Main Menu
Anasayfa
Şehitlerimiz
Şehitler Albümü
Şehit Künyeleri
 
 

2003 ŞEHİTLERİ YENİ DÖNEMDE APOCU RUHUN MEŞRU SAVUNMA ÇİZGİSİNDEKİ TEZAHÜRÜDÜR!

AGIR - MUSTAFA POLAT

AGİRÎN - LEYLA DİLEK

AGİT - BAKIR ÖZDEMİR

ANDOK - İSKAN TAŞ

BAGOK - SİNAN YILDIRIM

CENG (CAN) - BARIŞ ŞENOL

CUDİ - MEHMET UĞUR

ÇAYAN - BEDİRHAN BELLİER

DEŞTİ - KEMAL YAKLAV

DİROK - MERYEM ŞEXO

DOĞAN - MENAN HÜSO

ERDAL - ENGİN SİNCER

FERHAT - RAMAN DOĞAN

FIRAT  - TUNCER POLAT

HÜSEYİN - HASAN ERTUĞRUL

İSA - EROL BUL

KAHRAMAN - FEYİZ EBUZEYD

KAMURAN - HAŞİM BİTİK

MAHİR - ŞERİF YALÇIN

MAHMUT - DERVİŞ SİNO

METİN - ATİF URUK

MUNZUR - CAHİT DAĞTEKİN

MUNZUR - HÜSEYİN GÜL

NEMRUT - KENAN FIRAT

ROJHAT - MUSTAFA GÖK

RUBAR - İSMAİL ALTÜRK

SERVER - NURETTİN DOĞRU

SİPAN - VEDAT MERT

ŞAHİN - KEMAL PURMEND

ŞERVAN - DENİZ YANAT

ŞEVGER - HALİL ALÖKMEN

ŞEVGER - YAŞAR AYKAL

ŞİYAR - AHMET AKSU

XELAT- XEVRAMAN ALİ

XEMGİN - ÇETİN KAÇAK

ZAĞROS - ENGİN ÇINAR 

ZINAR - İBRAHİM KILIÇ  

Kod Adı: AGİRÎN
Adı Soyadı: LEYLA DİLEK
Doğum Tarihi-Yeri: 1979 / MARDİN
Anne-Baba Adı: HEDİYE - AHMET
Katılım Tarihi: 1997 / ALMANYA
Şahadet Tarihi:
29 KASIM DERSİM

Geri <<< | >>> İleri

 

ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİNİN UMUDU OLMAK!


