|
 |
Kod Adı: ÇAYAN
Adı Soyadı: BEDİRHAN BELLİER
Doğum Tarihi-Yeri: 1985 / YÜKSEKOVA
Anne-Baba Adı: GÜLNAZ - KESKİN
Katılım Tarihi: 2001 / YÜKSEKOVA
Şahadet Tarihi:
10 KASIM ZAP |
 |
|
Geri
<<< |
>>> İleri
ÇAYAN’IN
SONBAHAR ÇIĞLIĞI
Kahramanlıklar tarihe
İlkeler yaşama
Umutlar özgürlüğe ulaşırsa
Agit’lere, Çayan’lara
yoldaş olunur...
Gidişlere...
Siz koyu bir yalnızğın ve keskin acısıyla deryalarca bir
suskunluğu bırakıp ardınızda giderken- ki suskunluğunuz,
bağrında coğrafyalarca parçalanmışlığa aldırmadan sevebilmeyi,
sevdiğine emek vermeyi ve eylemi zaferlerle taçlanmış bir yaşamı
taşıyordu kucak kucak - aşk ve kavgayla yaratılan yeni insan ve
yaşamın başarı emrini veriyordunuz sanki bizlere. Oysa bizler ne
kadar da küçüktük ki, içinde hapsolduğumuz yürek denilen
hücrelerde kendimizi özgür hissediyor ve gidişlerinize bizlere
yaşamı kazandıracak olan anlamı veremiyorduk.
Uçurumlardan düşmüş, çığlar altında kalmış ve binlerce kez
yakılıp yıkılmış ruhlarımızın enkazı arasında umut arayarak
gezinen düşüncelerimiz, ne kadar da yalnız ve kırıktı. “Taşta
gül olacak anlamı” arıyorduk. Harabelerin içinde, yıkık tarihi
ve kırık zamanı onaracak umudu, harabeleri diriltecek gücü
arıyorduk yılmadan. Yılmadan çünkü; umutsuzluk ölümdür. Çünkü;
“Umut zaferden daha değerlidir.” Çünkü; umut yaşamdır.
Yüreğimizde taşıdığımız, bizleri var eden ve varlığımıza anlam
veren umutlarınızla yaşıyoruz bugün. Ve arıyoruz acıya gömülmüş
yaşam gerçekliklerini. Bu gerçekliklerle çıkıyoruz yola. Hep
doğru olanı ve başarıyı işaret eden bu gerçekliklerle, biri
binlere katlayarak, çoğaltarak yaratarak tutkuyla savaşarak,
cesurca ve asla pişmanlık duymadan, keşke demeden çıkıyoruz
yola. Çünkü her ‘Keşke’ bir yenilgi ağıdıdır. Bugün,
dudaklarımız titreyerek söylediğimiz ‘Keşke’lerin acı
karanlığını bilgi, eğitim ve duyarlılığın ışığıyla dağıtmaya
çalışsak da, yüreğimizin acısı hiç dinmiyor Çayan yoldaş. Tıpkı
isyankar, asi ve hırçın- pervasızca- kan akan yurdumuzun
dereleri gibi kanıyor hiç durmadan. Varsın durmasın kanasın! Ki
unutulmasın, unutmasın yüreklerimiz. Bu acıyla bilesin
bilincini, bu acıyla eğitsin ellerini ve bu acıyla büyütsün
yüreğini, kendini. Yoksa kendi tekerrüründen eskimiş, yorgun bir
tarih ve soluk resimler gibi yitik ve beklemekten ‘Kayıp’ bir
yaşam bekliyor bizi. Oysa biz gidişinin ardından yeniden ve bir
kez daha kırılıp parçalanmış olsak da, ağırlaşan yüreklerimizi
artık taşıyamaz olsak da, büyütmek istiyoruz harabeleri, umudunu
diriltmek.
