Main Menu
Anasayfa
Şehitlerimiz
Şehitler Albümü
Şehit Künyeleri
 
 

2003 ŞEHİTLERİ YENİ DÖNEMDE APOCU RUHUN MEŞRU SAVUNMA ÇİZGİSİNDEKİ TEZAHÜRÜDÜR!

AGIR - MUSTAFA POLAT

AGİRÎN - LEYLA DİLEK

AGİT - BAKIR ÖZDEMİR

ANDOK - İSKAN TAŞ

BAGOK - SİNAN YILDIRIM

CENG (CAN) - BARIŞ ŞENOL

CUDİ - MEHMET UĞUR

ÇAYAN - BEDİRHAN BELLİER

DEŞTİ - KEMAL YAKLAV

DİROK - MERYEM ŞEXO

DOĞAN - MENAN HÜSO

ERDAL - ENGİN SİNCER

FERHAT - RAMAN DOĞAN

FIRAT  - TUNCER POLAT

HÜSEYİN - HASAN ERTUĞRUL

İSA - EROL BUL

KAHRAMAN - FEYİZ EBUZEYD

KAMURAN - HAŞİM BİTİK

MAHİR - ŞERİF YALÇIN

MAHMUT - DERVİŞ SİNO

METİN - ATİF URUK

MUNZUR - CAHİT DAĞTEKİN

MUNZUR - HÜSEYİN GÜL

NEMRUT - KENAN FIRAT

ROJHAT - MUSTAFA GÖK

RUBAR - İSMAİL ALTÜRK

SERVER - NURETTİN DOĞRU

SİPAN - VEDAT MERT

ŞAHİN - KEMAL PURMEND

ŞERVAN - DENİZ YANAT

ŞEVGER - HALİL ALÖKMEN

ŞEVGER - YAŞAR AYKAL

ŞİYAR - AHMET AKSU

XELAT- XEVRAMAN ALİ

XEMGİN - ÇETİN KAÇAK

ZAĞROS - ENGİN ÇINAR 

ZINAR - İBRAHİM KILIÇ  

Kod Adı: ÇAYAN
Adı Soyadı: BEDİRHAN BELLİER
Doğum Tarihi-Yeri: 1985 / YÜKSEKOVA
Anne-Baba Adı: GÜLNAZ - KESKİN
Katılım Tarihi: 2001 / YÜKSEKOVA
Şahadet Tarihi:
10 KASIM ZAP

Geri <<< | >>> İleri

 
ÇAYAN’IN SONBAHAR ÇIĞLIĞI
 


Kahramanlıklar tarihe
İlkeler yaşama
Umutlar özgürlüğe ulaşırsa
Agit’lere, Çayan’lara
yoldaş olunur...

 

