|
 |
Kod Adı: DEŞTİ
Adı Soyadı: KEMAL YAKLAV
Doğum Tarihi-Yeri: 1972 / MAZIDAĞI
Anne-Baba Adı: SULTAN - MEHMET
Katılım Tarihi: 1991 / KAFKASYA
Şahadet Tarihi:
29 NİSAN BATMAN
RAMAN |
 |
|
Geri
<<< |
>>> İleri
DEŞTİ HEVAL, CAN YOLDAŞIM....
Dün yedi haziran Gulan yoldaşın şahadet yıldönümünde aralarında
kaldığın yoldaşlarının arasına girdim. Kalıcı izler bırakmak ne
güzel bir şey bilir misin? Hepsi Deşti deyince benden saklamakta
güçlük çektikleri bir güçlük çektikleri derin hüznü
yaşıyorlardı. Hepsi senden birer parça gibiydi. Tek tek
yüzlerine baktım yüzlerine. Kiminde gülümseyen yüzünü, kiminde
çocuksu yanını, kiminde Agitleşen olgunluğunu gördüm. Top
oynarken kaleci olmanı ne çok isterlerdi değil mi? hatırlarsın
turnuvalarda birinciliği alırken o mütevazı onurun nasıl da
acemice dışa vurulurdu. Sadece topta değil her yerde gözü pek ve
yürekliydin.
Hatırlarım, evde de öyleydin. Serhildanların bastırıldığı,
sinmişliğin kol gezdiği bir ortamda sen yine başın dik, onurunla
yürümeyi başarıyordun. O kentte yalnız sen hevallerle
ilişkideydin. Çekik gözlerinde uslanmayan, hiç kaçmayan o azim
nedense hep kalmayı başarmıştı. İşte bu yüzden yaşam hırsızları
ne kadar bıkarlarsa da sen zindanlara girip tekrar başladığın
yerden devam etmeye bıkmıyordun. Hep tekrarı sahnelenen
senaryonun özünü kararlılığın doğal rengi olan direniş ismi
oluşturuyordu. Ve onlar çaresiz olarak seni özgürlüğünle baş
başa bırakırken sen yine gizli gizli sokaklara dalar şehitlerin
ailelerini, gerilla analarını ziyaret edip mücadeleyi aşılardın.
Çünkü senin ateşten kitapların, ışıktan sözlerin ve namelerden
çarpan yüreğin vardı. Ve herkes korkularını yenerek seninle
Kürdistan tadında sıcak sohbetlere girerdi. Çocukça yüreğin
dervişin sabrı ve özgürlüğün aşkıyla ardın sıra koşuyor,
kimselerin avucuna sığmaz fırtınalı bir yürüyüşteydin. Hep
uzağındakini arar ve ona ulaşmada çitleri kırma
yürekliliğindeydin. Karşılaştığın her zorluk seni daha çok
yapmaya ve başarıya kamçılıyordu.
Anımsarsın değil mi? seni dağlara yani gerçek sevdana getirmeyen
hevalllerle arandaki tartışmalarını. Onlar ille de burada bize
gereklisin derken sen ille de dağlar diyordun. Sonra da sen
hükmü veren öncülerin önünde boynun kıldan ince olarak yüreğin
buruk bir biçimde kendi köşene çekilirdin. “Tamam belli bir süre
kalır çalışırım ama en yakın zamanda çıkmalıyım” diyordun. Artık
yüreğinin ırmakları bir çağlayan, bir bahar seli gibi akıyordu.
Nihayetinde ‘98’de evden çıkış yaparken bu sefer bağrında
babanın işkenceden sonra şahadetini ve sürgün olmuş
kardeşlerinin yeni yaranın izleri de halkının acılarına
eklenmişti. Bu sefer intikamla daha çok yüklü olarak gelmiştin.
İlk uğrak yer Rusya idi. En çok hayal ettiğin önderliğin yanına
gitme gündemdeyken o zaman uluslar arası komplonun ön günleri
yaşanıyordu. O zaman hemen dağlara kavuşup orada mücadeleye
akmak için ne kadar da sabırsızlanmıştın.
Hani bana en belirgin özelliğin ne idi diye sorsalar onun
mücadeleci kişiliği, mücadeleye olan doyumsuz yoldaşlığıydı
derim. Mücadele adeta senin özünde yoğrulmuştu. Senden bir parça
senin bir tanımın gibiydi. Ve mücadelenin yoğunlaşmış biçimi
olan fedailik yolu ilk ve vazgeçilmez bir tercihin olmuştu.
