|
 |
Kod Adı: CENG-CAN
Adı Soyadı: BARIŞ ŞENOL
Doğum Tarihi-Yeri: 1977 / İZMİR
Anne-Baba Adı: SULTAN - GÜNGÖR
Katılım Tarihi: 1996 / YUNANİSTAN
Şahadet Tarihi:
23 KASIM KARADENİZ |
 |
|
Geri
<<< |
>>> İleri
BARIŞ’IMIZ CAN’IMIZ
Kaç zamandır duymuştuk aslında başına bir şeyler geldiğini. Kimi
demişti şehit, kimi demişti kayıp. Böyle bir haberin sonu nasıl
netleşir biliriz aslında. Ama ölümün yaklaşamadığı bir şey varsa
o da umuttur, yaşam umudu. Bu yüzden iç kemiren tüm acı ve
şüphelere karşın, bir yerlerde yaşıyor diye umutlu tuttuk
gönlümüzü. Ve bir haber uçup geliyor Karadeniz’den. Can’ımız-
Barış’ımız şehit düşmüş. Geçen yıllar, paylaşılan güzellikler,
acılar, umutlar ve yoldaşlık sözleri, tüm kelimeleri kilitliyor
yüreğimizde. En vazgeçilmez yoldaşların miras dolu anıları,
yaşam çizgilerini anlatabilmek dünyanın en zor işidir. Onları
anlatmaya kalkmak, şehit olduklarına inanmayı zorunlu
kıldığındandır belki de bu. Kendi ellerimizle toprağa verdiğimiz
yoldaşlarımızın bile şehit olduğuna inanmaz bazen yüreğimiz.
İşte Can da şehit olduğuna inanılmayacak can yoldaşlardan, can
dostlardan, candan yürekli biriydi. Doğrusu O’nu dile dökecek
kelimeleri bulmak ya da sözlerin içini ona denk doldurabilmek
zor. O’nu en iyi kendi ismi ifadelendiriyor belki de. “Barış”...
İlk tanıştığımız günlerdi, Can, kendine yeni bir isim arıyordu.
Bir arkadaş ‘Barış’ isminin ona yakışacağını söyledi. Can’ın
hemen rengi değişti, önce ‘yok olmaz’ dedi, sonra hepimizin
tepkisine şaşırdığını fark ederek ‘evet olabilir’ dese de
anlaşılmıştı paniğinin nedeni. Gerçek ismini bilmeden, ona
yakıştırmıştık.
Savaş tanrılarının hiç hüküm sürmediği, savaş rüzgarlarının
doğanın çehresini çizmediği ve dehşetinin yürekleri acıyla
doldurmadığı bir memleketten miydi? Savaş izlerinin hırçın
çizgileri yoktu simasında ve kişiliğinde kırıcılık ve bencillik
yoktu. Yaşama gülümseyen ruhunun güne vurumuyla çehresi
gülümseme çizgileriyle çizilmişti. Ve çocuk ifadesi hiç
silinmemişti simasından. Çocuk coşkusunda sevinir, zeki ve kıpır
kıpır gözleriyle içindekini hemen ele verirdi. Ruhunu gizleme
gereğini duymazdı. Yüreğinin içi dışı bir, ne hissetse hemen
söyler, ne öğrense hemen paylaşırdı. Yüzü her an bir şeyler
öğrenme, bulma çabasının heyecanlı aceleciliği ile doluydu.
Kaygısızdı, çünkü kötüyü düşünmeyi akıl etmezdi. Kötülükten
arınmıştı yüreği.
İşte buydu onu ayıran. Savaş rüzgarlarının hüküm sürdüğü
coğrafyanın, savaş izleriyle çizilmiş yürekli insanlarından
farkı. Kompleksli, çok bilmiş, kendinden aşırı emin havalarda,
yani toplumda şekillenmiş klasik erkek karakterlerinden uzaktı.
