinde en şanslısıydı.
Çünkü Dersim’e ulaşmıştı ve Dersim topraklarında şahadete
ulaşmıştı.
Agirî yoldaş! Başlayan bir sonbahar ile beraber senin bedenini
de dökülen yaprakların altında gömerken anılarında bıraktığın
mirasının taşıyıcısı olacağımızın sözünü veriyoruz.
Senin şahsında tüm şehitlere bağlılık yeminimizi yineliyoruz.
Devrimci Selam ve Saygılar
Dersim YJA STAR Gücü
APOCU FEDAİ OLMANIN ZAMANI GELDİ
Kod ismi Agiri, düzendeki adı Leyla’dır. Ayrıyeten arkadaş yeni
örgüte katılım sağladığında ismini Dirok yapmıştı. Katılmadan
önce ’95 yılına kadar Mardin’de yaşıyordu. Ailesinin yurtsever
olması düşmanın yönelmesine neden olurken bundan kaynaklı olarak
ailesi ile birlikte Avrupa’ya gitmişlerdir. Avrupa’ya geldikten
sonra arkadaşlarla tanıştı. ’97 yılında benim arkadaşla
ilişkilerim gelişti. Cephe çalışanı olarak kadın çalışmalarına
katılımı gerçekleşti. Yürüttüğü çalışmalar sonrasında örgüte
katılım kararını verdi. Bir devre eğitim gördükten sonra kadro
olarak faaliyetlerde yer aldı. Avrupa’nın genel sistemini yine
dil bilmeyişi onu zorlamaktaydı. Ancak halk tarafından sevilen
yönü Kürdistan’da kazanmış olduğu halkçı karakteriydi. ’99
yılında çok büyük bir zorlanmayı yaşadı. Bu süreçte kadroların
kaçışı, tarz anlamında kendini esas alan yaklaşımların gelişmesi
bir kesim arkadaşta da örgütten anladığı kadar uygulama
yaklaşımının ortamına anlam vermekte güçlük çekiyor. Bu süreçte
Agiri arkadaşın da içinde bulunduğu bir grup olarak bir eyalette
yer alıyorduk. Sadece duygusallıkla da sınırlı olsa kendi
içimizde yaratmış olduğumuz bağlılık, kendimizi toparlamımıza
neden olurken, aynı zamanda birbirimize sürekli güç verme
çabalarımızı sürdürüyorduk. Dirok arkadaşın kadın tarihine
ilişkin arayışları çok derindi. Bunun için ismini Dirok
yapmıştı. Agiri arkadaşın şahadetini duyunca Agiri arkadaşa çok
bağlı olduğu için onun ismini almıştı. Bu ismi almanın onun için
çok ağır geldiğini de belirtiyorduk. “Son ana kadar ve kanımın
son damlasına kadar da şehitlere cevap olacağım” demişti.
Önderliğin tutuklanmasından sonra omuzlarımıza ağır görevler
yüklendiğinin bilincine varmıştık. Faaliyetlerde ne kadar
çabalarımız olsa da bize yeterli gelmiyordu. Grup olarak şunu
ifade ediyorduk. “Apocu fedaileşme zamanı geldi.” Ülkeye gitmek
için kendimizi dayatıyorduk. Grupta ülkeye gelme kararını ilk
ben vermiştim. Zaman araya girmeden diğer arkadaşlar da
kararlarını verdiler. Grup olarak verdiğimiz karar bize moral
veriyordu. Bu grupta ilk olarak ben ve başk bir arkadaş
Avrupa’dan ayrıldık. Botan’da buluşmanın sözüyle ayrıldık.