Yaşanmaz acılardan dersler çıkararak perçinleniyor öfkemiz. Ve
bağlanıyor umutlarımız, anlamlı bir yaşama daha fazla
bağlanıyor. Anlamanın adaletiyle yaklaşıyoruz acı gerçekliğe
usulca. Ürkek ve kırılgan ama tutkulu ve cesuruz da. Tüm
zorlukların en asi bir çığlığı olan yoldaş acısıyla ve öfkesiyle
büyütüyoruz yüreğimizi. Umuda umutla yolculuk etmenin heyecanını
barındıran genç yüreğin ışık oluyor bizlere ve bu ışığın
aydınlığında görüyoruz ki; yaşanan birçok acı var dünden bugüne
ve bugünden yarına devredecek olan. Yarına tekrarını bırakmamak
ve mevsimsiz çiçekler gibi giden yoldaşların özlemleriyle
yıldızsız gökyüzü hüznüne bürünen yüreklerimizi onarmak için
derin anlamlar vermeli yaşanan bu acılara. Sonra, tıpkı senin
gibi “Yaşadığın hiçbir şeyden pişmanlık duymadan ama dersler
çıkararak anlamlar yaratıyoruz kendimiz ve yaşama dair. Genç bir
fidan gibi yemyeşil ve zekanın coşkunluğunda yıldız yıldız
parlayarak umudu resmeden gözlerle bakmak için yaşama. Yeniden
yaratmak ve de başarmak için, hani buraya Behdinan’a gelirken
taşıdığımız umutlar ve coşkularla aştığımız o zorluklar gibi,
yaşadığımız yolculuklara rağmen paylaşarak çoğalttığımız
sevinçler gibi ve hiç uykusuz yürüdüğümüz yollar gibi... Her
şeye rağmen “Yeniden” demek istiyoruz. ‘Ancak, gerçekliği
anlayanlar güçlü türkü söyleyebilir’ diyerek başlıyoruz yeniden,
acıyla tütsülenmiş yaşamın türküsünü söylemeye...
Kırık bir hüzünle ezgilenmiş bu türküyü söylerken de en çok seni
düşünüyoruz. Karanlık, dipsiz kuyuların sessizliğine cevap olmak
isteyen sözlerini bir damla su misali genç bedeninde taşıdığın
onurla olgunlaşmış yüreğini, değişkenliğini, bitmez tükenmek
bilmeyen çocuksu merakını, ilgini, yeniye olan tutkulu hevesini
ve bunun gibi daha birçok özelliğini düşünüyoruz... Bir doğa
parçasını keşfeder gibi suskun, suçlu ve buruk bir heyecanla
yeniden ve yeniden düşünüyoruz seni. Öfkeden uzak anlama
isteminin yarattığı hızlı kavrayışın usta dinleyiciliğinle
birleşince, sanki 17’sinde bir genç değil de insanları tanıma
ustası yaşlı bir bilge beliriveriyordu gözlerimizin önünde.
İnsanları ilmek ilmek çözen ince zekanın yarattığı sempatiydi
seni bunca sevdiren genç, yaşlı herkese, hepimize.
Ne coğrafyaların, ne de düşünce ve duyguların sınırlarına
takılmadın hiç. Kendini aşarak hep yeniden yaratma çabandı seni
diğerlerinden farklı kılan. Farkında değildik belki hiçbirimiz,
hatta sen bile. Oysa bu farkı sen yaşam iddian ve savaşa
kilitlenmiş hayallerinde çoktan yaratmıştın. Her adımda, ülke
topraklarında dolaşmanın sevincini ve coşkulu havasını teneffüs
etmenin anlamını hissederek her doğan güne ‘Merhaba!’ deyişin,
farklılığının en parlak yansımasıydı.
Gençliğinin vermiş olduğu taze enerjiyi fedaice mücadeleye
adıyorsun. Adına ‘Ada(n)mak’ deniyor ama, insan onuru denen
şiarı yükseltme çabasında yol alıyorsun... Anlamlı yaşamın
umudunu tutkuyla işlemek iliklerine kadar, gençliğinin
yakıcılığında kendini mücadeleye adamak, başarmak barışı barışça
yaşamanın onuruyla... Düşündükçe, bir okyanus gibi büyüyor
varlığın içimizde. Bu sınırsızlıkça yoğunluğu zaman ve mekanın
çaresiz kelimeleriyle tanımlamaya çalışmak anlamsız geliyor
artık bizlere.
