Main Menu
Anasayfa
Şehitlerimiz
Şehitler Albümü
Şehit Künyeleri
 
 

2003 ŞEHİTLERİ YENİ DÖNEMDE APOCU RUHUN MEŞRU SAVUNMA ÇİZGİSİNDEKİ TEZAHÜRÜDÜR!

AGIR - MUSTAFA POLAT

AGİRÎN - LEYLA DİLEK

AGİT - BAKIR ÖZDEMİR

ANDOK - İSKAN TAŞ

BAGOK - SİNAN YILDIRIM

CENG (CAN) - BARIŞ ŞENOL

CUDİ - MEHMET UĞUR

ÇAYAN - BEDİRHAN BELLİER

DEŞTİ - KEMAL YAKLAV

DİROK - MERYEM ŞEXO

DOĞAN - MENAN HÜSO

ERDAL - ENGİN SİNCER

FERHAT - RAMAN DOĞAN

FIRAT  - TUNCER POLAT

HÜSEYİN - HASAN ERTUĞRUL

İSA - EROL BUL

KAHRAMAN - FEYİZ EBUZEYD

KAMURAN - HAŞİM BİTİK

MAHİR - ŞERİF YALÇIN

MAHMUT - DERVİŞ SİNO

METİN - ATİF URUK

MUNZUR - CAHİT DAĞTEKİN

MUNZUR - HÜSEYİN GÜL

NEMRUT - KENAN FIRAT

ROJHAT - MUSTAFA GÖK

RUBAR - İSMAİL ALTÜRK

SERVER - NURETTİN DOĞRU

SİPAN - VEDAT MERT

ŞAHİN - KEMAL PURMEND

ŞERVAN - DENİZ YANAT

ŞEVGER - HALİL ALÖKMEN

ŞEVGER - YAŞAR AYKAL

ŞİYAR - AHMET AKSU

XELAT- XEVRAMAN ALİ

XEMGİN - ÇETİN KAÇAK

ZAĞROS - ENGİN ÇINAR 

ZINAR - İBRAHİM KILIÇ  

Kod Adı: DOĞAN
Adı Soyadı: MENAN HÜSO
Doğum Tarihi-Yeri: 1981 / AFRİN
Anne-Baba Adı: ŞAHYAZE – HALIT REŞİT
Katılım Tarihi: 1999 / HALEP
Şahadet Tarihi:
19 KASIM BİNGÖL
KIZILAĞAÇ

Geri <<< | >>> İleri


“Umudun
gölgesinde yaşayan
insan
umudunu yitirme
bir gün doğacak
elbette güneşin
gözün hep şafakta
doğacak olan
umudun
güneşinde olsun!..”

 