Gidişlere...
Siz koyu bir yalnızğın ve keskin acısıyla deryalarca bir suskunluğu bırakıp ardınızda giderken- ki suskunluğunuz, bağrında coğrafyalarca parçalanmışlığa aldırmadan sevebilmeyi, sevdiğine emek vermeyi ve eylemi zaferlerle taçlanmış bir yaşamı taşıyordu kucak kucak - aşk ve kavgayla yaratılan yeni insan ve yaşamın başarı emrini veriyordunuz sanki bizlere. Oysa bizler ne kadar da küçüktük ki, içinde hapsolduğumuz yürek denilen hücrelerde kendimizi özgür hissediyor ve gidişlerinize bizlere yaşamı kazandıracak olan anlamı veremiyorduk.
Uçurumlardan düşmüş, çığlar altında kalmış ve binlerce kez yakılıp yıkılmış ruhlarımızın enkazı arasında umut arayarak gezinen düşüncelerimiz, ne kadar da yalnız ve kırıktı. “Taşta gül olacak anlamı” arıyorduk. Harabelerin içinde, yıkık tarihi ve kırık zamanı onaracak umudu, harabeleri diriltecek gücü arıyorduk yılmadan. Yılmadan çünkü; umutsuzluk ölümdür. Çünkü; “Umut zaferden daha değerlidir.” Çünkü; umut yaşamdır.
Yüreğimizde taşıdığımız, bizleri var eden ve varlığımıza anlam veren umutlarınızla yaşıyoruz bugün. Ve arıyoruz acıya gömülmüş yaşam gerçekliklerini. Bu gerçekliklerle çıkıyoruz yola. Hep doğru olanı ve başarıyı işaret eden bu gerçekliklerle, biri binlere katlayarak, çoğaltarak yaratarak tutkuyla savaşarak, cesurca ve asla pişmanlık duymadan, keşke demeden çıkıyoruz yola. Çünkü her ‘Keşke’ bir yenilgi ağıdıdır. Bugün, dudaklarımız titreyerek söylediğimiz ‘Keşke’lerin acı karanlığını bilgi, eğitim ve duyarlılığın ışığıyla dağıtmaya çalışsak da, yüreğimizin acısı hiç dinmiyor Çayan yoldaş. Tıpkı isyankar, asi ve hırçın- pervasızca- kan akan yurdumuzun dereleri gibi kanıyor hiç durmadan. Varsın durmasın kanasın! Ki unutulmasın, unutmasın yüreklerimiz. Bu acıyla bilesin bilincini, bu acıyla eğitsin ellerini ve bu acıyla büyütsün yüreğini, kendini. Yoksa kendi tekerrüründen eskimiş, yorgun bir tarih ve soluk resimler gibi yitik ve beklemekten ‘Kayıp’ bir yaşam bekliyor bizi. Oysa biz gidişinin ardından yeniden ve bir kez daha kırılıp parçalanmış olsak da, ağırlaşan yüreklerimizi artık taşıyamaz olsak da, büyütmek istiyoruz harabeleri, umudunu diriltmek.
Yaşanmaz acılardan dersler çıkararak perçinleniyor öfkemiz. Ve bağlanıyor umutlarımız, anlamlı bir yaşama daha fazla bağlanıyor. Anlamanın adaletiyle yaklaşıyoruz acı gerçekliğe usulca. Ürkek ve kırılgan ama tutkulu ve cesuruz da. Tüm zorlukların en asi bir çığlığı olan yoldaş acısıyla ve öfkesiyle büyütüyoruz yüreğimizi. Umuda umutla yolculuk etmenin heyecanını barındıran genç yüreğin ışık oluyor bizlere ve bu ışığın aydınlığında görüyoruz ki; yaşanan birçok acı var dünden bugüne ve bugünden yarına devredecek olan. Yarına tekrarını bırakmamak ve mevsimsiz çiçekler gibi giden yoldaşların özlemleriyle yıldızsız gökyüzü hüznüne bürünen yüreklerimizi onarmak için derin anlamlar vermeli yaşanan bu acılara. Sonra, tıpkı senin gibi “Yaşadığın hiçbir şeyden pişmanlık duymadan ama dersler çıkararak anlamlar yaratıyoruz kendimiz ve yaşama dair. Genç bir fidan gibi yemyeşil ve zekanın coşkunluğunda yıldız yıldız parlayarak umudu resmeden gözlerle bakmak için yaşama. Yeniden yaratmak ve de başarmak için, hani buraya Behdinan’a gelirken taşıdığımız umutlar ve coşkularla aştığımız o zorluklar gibi, yaşadığımız yolculuklara rağmen paylaşarak çoğalttığımız sevinçler gibi ve hiç uykusuz yürüdüğümüz yollar gibi... Her şeye rağmen “Yeniden” demek istiyoruz. ‘Ancak, gerçekliği anlayanlar güçlü türkü söyleyebilir’ diyerek başlıyoruz yeniden, acıyla tütsülenmiş yaşamın türküsünü söylemeye...
Kırık bir hüzünle ezgilenmiş bu türküyü söylerken de en çok seni düşünüyoruz. Karanlık, dipsiz kuyuların sessizliğine cevap olmak isteyen sözlerini bir damla su misali genç bedeninde taşıdığın onurla olgunlaşmış yüreğini, değişkenliğini, bitmez tükenmek bilmeyen çocuksu merakını, ilgini, yeniye olan tutkulu hevesini ve bunun gibi daha birçok özelliğini düşünüyoruz... Bir doğa parçasını keşfeder gibi suskun, suçlu ve buruk bir heyecanla yeniden ve yeniden düşünüyoruz seni. Öfkeden uzak anlama isteminin yarattığı hızlı kavrayışın usta dinleyiciliğinle birleşince, sanki 17’sinde bir genç değil de insanları tanıma ustası yaşlı bir bilge beliriveriyordu gözlerimizin önünde. İnsanları ilmek ilmek çözen ince zekanın yarattığı sempatiydi seni bunca sevdiren genç, yaşlı herkese, hepimize.
Ne coğrafyaların, ne de düşünce ve duyguların sınırlarına takılmadın hiç. Kendini aşarak hep yeniden yaratma çabandı seni diğerlerinden farklı kılan. Farkında değildik belki hiçbirimiz, hatta sen bile. Oysa bu farkı sen yaşam iddian ve savaşa kilitlenmiş hayallerinde çoktan yaratmıştın. Her adımda, ülke topraklarında dolaşmanın sevincini ve coşkulu havasını teneffüs etmenin anlamını hissederek her doğan güne ‘Merhaba!’ deyişin, farklılığının en parlak yansımasıydı.
Gençliğinin vermiş olduğu taze enerjiyi fedaice mücadeleye adıyorsun. Adına ‘Ada(n)mak’ deniyor ama, insan onuru denen şiarı yükseltme çabasında yol alıyorsun... Anlamlı yaşamın umudunu tutkuyla işlemek iliklerine kadar, gençliğinin yakıcılığında kendini mücadeleye adamak, başarmak barışı barışça yaşamanın onuruyla... Düşündükçe, bir okyanus gibi büyüyor varlığın içimizde. Bu sınırsızlıkça yoğunluğu zaman ve mekanın çaresiz kelimeleriyle tanımlamaya çalışmak anlamsız geliyor artık bizlere.
Sonra birden Behdinan sahasına geçişimizin ve bu geçişle ifadelendirdiğimiz birçok şeye yeniden başlama istem ve hedefimizin ilk şehitlerinden biri olduğun geliyor aklımıza. HPG olarak bağımsızlaşma sürecimizin ilk şehitlerinden biri oluşun, bizlere anlamı büyütme emrini veriyor sanki tekrar tekrar. Umut ve inançla varoluşun kaynağı olan gerçekliğe, öze, yani Önderliğe dönüyoruz yüzümüzü. Karmaşık duygu ve düşüncelerimize cevap arar gibi. Utançtan kızaran yüzümüzde öz-eleştirinin iddiasını yaratmaya çalışıyoruz.
Seni kaybettiğimiz bu en acılı yaşam dersinde en büyük öğrenmeyi gerçekleştirme ve en güçlü başarıyı yaratma sözünü veriyoruz sana. Önderliğimizin de belirttiği gibi: “Gerçek yoldaşlığın ve bağlılığın ancak mücadelenin gereklerini yerine getirmekle anlam kazanacağı inancı ve yoldaşlığın gereğinin, barışı ve özgürlüğü yaratmaktan ve kazanmaktan geçtiğinin” bilinciyle acıyı zafere dönüştürmenin çabasında olacağız. Ve kazandığımız her zaferin adını ‘Sen’ koyacağız...
Tüm her şeye rağmen;
Yokluğunu hissettirir, duyumsatır, anımsatırsın yoldaşlarına...
 