Onlar, yitik bir ülkenin hayalsiz bıraktırılmış, yok olmanın dayatıldığı zulümlerde yaşamı tek gerçeklikle tanımaya mecbur kılınmış Mezopotamyalı çocuklardı.
Onların öteki çocuklar gibi pembe dünyalarda oyuncaklarla süslenmiş bir yaşamları olmadı. Onlar “öteki” kavramından habersiz silah seslerine karışan ağlamalarıyla ile ana sütünü emerken yaşadıkları ve tanık oldukları karşısında, çocuk bedenlerinde yaşadıkları anlam zorlanmasını gözlerindeki derinliklerde ifadelendirebilen en güzel bakışlı çocuklar olmuşlardı. Hep kavgaydı yaşamları ve oyunları da bu kavgadaki kahramanların oyunu olmuştu. Ve tanık oldukları karşısında çocuk yüreklerinde sevgiyle beraber kini, nefreti ve öfkeyi de büyüttüler. Mezopotamyalı çocuklar, kavgayla dolu yaşamlarında kendi topraklarının küçük apoletsiz komutanları olarak hep savaşıyorlardı, hayallerinde.
Agirî yoldaş da erken yaşta savaş kavga ve zulüm gibi kavramlarla tanışmış, tanıştırılmıştı. O yaşta kavgalı bir militan olmasını da öğrenmişti. Mardinli olan Agirî yoldaş, yurtsever bir aileye sahipti. Bundan dolayı Mardin’de sürekli baskılara tanık olmuştu. Köylerdeki evleri gece yarısı istenmeyen yüzü maskeli misafirlerin zorla evlerine girip Kürt oldukları için yaptıkları kötü muamelelere tanık olmuştu. Çocuk yaşta tanık olduğu olaylar, onda büyük öfkeleri, nefretleri doğururken buna boyun eğmeme hırsıyla kavga etme inadı da oluşmuştu. Yaşamına, kimliğine karşı yapılan saldırılar karşısında kendi değerlerinin koruyucusu olarak kişiliğinde gururunu geliştirmişti. O da diğer Kürdistanlı çocuklar gibi -çocuk yüreğinin kaldıramayacağı- yaşadıklarını ifadelendirecek kelimelerle bile henüz tanışmadığından gözlerinde saklamıştı, bütün yaşadıklarını. Agirî yoldaş da gözlerindeki anlam derinliğiyle gözleriyle konuşuyordu. Ve yaşayamadığı çocukluğuyla bir tarafı hep çocuk kalmıştı, Agirî yoldaşın. İçinde saklamıştı, yaşatamadığı çocukluğunu. En son köylerinin yakılışına da tanık olmuştu. Bin bir emekle yaptıkları evleri, asma bahçeleri, tahtadan yaptığı oyuncakları hepsi gözlerinin önünde kül olurken yüreğine de ateş düşmüştü. Agirî yoldaşın ailesi de son yaşanılanların ardından diğer aileler gibi göç etmeye zorunlu kalmıştı; Avrupa’ya gitmişlerdi. Ülkelerinden binlerce kilo metre uzaklıklarda hiç tanımadıkları bir ülkenin yabancıları olmuşlardı. Avrupa’nın soğukluğuna karşı yüreklerinde ülkenin sıcağını taşıyarak direniyorlardı. Agirî yoldaş, ailesi gibi ortamın rehavetine kapılmadan yaşam mücadelelerine devam etmişti. Her türlü yöntemle mücadele ederek kültüründen asla taviz vermemiş, geleneklerini korumasını bilmişti. Bu çok büyük, çok sesli ve çok renkli makinalaşan dünya karşısında asla toprağına, ülkesine olan özleminden vazgeçmemişti.
Başkasının toprağında bir yabancı olmayı kabul edemiyordu. En büyük özlemi de çocukluğundan kalma gerillacılık olmuştu. Ülkesine dönüp ülkesinin, halkının bağımsızlığı için özgürlük savaşımını verme hayali günbegün artıyordu. Ailesinden bu uğurda bedel ödeyenler, şehit düşenler de vardı. Ve bunlardan da etkilenmişti. Özellikle ismini aldığı amcasının kızı Şehit Agirî onu çok etkilemişti. Şehit Agirî Botan’da savaşın en kızgın olduğu dönemde kahramanca savaşarak fedaice şehit düşmüştü. Ve Agirî yoldaş da ismini alarak sahiplendiği mirasını onun yolunda giderek büyütmek istiyordu. Ülkeye ülkesinin bir askeri olarak dönme kararını alan Agirî yoldaş uluslar arası komplonun yarattığı öfke dolu yüreğiyle 1999 yılında dağlara gelir. Burada bir çok özlemini hayalini gerçekleştirebilmişti. Çok moralli ve fedakar bir katılımı olan Agirî yoldaş yaşamdaki hesapsızca katılımıyla ortamda sevilen biri olmuştu. Bir süre geçtikten sonra Agirî yoldaş bu sefer de Kuzey topraklarının özlemiyle Kuzey’e gidiş önerisi yapar. Büyük dayatmalar sonucu önerisinin kabul edilmesiyle Dersim’e gitme kararı çıkar. Agirî yoldaş için Dersim’e gidiş tarif edilemez anlamlar ve mutlulukları ifade etmektedir. Her şeyden önemlisi Kuzey toprakları ve halkına karşı yaşadığı özlem çok büyüktü ve daha güçlü bir savaşçı bir gerilla olmak istiyordu. Dersim’e gidişi onun için iyi bir imkan yaratmıştı. Dersim’i hep asi coğrafyasındaki güzellikleri ve tarihinden gelen isyanlarıyla duymuştu. Bu özlemleriyle Dersim’e yolculuğunu başlar. Kolay değildi. Yaklaşık iki ayı aşkın bir süre sürekli yürüyerek Dersim’e ulaşacaklardı. Her şeyi göze almıştı. Ve kendi gücüne, iradesine güvenerek bu kararı almıştı. Yol boyunca Agirî yoldaş zorlanmalarına karşı kendisini zorlayarak yürüyüşünü tamamlamaya çalışır. Kürdistan’ın bir çok yerini görüp tanımak kadar doğanın güzelliklerine de tanık oluyordu. Bunun da coşkusuyla yürüyüşünü sürdüren Agirî yoldaş Botan alanında Besta’da Herekol eteklerini görme şansını da yakalamıştı. Burası Şehit Agirî’nin şehit düştüğü yerdi ve o tam şehit düştüğü yerden bir taş alıp koynunda saklayarak yürüyüşüne devam etmişti.