Doğan yoldaş 1981 yılında Küçük Güney’in Halep kentinde dünyaya geldi. Şairin “Yağmurlu bir günde doğdum anamdan/ Gökler ağlıyordu ben doğdum diye” dizelerinde olduğu gibi, şansızlıklar bir türlü yakasını bırakmadı. Daha çok küçükken, anne sıcaklığına sevgisine muhtaçken annesi ölür ve öksüz büyür. Bu durum onda yağmur yiyen saçakların altına sığınan güvercinlerinkine benzer bir ruh hali yaratmıştı. Bu onu içine kapatmıştı. Bir süre sonra babası ikinci defa evlenir ve Doğan yoldaşa üvey anne getirilir. Daha çok küçük yaşta olmasına rağmen üvey annesi ile yıldızları barışmadığı gibi sürekli tepki duyar. Bu durum giderek onu aileden uzaklaştırdı. O yaşına rağmen eve geç geliyor, bazı gecelerde hiç gelmiyordu. Aslında ailesinin durumu iyiydi. Geniş ve verimli arazileri vardı. Topraklarının çoğunu kiraya veriyorlardı. Ancak yaşadığı aile çelişkilerinden dolayı tarlaya gidip çalışmak istemez. Yaşadığı sorun ve sıkıntılardan dolayı ruhta aileden kopar. Ekonomik ve fiziki olarak da kopmak ister ancak yaşı henüz küçüktür. Gidecek fazla yeri yoktur. Orman kanunlarının geçerli olduğu büyük balığın küçük balığı yuttuğu bu ortamda bir canavar tarafından yutulmasına yol açar. Bilinmezliğin içinde eriyip yok olmak istemez. Pusulası rotası kaptanı belli olmayan, hangi limana uğrayacağı belli olmayan bir gemiye binmek istemez. Kısaca meçhulden geldim, yine gideceğim meçhule demez. Aile ve toplum çelişkilerini böylesine şiddetli ve derinden yaşar ancak tüm bunlara rağmen yaşam sevincini yitirmez. Yaşama güçlü bağlarla bağlıdır.
Babası Doğan arkadaşı okula göndermek ister, ancak Doğan arkadaşın babasının annesinden sonra başka bir kadınla evlenmesine duyduğu tepkiden dolayı dediğini yapmaz ve okula gitmez. Kendi başına gidip bir terzinin yanında çırak olarak çalışmaya başlar. O yaşında olmasına rağmen kendisini kimseye muhtaç etmez. Emeğiyle, bileğinin hakkıyla alın teriyle kazanmak isterdi. Bu durumu onu küçük yaşta emekle tanıştırır. İşlerini temiz ve düzenli yapar. Onun bu yaklaşımları patronunun çok hoşuna gider ve onu çok sever. Çalışkanlığı, titizliği, saygılı ve ölçülülüğü çevre esnaf üzerinde de etki yapar ve onlar tarafından da sevilir. Ailesine babasına isyanı onda haksızlıkları kabul etmeme, yanlışlara karşı sessiz kalmama gibi bir özellik yaratır. Doğru bulduğu şeyleri yaparken yanlışlara anında tavır koyar.
İşine aşırı düşkündür, bir an önce tüm şeyleri öğrenmek ister. Bu yüzden bir saniyesini dahi boş geçirmez.
Her an ustasının eline bakıp bir an önce öğrenmek ister. Kısa bir süre sonra da öğrenir, artık bir kalfa olmuştur.
Çalışmak, çalışmak, daha fazla çalışmak ayakları üzerinde durmak ister. Bu durum onda büyük bir özgüven, özgüç yaratır. En zor işlerde bile başarma umut ve inancını yitirmez. Zorlukların büyüklüğü, inanç ve çabanın büyüklüğünü getirir. Zaten büyük kişilikler fırtınalı, dalgalı denizlerde belli olur. Doğan arkadaşın kişiliği de böyle fırtınalar içinde şekillendi. Bu durumlar Doğan arkadaşın kişiliğini oluşturur. Tavında dövülüp çelikleşen demir gibiydi.
Doğan arkadaş çok genç olmasına rağmen yaşından çok büyük bir olgunluğu taşır. Dışa karşı sessiz, içine kapanık ve oldukça mütevazıdır ancak içten içe kaynayan bir volkandı. Yaşam doluydu, büyük hayalleri vardı. Yüreğinde herkese, ama herkese yer vardı.