Devrimci Selam ve Saygılar
(Şehit Çayan Yoldaş’ın anısına)
Şehit Rüstem Taburu


 

ÇAYAN’IN UMUDU

Derin bir sessizlik dolmuştu içime
Gözyüzü kapkaranlık olmuştu
Gözler önünde
Ağzımda dağların sıcaklığını hisseden
tadı vardı üzerimde
yeniden uyandığımda gök yıldızlarla
sarılmıştı
Zap vadisinde ben ben olaydım keşke
o akşam
Ve yaralanan sen değil ben olsaydım
Seni sonbaharın en güzel anında bulurum

ve savaşın en kızgın zamanında
Kaç gün, kaç gece geçmişti arasından
Ve anılarımızı yarına bırakmıştık
Belki bir bahar gününde
Ya da yağmurlu bir havada buluşuruz
Ve böyle ayrılmıştık
Bakışlarımız dağlarda koşar
Gelirim dost selamıyla
Sensiz gitti demesinler bu dağlar
bize Çayan yoldaş
Mazlumlar gibi elimizde meşaleler
Dolaşırız bu dağlarda
Selamımız eksik olmaz bu mekanlarda
Biz ki yoldaş bilmişiz bu dağlarda
Can cana katarak
Göz yaşları silmeden koşar gideriz
özgürlük yolunda
Çayan yoldaş ve seninle olan yürekler
Ey dört tarafı çember içinde Zap vadisi
Işitmez çığlıkları, acı duymaz kayalıklar
Ey yiğitleri tanımaz dağlar
Ve kan kusturucu bulutlar
Duymadınız mı Çayan’ın çığlıklarını?
Duymadınız mı feryatlarını kör olası Zap?
Sen de aldın Çayanımızı
Ama ben yeniden geleceğim
Yağmurların toprağa vurduğu anda
Ve güneşin doğuşuyla
Yeniden geleceğim
Yarıda bıraktığım
Yaşama ve umudumu
Yitirmediğim yollara
Geleceğim tekrar
Bekleyin beni Çayan yoldaşınız

Silah Arkadaşı

 

 

Geri <<< | >>> İleri

 
HPG (Halk Savunma Güçleri) Resmi Sitesidir.
HPG-BİM tarafından yapılmıştır.
HPG Online © 2003 - 2006 Tüm hakları saklıdır.