Özellikle Botan’I seçmemizin nedeni büyük komutan Agit yoldaşın
Botan’daki şahadetiydi. Ülkeye dönüşte grupta son gelenlerin biz
olduğunu öğrendik. Grup olarak birbirimizden büyük bir moral
aldık. Ülkeye gelince fedai çalışmasının olduğunu öğrendik ve
fedailere katılmayı önerdik. Feadi çalışmalarına katıldık. Yoğun
çatışmalar yaşadık. Adeta hayal kırıklığına uğradık. Grubumuzda
her arkadaş ayrı bir bölükte yer alıyordu. Ben ve Agiri arkadaş
birbirimize yakındık. Agiri arkadaş gerilla ile bütünleşmekte
zorlanmadı ve önceki süreçlerde çok çelişen bir gerilla
duruşunun olduğunu belirtiyordu. Grup olarak birbirimizin
gelişimini sürekli takip ediyor, yapılan toplantılarda
görüşüyorduk. Önderlik çizgisini güçlü savunma konusunda
birbirimizi uyarıp eleştiriler yapıyorduk. Bunlarla paralel
olarak kabullenmediğimiz tarzlarla mücadele edip onların sonunun
ihanetle bitmesi, yönetim de olsalar yanlış tarzlarını açığa
çıkardı. Agiri arkadaşın önderliğe bağlılığı sürekli bu
tarzlarla mücadele içinde olmasını getiriyordu. O süreçte
fedailerin dağılmasıyla bizim grup da dağılmıştı. Hep kendi
aramızdaki yoldaşlığı arıyorduk. Aynı dönemde hamle savaşları
başladı, üç arkadaş şehit düştü. Bizim üzerimizde yoğun bir
etkisi olmuştu. Hamleden sonra Kendal, Agiri ve ben kalmıştık.
Ben Kandil’de kaldım, Kendal arkadaş Botan’a geçti, Agiri
arkadaş ise Kani Cenge alanına geçmişti. Agiri arkadaşı en son
2003 yılında görmüştüm. Agiri arkadaşla hastanede dergilere
bakarken Kendal arkadaşın şahadetini öğrendik. Kısa bir yazı
vardı. Kendal arkadaşın günlüğünden alıntı yapılmıştı. “Gidenler
değil, kalanlar acı çekerler.” Bu dönemde ben özel kuvvetler
için Agiri arkadaş da Dersim’e önerisini yapmıştı. Kısa bir süre
sonra buluştuk. İkimizin önerisi de kabul görmüştü. İkimizin
amacımıza yakınlaşması bize moral veriyordu. Tartışmalarımız
derinleşiyordu. Bizim yeni bir başlangıç yapmamız gerekiyordu.
Agiri arkadaşın en çok üzüldüğü grup olarak Botan’da
buluşamamamızdı. Bu nedenle “Hepinizin yerine ben Kürdistan’I
kucaklayacağım, ama kollarım tüm ülkeyi kucaklamak için
yetmiyor” diyordu. Ayrılık zamanları hatta saatleri
yakınlaşmıştı. “Kuzeye yakınlaştıkça Önderliğe yakınlaşacağım
sen de fedailikte Önderliğin fedaisi olacaksın” diyordu. Önemli
olan fiziksel ayrılık değil ruhsal birlikteliklerdir diyordu.
Son ayrılışımızda bana bunları söylemişti. “Benim resmimi
dergide gördüğünde yaşlı gözlerle, yaralı bir yürekle değil,
gülen bir yüzle karşılamalısın” demişti. Şehitlerin isminin
yazıldığı listeler geldiğinde en sevdiğim bir insanın şehit
düştüğünü hissetmiştim. İlk isimler arasında Agiri arkadaşın
ismini görmüştüm. Çok derinden etkilensem de sana verdiğim sözün
bir gereği olarak gözyaşlarımı yüreğime akıttım. Sabahtan akşama
kadar şok anlarını yaşıyordum. Girdiğimiz eğitim parti tarihini
işliyordu. Gözyaşlarımı yüreğime akıttıkça öfkem güçleniyordu.
Bundan sonra tek amacımız, çabalarımı şehitler ve önderlik için
yoğunlaştırmak olacaktır. Size cevap olmak için Apocu militan
kişiliğe ulaşmak sonsuz çabalarımın zirvesi olacaktır.
En son da belirteceğim şudur; Cevabım pratiğim olacaktır.
Silah Arkadaşı