9 Ekim’le başlayıp 15 Şubat’ta sonuçlanan uluslar arası komplo hiçbir rihter ölçeğinin ölçemeyeceği bir deprem yarattı. Ruhta, duyguda, beyinde sarsıntılara yol açtı. Azgın dalgalarla boğuşan fındık kabuğuna dönmüştü herkes. Böylesi durumlarda her şey alt üst olur; beyinler karışır, pusulalar şaşar, yollar at izinin it izine karışması gibi karışır bulanıklaşır. Düşmeler, kaymalar, kopmalar alır başını gider. Geçici yol arkadaşları yollarını ayırırlar. Böylesi anlar, turnusol kağıdı gibi bir işlev görür. Herkesi herşeyi netleştirir.
Ancak Doğan arkadaş hayattan aldığı derin tecrübelerle yolunu şaşırmaz ve yönünü dağlara verir. Ve kendi şahsında komploya böyle cevap verir. Bir volkan gibi içinde biriken kin ve öfkesini kusmak ister. Böylesini zemheri soğuk ve kuzguni karanlık bir günü yaşatanlara yaşamı zehir etmek, ocaklarına incir suyu dökmek ister. Önderliğin “İçinde bağımsız yaşama hakkımızın olmadığı dünyayı başınıza yıkarız” tespitine yoğunlaşır, kilitlenir adeta. İntikam duygusu bir girdap gibi çeker içine onu.
Kandil’de Kani Şilan’da yeni savaşçılara eğitim veren okula katılır. Kendisini her yönüyle eğitime verir, oldukça derinleşir. Özellikle de askeri eğitime daha büyük bir merak ilgiyle yaklaşır. Burada güçlü çıkmanın ve sıcak savaş alanına kuzeye geçmenin hayalini kurar.
Temel eğtimleri devam ederken, Önderliğin mahkeme süreci başlar. Sonrasında yaşanan gelişmeler ikinci bir deprem etkisi yapar Doğan arkadaş üzerinde. Yaşanan hızlı gelişmelere bir türlü anlam veremez oldukça zorlanır. Depremden kurtulmanın ruh halini yaşar. Ancak ucuz ve basit şeylere de gitmek istemez, üstün körü ve yüzeysel yaklaşmaz. Çünkü yaşadığı çelişkiler yüzeyde değil çok derinlerdedir. Çelişkiler böylesi yoğun ve derin olduğuna göre çözümün de böylesine köklü olması gerekir. Bu yüzden spontane ve palyatif yaklaşımlar çözüm getirmedii gibi daha da zorlar kendisini.
Doğan arkadaş bir define arayışçısının sabır ve hassaslığıyla arayışlarını derinleştirerek sürdürür. Önderliğin İmralı mahkemesine sunduğu savunması gelip üzerinde eğitim yapılınca, tümden olmasa d kafasındaki kimi çelişkiler çözümlenir. En azından sıkışıklıktan çıkış yolu görülür. Savunma bir kıvılcım olur karanlık ve belirsiz ortama. “Şafak zifiri karanlıkta patlar” ve aydınlık o zaman başlar. İşte ilk savunma böyle bir işlev görür. Tüm beyinler zifiri kananlığı yaşadığı anda gelmiş ve patlayan şafağın aydınlığı getirmesi gibi aydınlığı getirmişti.
Temel eğitim bittiğinde yapılan düzenlemeler sırasında eski mesleği de göz önünde bulundurularak terzihaneye verilir. Terzihaneye verilmesi içinde bir burukluk yaratır. Çünkü kendisini savaşa, savaşın en ön cephesine hazırlamıştır. İçinden bu görevlendirmeyi kabul etmezse de, örgütün görelnedirmesine de sesini çıkarmaz ve tabi olur.
Çocukluğndan beri el attığı her işi en iyi, en temiz bir şekilde yapmak ister ve yapar. Bunu başarmak için de yoğun çaba harcar. “Madem parti beni buraya gönderdi, mutlaka bir bildiği vardır” diye düşünür ve görevine de öyle yaklaşır. Büyük bir sorumluluk duyar. İşini asla savsaklamaz. Bu özellikleri sayesinde kısa sürede terzihanede bulunan diğer yoldaşar tarafından da sevilir.
Partiye katıldıktan sonra okul okumamanın derin acısını yaşar. Okuma ve yaşması olmayan birisinin kör ve sağır olduğunu beirtir. İşlerten artan zamanını okuma yazma öğrenmeye verir. Büyük bir yoğunlaşma sağlar ve kısa sürede Kürtçe okuma yazmayı öğrenir. Artık dünyaya daha bir başka bakar. “İnek dağa bakınca yeşillik, insan bakınca farklı şey görür” diyerek kendindeki değişimi dile getirir. Yaklaşık iki yıl terzihanede çalışır. Emekçiliği, fedakarlığı, temiz iş yapması ve arkadaşlarıyla uyumlu çalışmak burada da ön palna çıkar.
Bu süreçte yerinin değiştirilmesi için partiye öneri yapar. Parti, önerisini yerinde bularak faaliyet alanını değiştirir. Terzihaneden asayişe gelir. Bir yıl daburada faaliyet yürütür.