Orada da tartışmalarınla katılımınla, fedakarlığınla yine
kesintisiz ve tavizsiz tavırlarınla yine mücadeleden bir
parçaydın. Bütün yüz hatlarına ve davranışlarına militanlığın
örneği çizilmişti. Çünkü sen yaşamı derinliğine hissederdin.
Onun acısını, sevincini yaşadığın kadar anlamlı, kavgasına
girişmekten de çekinmezdin. Güzel bir yaşam istemi ucuzluğunda
değil, bu yaşamın bizzat kendisinde, pratiğinde an be an
yaratılması esastı. Yani bir anlamda güneşe ulaşma hayali yerine
güneşten çıkan bir ışın olma amacın vardı. Böylece hem güneşin
gerçek özüyle bütünleşir hem de o ışınla karanlık kuytuları
aydınlatırdın.
Evet yoldaş; başkalarını yenen insan güçlüdür ama kendi kendini
yenen ise kahramandır demişler. Ve kahramanlık bir kimliğin
olarak yaşantının ayrıntılarında gizliydi. Güzelliği hep
yaşamında görüntülemen bir gelişim sınırlarını zorlamış,kendini
aşmış olmanın ifadesiydi. Anlamın sırrını çözen, derinliği
okuyan gözlerin olduktan sonra seni kim tutabilirdi ki? Hangi
engeller seni sınırlardı?
Ve işte zamanı gelmişti. Artık buralardan gitmek, sıcak savaşın
o gizemli kalbine, Botan’a gitmek arzusuyla dolup taşmıştın.
“Özel kuvvetlerden çok şey aldım, gidip kendimi denemek, gücümü
sınamak istiyorum” diyordun. Ateşten yanan yüreğin pratik içinde
dövülüp çelikleşmek için sabırsızlanıyordun. Ondandır ki hemen
gitmek diyordun. Yine eskiden olduğu gibi hep uzağındakini arar
ve ona ulaşmada çitleri kırma hırsı bileniyordu. Ve hep yeni
ütopyalar yaratarak sonsuzluğa kanat çırpma...
Hayallerin büyüktü yoldaş. Zaten her insan kendi hayallerinin
çapı kadar gelişmez miydi? Aileden şehitleriniz çok var denilse
de hayallerin bunu geçmesinin yolunu bilirdi elbet. Israrın ve
keskin kararlılığın buna yeterdi elbet. Sen gördüğümde tepeden
tırnağa hazır, mücadele aşkıyla donanmıştın. “Bir daha
görüşmezsek de selam söyle yoldaşlara ve bizim oralara” demiştin
ama mutlaka görüşeceğiz diye eklemiştin. Ve öylece temiz özle
gidiyor dağları aşıp gözden kayboluyordun. Aslında gitmek senin
için eylemin bir biçimiydi. Sıcak ruhun daha fazla kalmayı
istemiyordu. Bu gerçeklerle yüzleşmek daha doğrusu kirlenen
yüreğin yaşam hırslarıyla yakın mesafede yüzleşmek intikamını
sıcağı sıcağına almak istiyordun. Bu gözü karalık derecesindeki
sıcaklığın bundandı. Durmayı yerinde saymayı ihanet olarak
bilirdin. Yaşam ustamızı anlamak, akıp giden zamandan
yararlanmak ve zamanı hissedip cevap olmak tek yaşam gerekçendi.
Biliyordun ki “Eylem yoksa anlama da yoktur” ve bu düşünce
yoğunluğuyla gözden kayboldun. Sonra haberini aldım. Orada
eğitim çalışmalarına katılımınla, coşkunla, dinmez enerjinle
yaşam öncüsü olmaya devam ediyordun. En son cepheci bir gurup
içinde çalışıyordun. Ne tesadüf ki ağabeyin Kemal Çiya’yı da
cepheci, aynı eyalette çalışıyorken ayın şeyleri yaşamıştı.
Kader sizleri birleştirdi mi diyeyim bilemiyorum. Yoksa aynı
şahadet biçimi mümkün müydü?