Agirî yoldaş Şehit Mahir’in grubunda Dersim’e gitmişti. Ve grup büyük bir talihsizlik sonucunda Batman-Beşiri’de çatışmaya girmişti. Çatışmada 7 şehit vermişlerdi. Çatışma esnasında ise Agirî yoldaş, çocukluğundan beri taşıdığı kin ve öfkeyle tekrar dolmuş, düşmanıyla yüz yüze gelirken soğuk kanlılığını ve moralini kaybetmeden çatışmayı atlatmıştı.
Çatışmanın sonlarına doğru düşmanın üzerine gelmesi ardından başına küçük bir parça yemiş, bunu arkadaşlara hissettirmemiş ve yanındaki arkadaşın elini tutarak çatışmayı geçmişlerdi. Arkalarında verdikleri şehitlerle yollarına devam etmişlerdi. Şehit düşen arkadaşların Dersim’e yönelik amaçları, özlemleri, hayalleri vardı. O da bunları Dersim’e taşımayı ve Dersim’e ulaşmayı şehitler karşısında kendisine bir görev bilerek azimle yoluna devam etmişti. Çatışmanın ve kayıpların yarattığı etkiye rağmen yürümesini bilmiş ve Dersim’e ulaşmıştı. Ve Agirî yoldaş Dersim’e ulaştığında kabına sığmaz bir coşku ve moral yaşıyordu. Amacına ulaşmanın coşkusuydu onunkisi. Gözlerinde yaşadığı duygular hep okunuyordu. Anlık daralmalarıyla, geçici tepkileriyle tanıdığımız kapalı bir kişiliğin sahibi olan Agirî yoldaş çok değişmeye başlamıştı. Ortamda çok açılmış, moral alıp veren biri olmuştu. Bütün görevlere büyük bir istekle gidiyor ve yanındaki arkadaşları olumlu bir şekilde etkiliyordu. Agirî yoldaş Dersim’in simasını sormuştu ve ulaşmıştı hasret topraklara. O da kısa süreli de olsa emek harcamıştı, bu dağlarda. Ve alnının teriyle sulamıştı topraklarını. Sularından bile içerken tüm yorgunluğunu bir kenara bırakarak dağların zirvelerinde dolaşmıştı. Kendisini güçlü katıp çabuk adapte olmaya çalışıyordu. Ama maalesef kısa süreli oldu, bu buluşması. Özlemlerini sığdıramamıştı bu kısacık süreye. Büyük iddialar ve inançla dolu Agirî yoldaşı talihsizlik görev başında yakalamıştı.
Gerilla için yaşamın temel kuralı savaşmaktı. Her şeyiyle savaş halinde olarak yaşam sürdürülüp kazanılıyordu. Ve özellikle bir kadının en büyük savaşımı koşulların zorlukları karşısında ayakta durmayla başlıyordu. Agiri yoldaş da bu savaşı sürekli vermişti. Yol sürecinde, fiziksel zorlanmalarına ve zor koşullara adapte olmayla başlamıştı ve Dersim’de de devam ettirmişti.
Karın toprağa düştüğü ilk günlerde Agirî yoldaşı almıştı, toprak. Görev dönüşü hava koşularına rağmen zorlanmasını aşmak isteyen Agirî yoldaş ayağının kayması sonucu uçurumdan düşmüştü. Düştüğü yer Dersim tarihinde 1938’de TC’nin baskılarına ve teslimiyete çağrılarına karşı genç kızların ve kadınların bedenlerini uçurumlara attıkları direniş yeriydi. Dersimli genç kızların düşmana karşı tek varlıkları olan bedenleriyle el ele tutuşarak İçsos vadisindeki kayalıklardan attıkları mekanda şahadete ulaşmıştı, Agirî yoldaş. Bu vadiler, bu kayalar bu yüzden yabancı değildi, genç kızların ölü bedenlerine. Agirî yoldaş, Akvanus’taki kayalıklardan düşmesi ardından bir haftalık sergilediği direnme ardından şahadete ulaşmıştı. Yaşama umudunu hep koruduğundan olsa gerek bilincini açık olarak direnişini sürdürmüştü. Agirî yoldaş mekansal olduğu kadar zamansal olarak da anlamlı bir şahadete ulaşmıştı. Aynı anda içlerinden biri düşmana kaçmıştı ve teslim olmuştu. Agirî yoldaş özgürlüğe olan güçlü iradesi ile yaşama savaşını verirken, diğer yandan yaşanan teslimiyet ile aslında önemli bir yaşam tercihini yapmıştı. Akvanus vadisi yine Agirî yoldaş şahsında özgürleşme iddiasında yaşanan direnişe ve teslimiyete tanık olmuştu. Ve bizler de, iki çizginin aynı mekanda yaşanan diyalektiğe gerçekliğe tanıklık etmiştik.
Agirî yoldaş, Şehit Mahir’in grubunun içinde en şanslısıydı. Çünkü Dersim’e ulaşmıştı ve Dersim topraklarında şahadete ulaşmıştı.
Agirî yoldaş! Başlayan bir sonbahar ile beraber senin bedenini de dökülen yaprakların altında gömerken anılarında bıraktığın mirasının taşıyıcısı olacağımızın sözünü veriyoruz.
Senin şahsında tüm şehitlere bağlılık yeminimizi yineliyoruz.