Ancak bu görevler onu tatmin etmez. Her ne kadar bulunuğu faaliyet alanında tüm gücünü katsa da, ruhunda esen fırtınayı dindiremez. O bir denizdir. Dipten gelir dalgalar. Yüzeyde süt liman olsa da, derinde yaşananlar vardır. Bu dalgalar bazen büyüse de, yüzeyde hırçınlaşmazlar. Ruhunda bu fırtınayı hep hisseder, yaşar. Bu yüzden fırsat buldukça kırlara-bayırlara açılır, dağlara çıkar. Derin derin düşüncelere dalar. Duruşuna, yaklaşımlarına anlam yüklemeye çalışır. Anlamlı bir yaşamın nasıl olması gerektiği üzerinde derinleşir.
Önderliğin esaretinden sonra saflara katılmıştı Doğan yoldaş. Bu yüzden komploculara karşı büyük bir kin ve öfke doluydu. Komplonun devamının bir parçası olan Önderlik üzerinde tecritin yoğunlaşması üzerine askeri birliklere geçme önerisi yapar. Önresi üzerine asayişten askeri birliklere geçer. Askeri birliklere geçince amaçlarına önemli oranda ulaşmıştır. Artık kinini naslı kusacağının hesabını yapar. Bir kızıl şahinin avına yönelmesi gibi hedeflere nasıl yöneleceğini planlar. “Eğer başaramazsam, o şahin gibi ben de yaşamıma son vereceğim” diye düşünür. Bir süre Kandil’de taburlarda, askeri birliklerde eğitim görür. Bu eğitim üzerinde derinliğine yoğunlaşır. Zorlandığı noktalara yüklenir. Fiziğini buna uydurmaya çalışır.
2003 planlamasında bir grup arkadaşla birlikte Kuzey sahasına Dersim’e gitmesi kararlaştırılır. Doğan yoldaş, kararı duyduğunda yerinde duramaz. Dünyanın en büyük mutluluğunu yaşar. Gözlerin feri parlar, içi içine sığmaz. Civa gibi hareketlenir. Kelebek olup uçmak, çiçek çiçek koklamak ister.
Baharla birlikte yol koyulurlar. Yol uzundur ve ağır görevler onları beklemektedir. Sırtında çanta değil, sanki yeni yaşamı taşır. Bundan müthiş bir güç alır.
Hep su olmak istediğini belirtir. Su en kıraç toprakları yaşatır, can verir. Suyun kutsal olması da bundandır. İlk canlı burada oluşmuştur. Zaten bundan dolayı, havadan sonra yaşam için gerekli en önemli şeydir. Uzay araştırmalarında bile gezegenlerde yaşam belirtisi olarak su aranır. Su varsa hayat vardır.
Grup Serhat Eyaleti üzerinden Kuzey Kürdistan’a giriş yapar. Yolun çok büyük bir kesimini ciddi sorunlar yaşamadan atlatırlar. Artık hedef yakınlaşmışlardır. Şafağa yenilmeye başlamış gece gibidir kalan yolları. Şafak söktü sökecek; aydınlık doğdu doğacak. Gece karanlık ne kadar dirense de artık gücünü yitirmekte; aydınlık, sabah karanlık ve geceye galebe çalmakta. “Sen de ayak direnet bu karanlık gibi, aydınlık karşısında dağılıp gideceksin ey zulüm” der kendi kendine.
Geçtiği her alanı derin derin gözler. Gözlerini hep ufuzlara diker. Arayışlarını ufuktan başlatır. Ufuklar kazanılırsa, gerisi kolaydır. “Ufuklar senden yanaysa, kimse yakamaz seni” der kendi kendine. Efil efil esen melten bedeniyle saklambaş oynar adeta. Yorulup dermanı kalmamış halde bir meltem gibi gelir.
Hedefe, amaca yakınlaştıkça bir kuş gibi hafiflediğini hisseder. Yürümez artık, uçar adeta. İçi içine sığmaz. Sevinci mutluluğu güç ve enerji verir. Onun o ruh hali beraberindeki arkadaşlara da yansır. Bir mola yerinde yanındaki arkadaşlar; alnının çatısından vuracağım, ölmektense öldüreceğim. Benim anam ağlayacağına, onunki tatsın. İşte budur zafere yürüyenlerin türküsü…”
Açık mavi gökyüzü insanı kışkırtıyordu adeta. Hafif hafif esen akşamın serine yeri saçlarını tarıyordu. Cebinden tütün kesesini çıkardı, bir sigara sardı. Sigarasından derin derin nefesler çekti. Gözleri ufukta kızıllık oluşturarak botan güneşe kaydı. Kanat çırpmadan süzülen kuşlara baktı. Kuşlar, ufuklar, batan güneş muhteşem bir uyum ve denge çağlamıştı. En büyük ressam bile bu derece uyumlu çizemezdi bu kareyi. Belki mutluluğun resmi çizilebilirdi, ancak o andaki manzarın asla!…
