Main Menu
Anasayfa
Şehitlerimiz
Şehitler Albümü
Şehit Künyeleri
 
 

2003 ŞEHİTLERİ YENİ DÖNEMDE APOCU RUHUN MEŞRU SAVUNMA ÇİZGİSİNDEKİ TEZAHÜRÜDÜR!

AGIR - MUSTAFA POLAT

AGİRÎN - LEYLA DİLEK

AGİT - BAKIR ÖZDEMİR

ANDOK - İSKAN TAŞ

BAGOK - SİNAN YILDIRIM

CENG (CAN) - BARIŞ ŞENOL

CUDİ - MEHMET UĞUR

ÇAYAN - BEDİRHAN BELLİER

DEŞTİ - KEMAL YAKLAV

DİROK - MERYEM ŞEXO

DOĞAN - MENAN HÜSO

ERDAL - ENGİN SİNCER

FERHAT - RAMAN DOĞAN

FIRAT  - TUNCER POLAT

HÜSEYİN - HASAN ERTUĞRUL

İSA - EROL BUL

KAHRAMAN - FEYİZ EBUZEYD

KAMURAN - HAŞİM BİTİK

MAHİR - ŞERİF YALÇIN

MAHMUT - DERVİŞ SİNO

METİN - ATİF URUK

MUNZUR - CAHİT DAĞTEKİN

MUNZUR - HÜSEYİN GÜL

NEMRUT - KENAN FIRAT

ROJHAT - MUSTAFA GÖK

RUBAR - İSMAİL ALTÜRK

SERVER - NURETTİN DOĞRU

SİPAN - VEDAT MERT

ŞAHİN - KEMAL PURMEND

ŞERVAN - DENİZ YANAT

ŞEVGER - HALİL ALÖKMEN

ŞEVGER - YAŞAR AYKAL

ŞİYAR - AHMET AKSU

XELAT- XEVRAMAN ALİ

XEMGİN - ÇETİN KAÇAK

ZAĞROS - ENGİN ÇINAR 

ZINAR - İBRAHİM KILIÇ  

Kod Adı: DEŞTİ
Adı Soyadı: KEMAL YAKLAV
Doğum Tarihi-Yeri: 1972 / MAZIDAĞI
Anne-Baba Adı: SULTAN - MEHMET
Katılım Tarihi: 1991 / KAFKASYA
Şahadet Tarihi:
29 NİSAN BATMAN
RAMAN

Geri <<< | >>> İleri

 
DEŞTİ HEVAL, CAN YOLDAŞIM....