 

Devrimci Selam ve Saygılar
Dersim YJA STAR Gücü
 

 

 

APOCU FEDAİ OLMANIN ZAMANI GELDİ

Kod ismi Agiri, düzendeki adı Leyla’dır. Ayrıyeten arkadaş yeni örgüte katılım sağladığında ismini Dirok yapmıştı. Katılmadan önce ’95 yılına kadar Mardin’de yaşıyordu. Ailesinin yurtsever olması düşmanın yönelmesine neden olurken bundan kaynaklı olarak ailesi ile birlikte Avrupa’ya gitmişlerdir. Avrupa’ya geldikten sonra arkadaşlarla tanıştı. ’97 yılında benim arkadaşla ilişkilerim gelişti. Cephe çalışanı olarak kadın çalışmalarına katılımı gerçekleşti. Yürüttüğü çalışmalar sonrasında örgüte katılım kararını verdi. Bir devre eğitim gördükten sonra kadro olarak faaliyetlerde yer aldı. Avrupa’nın genel sistemini yine dil bilmeyişi onu zorlamaktaydı. Ancak halk tarafından sevilen yönü Kürdistan’da kazanmış olduğu halkçı karakteriydi. ’99 yılında çok büyük bir zorlanmayı yaşadı. Bu süreçte kadroların kaçışı, tarz anlamında kendini esas alan yaklaşımların gelişmesi bir kesim arkadaşta da örgütten anladığı kadar uygulama yaklaşımının ortamına anlam vermekte güçlük çekiyor. Bu süreçte Agiri arkadaşın da içinde bulunduğu bir grup olarak bir eyalette yer alıyorduk. Sadece duygusallıkla da sınırlı olsa kendi içimizde yaratmış olduğumuz bağlılık, kendimizi toparlamımıza neden olurken, aynı zamanda birbirimize sürekli güç verme çabalarımızı sürdürüyorduk. Dirok arkadaşın kadın tarihine ilişkin arayışları çok derindi. Bunun için ismini Dirok yapmıştı. Agiri arkadaşın şahadetini duyunca Agiri arkadaşa çok bağlı olduğu için onun ismini almıştı. Bu ismi almanın onun için çok ağır geldiğini de belirtiyorduk. “Son ana kadar ve kanımın son damlasına kadar da şehitlere cevap olacağım” demişti. Önderliğin tutuklanmasından sonra omuzlarımıza ağır görevler yüklendiğinin bilincine varmıştık. Faaliyetlerde ne kadar çabalarımız olsa da bize yeterli gelmiyordu. Grup olarak şunu ifade ediyorduk. “Apocu fedaileşme zamanı geldi.” Ülkeye gitmek için kendimizi dayatıyorduk. Grupta ülkeye gelme kararını ilk ben vermiştim. Zaman araya girmeden diğer arkadaşlar da kararlarını verdiler. Grup olarak verdiğimiz karar bize moral veriyordu. Bu grupta ilk olarak ben ve başk bir arkadaş Avrupa’dan ayrıldık. Botan’da buluşmanın sözüyle ayrıldık. Özellikle Botan’I seçmemizin nedeni büyük komutan Agit yoldaşın Botan’daki şahadetiydi. Ülkeye dönüşte grupta son gelenlerin biz olduğunu öğrendik. Grup olarak birbirimizden büyük bir moral aldık. Ülkeye gelince fedai çalışmasının olduğunu öğrendik ve fedailere katılmayı önerdik. Feadi çalışmalarına katıldık. Yoğun çatışmalar yaşadık. Adeta hayal kırıklığına uğradık. Grubumuzda her arkadaş ayrı bir bölükte yer alıyordu. Ben ve Agiri arkadaş birbirimize yakındık. Agiri arkadaş gerilla ile bütünleşmekte zorlanmadı