Küçük bir ateş yakmışlardı. Mahmut arkadaş gecnin yorgunluğunu atmak için bir çayın iyi gideceğini iyi olacağını düşündüğünden, çay kaynatmakla uğraşır. Doğan yoldaş da yerden aldığı bir parça ağacı ateşe atar. Diğer yoldaşlar da ateşin çevresinde çember oluşturmuşlardı. Mahmut arkadaş kısa sürede çayı demleyip, arkadaşlara dağıtmıştı. Çayını yudumlayan Doğan arkadaş; biz ki el tetikte karşıladık güneşin doğuşunu ve saçlarına çiy taneleri düşerdi. Bazen yüreğimize gömer bazen de gökyüzünde kalan son yıldıza sunardık e otururken şehitlerin başında yağan yağmuru gözyaşlarımızda salkardık, yüreğimizde olsa da acı nefret ve burukluk yüzümüze nakşolur tebessümle sevinçler…” diye düşünür.
Hava açık, gökyüzü süt limandı. Yıldızlar bir yanıp bir sönüyor, göz kırpıyorlardı. İlerleyen saatlerde hava hafif soğumuştu. Çantalarını kafalarının altına alraka toprağa uzanıp gözlerini kapattılar.
İsa arkadaşın dürdüklemesiyle irkilerek uyandı Doğan arkadaş. “Arkadaşlar etrafımız kuşatılmış. Kendimizi yaman bir çatışmaya hazırlamalıyız…” dedikten sonra yoldaşlarını ikişer ikişer mevzilendirdi. Tüm yoldaşlar birbirleriyle gözleriyle vedalaştılar. Hiç bir kelimenin, sözün ifade edemeyeceği gerçeği, gözler veriyordu ele. Kalbin derinliklerinde olan şeyler gözlere yansır. Gözler kalbin aynsı ve dolaysız anlatımlarıdır. Bu yüzden gözler yalan söylemez denir.
Şafağın sökmesiyle beraber üzerlerine yağmur gibi kurşun yağar. Kan ve barut kokusu kaplar ortalığı. Kıyasıya bir direniş başlar. 13 gerilla üzerine binlerce asker gelir. Her türlü silahlar kullanılır. Çatşıma öğlene kadar devam eder. Buna rağmen, gerillalara fazla zarar veremezler. Doğan’la Mahmut arkadaş aynı mevzideler. Yoğun ateşler sonucunda Mahmut yoldaş vurularak şehit düşer. Mahmut yoldaşın vurulması, Doğan’I çok etkiler. Çığlık atar. Silahını alarak düşman mevzisine yönelir. Bir yandan slogan atar bir yandan da çatışır.
Sabahın kurşun seslerine karışırdı sloganlarınız. Bir kaç adım atmadan bedenine saplanır yağlı kurşunlardan birisi. Önce tökzler sendeler, ancak düşmez, sloganlarını kesmez. Yağmur gibi kurşunlar üzerine yağmaya devam eder. Kurşunlar bedenine saplandıkça dizlerinde derman kalmaz ve yere yığılır.
“Biji Serok APO” sloganıyla şehitler kervanına katılır.
Helikopterler de katılırlar çatışmaya. Çatışma uzadıkça düşman azgınlaşır, hırçınlaşır. Bir an önce sonuç almak ister. Çatışmanın uzayıp geceye ulaşması, askerler hiç de iyi olmayacağını bilir. Bu yüzden yüklendikçe yüklenir. Kesin sonuç alınamayınca kimyasal silahlar kullanılır. Çatışma sona erdiğinde Doğan ve 12 yoldaş yaşamını yitirir.

Bir türküdür Erzurum’da 13’ler
İsyana çağrı
Güzelliğe davet…

Senin şahsında tüm şehitlerimize söz veriyoruz, silahlarımızı elimize alıp, kara namlusuna baktıkça sizleri anacağız. Güneşin batışında ufukta yaratılan kızıllığı ve kanat çırpmadan süzülen kuşları gördükçe sizleri hatırlayacağız.
Çünkü sizler Fırat kadar hırçın, Ağrı dağı kadar yüce bir menekşe kadar güzelsiniz. Sizler dünümüz, bugünümüz ve geleceğimizsiniz. Yaşam ağacını yeşerten abu hayat suyusunuz. Hayat veriyorsunuz.
Sizler onurumuzsunuz. Onurumuzu çiğnetmeyeceğiz.
 

Silah Arkadaşı
  

Geri <<< | >>> İleri

 
HPG (Halk Savunma Güçleri) Resmi Sitesidir.
HPG-BİM tarafından yapılmıştır.
HPG Online © 2003 - 2006 Tüm hakları saklıdır.