Dün yedi haziran Gulan yoldaşın şahadet yıldönümünde aralarında kaldığın yoldaşlarının arasına girdim. Kalıcı izler bırakmak ne güzel bir şey bilir misin? Hepsi Deşti deyince benden saklamakta güçlük çektikleri bir güçlük çektikleri derin hüznü yaşıyorlardı. Hepsi senden birer parça gibiydi. Tek tek yüzlerine baktım yüzlerine. Kiminde gülümseyen yüzünü, kiminde çocuksu yanını, kiminde Agitleşen olgunluğunu gördüm. Top oynarken kaleci olmanı ne çok isterlerdi değil mi? hatırlarsın turnuvalarda birinciliği alırken o mütevazı onurun nasıl da acemice dışa vurulurdu. Sadece topta değil her yerde gözü pek ve yürekliydin.
Hatırlarım, evde de öyleydin. Serhildanların bastırıldığı, sinmişliğin kol gezdiği bir ortamda sen yine başın dik, onurunla yürümeyi başarıyordun. O kentte yalnız sen hevallerle ilişkideydin. Çekik gözlerinde uslanmayan, hiç kaçmayan o azim nedense hep kalmayı başarmıştı. İşte bu yüzden yaşam hırsızları ne kadar bıkarlarsa da sen zindanlara girip tekrar başladığın yerden devam etmeye bıkmıyordun. Hep tekrarı sahnelenen senaryonun özünü kararlılığın doğal rengi olan direniş ismi oluşturuyordu. Ve onlar çaresiz olarak seni özgürlüğünle baş başa bırakırken sen yine gizli gizli sokaklara dalar şehitlerin ailelerini, gerilla analarını ziyaret edip mücadeleyi aşılardın. Çünkü senin ateşten kitapların, ışıktan sözlerin ve namelerden çarpan yüreğin vardı. Ve herkes korkularını yenerek seninle Kürdistan tadında sıcak sohbetlere girerdi. Çocukça yüreğin dervişin sabrı ve özgürlüğün aşkıyla ardın sıra koşuyor, kimselerin avucuna sığmaz fırtınalı bir yürüyüşteydin. Hep uzağındakini arar ve ona ulaşmada çitleri kırma yürekliliğindeydin. Karşılaştığın her zorluk seni daha çok yapmaya ve başarıya kamçılıyordu.
Anımsarsın değil mi? seni dağlara yani gerçek sevdana getirmeyen hevalllerle arandaki tartışmalarını. Onlar ille de burada bize gereklisin derken sen ille de dağlar diyordun. Sonra da sen hükmü veren öncülerin önünde boynun kıldan ince olarak yüreğin buruk bir biçimde kendi köşene çekilirdin. “Tamam belli bir süre kalır çalışırım ama en yakın zamanda çıkmalıyım” diyordun. Artık yüreğinin ırmakları bir çağlayan, bir bahar seli gibi akıyordu. Nihayetinde ‘98’de evden çıkış yaparken bu sefer bağrında babanın işkenceden sonra şahadetini ve sürgün olmuş kardeşlerinin yeni yaranın izleri de halkının acılarına eklenmişti. Bu sefer intikamla daha çok yüklü olarak gelmiştin. İlk uğrak yer Rusya idi. En çok hayal ettiğin önderliğin yanına gitme gündemdeyken o zaman uluslar arası komplonun ön günleri yaşanıyordu. O zaman hemen dağlara kavuşup orada mücadeleye akmak için ne kadar da sabırsızlanmıştın.
Hani bana en belirgin özelliğin ne idi diye sorsalar onun mücadeleci kişiliği, mücadeleye olan doyumsuz yoldaşlığıydı derim. Mücadele adeta senin özünde yoğrulmuştu. Senden bir parça senin bir tanımın gibiydi. Ve mücadelenin yoğunlaşmış biçimi olan fedailik yolu ilk ve vazgeçilmez bir tercihin olmuştu. Orada da tartışmalarınla katılımınla, fedakarlığınla yine kesintisiz ve tavizsiz tavırlarınla yine mücadeleden bir parçaydın. Bütün yüz hatlarına ve davranışlarına militanlığın örneği çizilmişti. Çünkü sen yaşamı derinliğine hissederdin. Onun acısını, sevincini yaşadığın kadar anlamlı, kavgasına girişmekten de çekinmezdin. Güzel bir yaşam istemi ucuzluğunda değil, bu yaşamın bizzat kendisinde, pratiğinde an be an yaratılması esastı. Yani bir anlamda güneşe ulaşma hayali yerine güneşten çıkan bir ışın olma amacın vardı. Böylece hem güneşin gerçek özüyle bütünleşir hem de o ışınla karanlık kuytuları aydınlatırdın.
Evet yoldaş; başkalarını yenen insan güçlüdür ama kendi kendini yenen ise kahramandır demişler. Ve kahramanlık bir kimliğin olarak yaşantının ayrıntılarında gizliydi. Güzelliği hep yaşamında görüntülemen bir gelişim sınırlarını zorlamış,kendini aşmış olmanın ifadesiydi. Anlamın sırrını çözen, derinliği okuyan gözlerin olduktan sonra seni kim tutabilirdi ki? Hangi engeller seni sınırlardı?
Ve işte zamanı gelmişti. Artık buralardan gitmek, sıcak savaşın o gizemli kalbine, Botan’a gitmek arzusuyla dolup taşmıştın. “Özel kuvvetlerden çok şey aldım, gidip kendimi denemek, gücümü sınamak istiyorum” diyordun. Ateşten yanan yüreğin pratik içinde dövülüp çelikleşmek için sabırsızlanıyordun. Ondandır ki hemen gitmek diyordun. Yine eskiden olduğu gibi hep uzağındakini arar ve ona ulaşmada çitleri kırma hırsı bileniyordu. Ve hep yeni ütopyalar yaratarak sonsuzluğa kanat çırpma...
Hayallerin büyüktü yoldaş. Zaten her insan kendi hayallerinin çapı kadar gelişmez miydi? Aileden şehitleriniz çok var denilse de hayallerin bunu geçmesinin yolunu bilirdi elbet. Israrın ve keskin kararlılığın buna yeterdi elbet. Sen gördüğümde tepeden tırnağa hazır, mücadele aşkıyla donanmıştın. “Bir daha görüşmezsek de selam söyle yoldaşlara ve bizim oralara” demiştin ama mutlaka görüşeceğiz diye eklemiştin. Ve öylece temiz özle gidiyor dağları aşıp gözden kayboluyordun. Aslında gitmek senin için eylemin bir biçimiydi. Sıcak ruhun daha fazla kalmayı istemiyordu. Bu gerçeklerle yüzleşmek daha doğrusu kirlenen yüreğin yaşam hırslarıyla yakın mesafede yüzleşmek intikamını sıcağı sıcağına almak istiyordun. Bu gözü karalık derecesindeki sıcaklığın bundandı. Durmayı yerinde saymayı ihanet olarak bilirdin. Yaşam ustamızı anlamak, akıp giden zamandan yararlanmak ve zamanı hissedip cevap olmak tek yaşam gerekçendi. Biliyordun ki “Eylem yoksa anlama da yoktur” ve bu düşünce yoğunluğuyla gözden kayboldun. Sonra haberini aldım. Orada eğitim çalışmalarına katılımınla, coşkunla, dinmez enerjinle yaşam öncüsü olmaya devam ediyordun. En son cepheci bir gurup içinde çalışıyordun. Ne tesadüf ki ağabeyin Kemal Çiya’yı da cepheci, aynı eyalette çalışıyorken ayın şeyleri yaşamıştı. Kader sizleri birleştirdi mi diyeyim bilemiyorum. Yoksa aynı şahadet biçimi mümkün müydü?
Evet heval Kemal’de sığınakta ihbar sonucu soylu direnişiyle şahadete ulaşmıştı. Aradan dört yıl geçmiş ve aynı mekanda onunla buluşmaya can atar gibiydin. Çünkü hatırlarım “Yoldaş yoldaşını yalnız koyar mı? Bir şahin gibi İmralı’ya göçerken beni yanına almayı düşünmedin mi? ” diye yüreğini mısralamıştın. İşte o an gelmişti ve duygular ve düşünceler ve canlar kuşatmadayken fedailiğin özü yine bilenmiş, o varlığın gerekçesi olan direniş sloganını haykırıyordun.
 