Sonra birden Behdinan sahasına geçişimizin ve bu geçişle
ifadelendirdiğimiz birçok şeye yeniden başlama istem ve
hedefimizin ilk şehitlerinden biri olduğun geliyor aklımıza. HPG
olarak bağımsızlaşma sürecimizin ilk şehitlerinden biri oluşun,
bizlere anlamı büyütme emrini veriyor sanki tekrar tekrar. Umut
ve inançla varoluşun kaynağı olan gerçekliğe, öze, yani
Önderliğe dönüyoruz yüzümüzü. Karmaşık duygu ve düşüncelerimize
cevap arar gibi. Utançtan kızaran yüzümüzde öz-eleştirinin
iddiasını yaratmaya çalışıyoruz.
Seni kaybettiğimiz bu en acılı yaşam dersinde en büyük öğrenmeyi
gerçekleştirme ve en güçlü başarıyı yaratma sözünü veriyoruz
sana. Önderliğimizin de belirttiği gibi: “Gerçek yoldaşlığın ve
bağlılığın ancak mücadelenin gereklerini yerine getirmekle anlam
kazanacağı inancı ve yoldaşlığın gereğinin, barışı ve özgürlüğü
yaratmaktan ve kazanmaktan geçtiğinin” bilinciyle acıyı zafere
dönüştürmenin çabasında olacağız. Ve kazandığımız her zaferin
adını ‘Sen’ koyacağız...
Tüm her şeye rağmen;
Yokluğunu hissettirir, duyumsatır, anımsatırsın yoldaşlarına...
Devrimci Selam ve Saygılar
(Şehit Çayan Yoldaş’ın anısına)
Şehit Rüstem Taburu
ÇAYAN’IN UMUDU
Derin bir sessizlik dolmuştu içime
Gözyüzü kapkaranlık olmuştu
Gözler önünde
Ağzımda dağların sıcaklığını hisseden
tadı vardı üzerimde
yeniden uyandığımda gök yıldızlarla
sarılmıştı
Zap vadisinde ben ben olaydım keşke
o akşam
Ve yaralanan sen değil ben olsaydım
Seni sonbaharın en güzel anında bulurum
ve savaşın
en kızgın zamanında
Kaç gün, kaç gece geçmişti arasından
Ve anılarımızı yarına bırakmıştık
Belki bir bahar gününde
Ya da yağmurlu bir havada buluşuruz
Ve böyle ayrılmıştık
Bakışlarımız dağlarda koşar
Gelirim dost selamıyla
Sensiz gitti demesinler bu dağlar
bize Çayan yoldaş
Mazlumlar gibi elimizde meşaleler
Dolaşırız bu dağlarda
Selamımız eksik olmaz bu mekanlarda
Biz ki yoldaş bilmişiz bu dağlarda
Can cana katarak
Göz yaşları silmeden koşar gideriz
özgürlük yolunda
Çayan yoldaş ve seninle olan yürekler
Ey dört tarafı çember içinde Zap vadisi
Işitmez çığlıkları, acı duymaz kayalıklar
Ey yiğitleri tanımaz dağlar
Ve kan kusturucu bulutlar
Duymadınız mı Çayan’ın çığlıklarını?
Duymadınız mı feryatlarını kör olası Zap?
Sen de aldın Çayanımızı
Ama ben yeniden geleceğim
Yağmurların toprağa vurduğu anda
Ve güneşin doğuşuyla
Yeniden geleceğim
Yarıda bıraktığım
Yaşama ve umudumu
Yitirmediğim yollara
Geleceğim tekrar
Bekleyin beni Çayan yoldaşınız
Silah Arkadaşı