ve önceki süreçlerde çok çelişen bir gerilla duruşunun olduğunu belirtiyordu. Grup olarak birbirimizin gelişimini sürekli takip ediyor, yapılan toplantılarda görüşüyorduk. Önderlik çizgisini güçlü savunma konusunda birbirimizi uyarıp eleştiriler yapıyorduk. Bunlarla paralel olarak kabullenmediğimiz tarzlarla mücadele edip onların sonunun ihanetle bitmesi, yönetim de olsalar yanlış tarzlarını açığa çıkardı. Agiri arkadaşın önderliğe bağlılığı sürekli bu tarzlarla mücadele içinde olmasını getiriyordu. O süreçte fedailerin dağılmasıyla bizim grup da dağılmıştı. Hep kendi aramızdaki yoldaşlığı arıyorduk. Aynı dönemde hamle savaşları başladı, üç arkadaş şehit düştü. Bizim üzerimizde yoğun bir etkisi olmuştu. Hamleden sonra Kendal, Agiri ve ben kalmıştık. Ben Kandil’de kaldım, Kendal arkadaş Botan’a geçti, Agiri arkadaş ise Kani Cenge alanına geçmişti. Agiri arkadaşı en son 2003 yılında görmüştüm. Agiri arkadaşla hastanede dergilere bakarken Kendal arkadaşın şahadetini öğrendik. Kısa bir yazı vardı. Kendal arkadaşın günlüğünden alıntı yapılmıştı. “Gidenler değil, kalanlar acı çekerler.” Bu dönemde ben özel kuvvetler için Agiri arkadaş da Dersim’e önerisini yapmıştı. Kısa bir süre sonra buluştuk. İkimizin önerisi de kabul görmüştü. İkimizin amacımıza yakınlaşması bize moral veriyordu. Tartışmalarımız derinleşiyordu. Bizim yeni bir başlangıç yapmamız gerekiyordu. Agiri arkadaşın en çok üzüldüğü grup olarak Botan’da buluşamamamızdı. Bu nedenle “Hepinizin yerine ben Kürdistan’I kucaklayacağım, ama kollarım tüm ülkeyi kucaklamak için yetmiyor” diyordu. Ayrılık zamanları hatta saatleri yakınlaşmıştı. “Kuzeye yakınlaştıkça Önderliğe yakınlaşacağım sen de fedailikte Önderliğin fedaisi olacaksın” diyordu. Önemli olan fiziksel ayrılık değil ruhsal birlikteliklerdir diyordu. Son ayrılışımızda bana bunları söylemişti. “Benim resmimi dergide gördüğünde yaşlı gözlerle, yaralı bir yürekle değil, gülen bir yüzle karşılamalısın” demişti. Şehitlerin isminin yazıldığı listeler geldiğinde en sevdiğim bir insanın şehit düştüğünü hissetmiştim. İlk isimler arasında Agiri arkadaşın ismini görmüştüm. Çok derinden etkilensem de sana verdiğim sözün bir gereği olarak gözyaşlarımı yüreğime akıttım. Sabahtan akşama kadar şok anlarını yaşıyordum. Girdiğimiz eğitim parti tarihini işliyordu. Gözyaşlarımı yüreğime akıttıkça öfkem güçleniyordu. Bundan sonra tek amacımız, çabalarımı şehitler ve önderlik için yoğunlaştırmak olacaktır. Size cevap olmak için Apocu militan kişiliğe ulaşmak sonsuz çabalarımın zirvesi olacaktır.
En son da belirteceğim şudur; Cevabım pratiğim olacaktır.

 

Silah Arkadaşı

Geri <<< | >>> İleri

 
HPG (Halk Savunma Güçleri) Resmi Sitesidir.
HPG-BİM tarafından yapılmıştır.
HPG Online © 2003 - 2006 Tüm hakları saklıdır.