Silah Arkadaşı

 

Deşti Arkadaşın Şiiri

AH BE YOLDAŞ...

Ah be Kemal yoldaş
Hani söylemiştik ya
5 mayıs ‘91’de
ve de seninle en son görüşmemizde
Seni sana anlatmak istiyorum yoldaş
Ama önce sitem ediyorum
Hani beni de alacaktın yoldaş
Yoldaş yoldaşını yalnız koyar mı?
Sen İmralı’ya bir şahin gibi uçtun!
Bilmez misin uçmak isteyen binlerce şahini?
Bilirsin yoldaş, bilirsin
Onun için bizden önce kondun,
Kondun ki
Bana, bize çağrın olsun
Hani sözleşmiştik ya yoldaş
Her yere beraber uçup konacaktık
Kara olan suyunu kızıla çalacağımıza
Damla damla kanımızla kara olan adını
Kızıla yazdıracağımıza
O kölelik ve ihanette direttikçe
Bizim de kızıl kanımızla
Toprağın özgürlüğünü yazdıracağımıza
Hani sözleşmiştik ya yoldaş
Çemê reş, Çemê sor olacak diye
Hep beraber halaya duracağız diye
Oldu be yoldaş,
Seninle bir yiğidi daha oldu Çemê sor’un

Bugün bu yiğidi duyduğumda ve andığımda
Bir damla göz yaşı ile
Zağrosun eteklerinde
Yüreğimin ta derinliklerinde andım


10.11.1999
Deşti

ÖLÜM ANI YAKIN

Belki ölüm anı yakın
Ya bu gece, ya yarın
Ala korkarak değil
Sevinçle gideriz buralardan
Ardımızda özgürlüğü,
İnsanlığı bırakarak
Özgürlük güneşimize uzanarak...

15.11.1999
Deşti

   Zarokên Welatêmin

Zarokê Welatêmin pêtek jî agîrin
Kî kû dest dirêjî welatê agir bike
Bi geşbuna pêtên agır yê bişewîte
Agir ku xwe gihandîye çavkanîya xwe
Kî kû bixwaze roja me tarî bike
Ki kû dixwaze agir
Ji çavkanîya wî dur bixe
Zarokên welatêmin
E ber bi roja xwe biçin

Deşti
 

Bu şiir  Deşti arkadaşın amcasının oğlunun Deşti arkadaşa ve şehit ağabeyine yönelik daha yaşarken yazdığı şiirdir.


Çocuksun Sen

On yıl sonra aldım mektubunu
Kara, çekik gözün, basık burnun
Sensin, aynı sen
On yıl ötesinden
Çocukluğumuzun hayalleriyle
Sıcaklığını hissettim
On yıl berisinin fotoğrafı yanımda
Yine sen o çocuk!..
Çocuksun sen
Bıyıkların da çıkmış üstelik
Fotoğraf yalan söylemiyorsa eğer
Bir de sigara içiyormuşsun efkarlanınca
Sevdamız bir değil miydi üstelik
İnadına ben de bir sigara yakar tellendiririm
Duygularım havadaki duman gibi
Hafifliyor hayaller
Üç şahin yavrusu olmayı düşlerdik
Ama birdik
Biri yitik ve ona ulaşmayı düşler
Ermiştir o
Biri iz sürer toyluğuyla
Ve diğer biri ben;
Acemi kanat çırpınışlarıyla
Açmayı deneyen
Çocukluk özlemiyle aldım selamını
Uzaklara dalan gözlerimde parıltı
Ağlıyorum ben
Nice baharların, kışların, boranların peşinden
Artık bir çocuk gibi değil bir yetişkin gibi
Günahlarıma ağlıyorum
Bilirsin belki
Yetişkin gözyaşlarım
Borçlarıdır çocukluğumun.

01.06. 2000
Şemrex
 

 

Geri <<< | >>> İleri

 
HPG (Halk Savunma Güçleri) Resmi Sitesidir.
HPG-BİM tarafından yapılmıştır.
HPG Online © 2003 - 2006 Tüm hakları saklıdır.