Evet heval Kemal’de sığınakta ihbar sonucu soylu direnişiyle
şahadete ulaşmıştı. Aradan dört yıl geçmiş ve aynı mekanda
onunla buluşmaya can atar gibiydin. Çünkü hatırlarım “Yoldaş
yoldaşını yalnız koyar mı? Bir şahin gibi İmralı’ya göçerken
beni yanına almayı düşünmedin mi? ” diye yüreğini mısralamıştın.
İşte o an gelmişti ve duygular ve düşünceler ve canlar
kuşatmadayken fedailiğin özü yine bilenmiş, o varlığın gerekçesi
olan direniş sloganını haykırıyordun.
Silah Arkadaşı
Deşti Arkadaşın Şiiri
AH BE YOLDAŞ...
Ah be Kemal yoldaş
Hani söylemiştik ya
5 mayıs ‘91’de
ve de seninle en son görüşmemizde
Seni sana anlatmak istiyorum yoldaş
Ama önce sitem ediyorum
Hani beni de alacaktın yoldaş
Yoldaş yoldaşını yalnız koyar mı?
Sen İmralı’ya bir şahin gibi uçtun!
Bilmez misin uçmak isteyen binlerce şahini?
Bilirsin yoldaş, bilirsin
Onun için bizden önce kondun,
Kondun ki
Bana, bize çağrın olsun
Hani sözleşmiştik ya yoldaş
Her yere beraber uçup konacaktık
Kara olan suyunu kızıla çalacağımıza
Damla damla kanımızla kara olan adını
Kızıla yazdıracağımıza
O kölelik ve ihanette direttikçe
Bizim de kızıl kanımızla
Toprağın özgürlüğünü yazdıracağımıza
Hani sözleşmiştik ya yoldaş
Çemê reş, Çemê sor olacak diye
Hep beraber halaya duracağız diye
Oldu be yoldaş,
Seninle bir yiğidi daha oldu Çemê sor’un
Bugün bu yiğidi duyduğumda ve andığımda
Bir damla göz yaşı ile
Zağrosun eteklerinde
Yüreğimin ta derinliklerinde andım
10.11.1999
Deşti
ÖLÜM ANI YAKIN
Belki ölüm anı yakın
Ya bu gece, ya yarın
Ala korkarak değil
Sevinçle gideriz buralardan
Ardımızda özgürlüğü,
İnsanlığı bırakarak
Özgürlük güneşimize uzanarak...
15.11.1999
Deşti
Zarokên Welatêmin
Zarokê Welatêmin pêtek jî agîrin
Kî kû dest dirêjî welatê agir bike
Bi geşbuna pêtên agır yê bişewîte
Agir ku xwe gihandîye çavkanîya xwe
Kî kû bixwaze roja me tarî bike
Ki kû dixwaze agir
Ji çavkanîya wî dur bixe
Zarokên welatêmin
E ber bi roja xwe biçin
Deşti
Bu şiir
Deşti arkadaşın amcasının oğlunun Deşti arkadaşa ve
şehit ağabeyine yönelik daha yaşarken yazdığı
şiirdir.
Çocuksun Sen
On yıl sonra aldım
mektubunu
Kara, çekik gözün, basık burnun
Sensin, aynı sen
On yıl ötesinden
Çocukluğumuzun hayalleriyle
Sıcaklığını hissettim
On yıl berisinin fotoğrafı yanımda
Yine sen o çocuk!..
Çocuksun sen
Bıyıkların da çıkmış üstelik
Fotoğraf yalan söylemiyorsa eğer
Bir de sigara içiyormuşsun efkarlanınca
Sevdamız bir değil miydi üstelik
İnadına ben de bir sigara yakar tellendiririm
Duygularım havadaki duman gibi
Hafifliyor hayaller
Üç şahin yavrusu olmayı düşlerdik
Ama birdik
Biri yitik ve ona ulaşmayı düşler
Ermiştir o
Biri iz sürer toyluğuyla
Ve diğer biri ben;
Acemi kanat çırpınışlarıyla
Açmayı deneyen
Çocukluk özlemiyle aldım selamını
Uzaklara dalan gözlerimde parıltı
Ağlıyorum ben
Nice baharların, kışların, boranların peşinden
Artık bir çocuk gibi değil bir yetişkin gibi
Günahlarıma ağlıyorum
Bilirsin belki
Yetişkin gözyaşlarım
Borçlarıdır çocukluğumun.
01.06. 2000
Şemrex
|
Geri
<<< |
>>> İleri |