Onlara hiç tenezzül etmemişti. Klasik kaba bir erkek olmaktansa,
çocuk yürekli kalmaktı belki tercihi. Ve çocuk duygularının
keskinliğiyle, sadeliğiyle bağlıydı devrime, devrim değerlerine,
devrim özlemlerine. Ruhuyla, düşünce tarzıyla, doğal bir
yakınlığı vardı kadına. Kadın özgürleşmesinin halk ve tarih
açısından getireceklerine kadınlar kadar inanır ve
heyecanlanırdı. Aynı içtenlikle yine ilgiyle anlamaya çalışırdı
kadın kurtuluş ideolojisini. Ve kendini sorgular, erkek
cephesinden kendi şahsında misyonunu anlamak için çabalardı.
Evet, kötülük ve çirkinlik sanki bir yaşam şartı gibi kendini
dayatınca, doğrunun tarafında olmakta tereddüt etmemişti. Taa
Balıkesir’den onu Kürdistan’a çeken, kişiliğindeki toplum
ölçülerinin farklı şekillenmiş olmasıydı.
Toplumda özlediği yaşam koşullarının olmadığını görerek barış
dolu, candan ilişkiler üzerine kurulacak dünyayı yaratma
savaşının gereğini görmüştü. Uzaklardan gelmesine rağmen
Kürdistan’da yabancılık çekmedi. Kendi özgünlükleriyle katıldı,
kendi rengini, kendi kişiliğini, gerilla yaşamının renkleriyle
bütünleştirdi. Coşkusuyla ve güzel duygularıyla örnek bir
gerillaydı. Geriliklere taviz vermediği gibi, ondaki radikalizm,
yaşamda emeğiyle, coşkusuyla herkese örnek olmaktı. Kaldığı
Soran alanına öyle alışmıştı ki, dilini de öğrenmişti.
Arkadaşlar ona Can Soran diye takılırlardı.
Evet, İlk tanıdığım yoldaşlardandı Can. Yeni yaşamın bir çok
ilkini birlikte tanıdık, anladık. Yeni yaşamla ilk temaslarını,
heyecanlarını, coşkusunu paylaşmak, ortak şekillendirdi
yüreklerimizi. İlk günlerden, bugüne ortak bir özlemdi;
ülkemizin dağlarına birlikte yaslanmak. Karadeniz’in cennet
yeşili sırtlarının uçsuzluğundaydı oralara dönük hayallerimiz.
İçimizden birileri ulaştığında oralara, bu onlarla birlikte
bizim de o dağlarda gezişimiz anlamına gelirdi. Böyleydi
sözleşmemiz. Böyle tanıyacaktık birbirimizi ve böyle cevap
olacaktık ortak özlemlerimize.
Can yoldaş, enternasyonalistçe içindeki tüm ülke sevdasını
Kürdistan’a döktü ve Kürdistan’la büyüttü. Ülkesini ve halkını
Kürdistan özgürlük kavgasında daha çok tanıdı, hissetti. Ve
dağlar yol verip açılınca Karadeniz yolları, artık tutamazdı
hiçbir şey Can’ın kuş yüreğini. Kuş olup uçtu Karadeniz’in
gözleri buğulu dağlarına. Bir selam bırakıp gitmişti. Ülke
özlemimizi ise alıp kendisiyle götürmüştü. İsmini Cenk yapmıştı,
yani Savaş. Barış ruhlu, barış yürekli Barış’ı savaşa tutkuyla
çeken, yaşam kararını savaşla birleştirip Cenk yapan, bir
gerçeğin sırrıydı.
Ruhunu hiç barıştan koparamadı. Barış, yaşamın en güzel diliydi,
en huzurlu, coşkulu bestesiydi. Ama gün, barış yolunun savaştan
geçtiği gündü. Yarının çocukları Barış adıyla özgürce
dolaşabilsin diye, ruhunun barış kimliğini savaşa yatırmıştı.
Türkiye’deki sevgiye ve aydınlanmaya susamış halklara bir nebze
öncülük için Kürdistan’a yola çıkmış ve tüm benliğini bu
mücadeleye yatırmıştı. Başlayan özgürlük yolu, şimdi
Karadeniz’e, oradan da tüm Anadolu’ya uzanıyordu. Özgürlük de,
barış da halkların kardeşliklerini anlamalarıyla
gerçekleşecekti.
Ve haber geliyor, Can doymadan Karadeniz’in gözleri buğulu
seherlerine, kalbini, hala ülkede olmanın heyecanını üzerinden
atmadan, Karadeniz’e vermişti. Ülke özgürlüğüne bedel koyduğu
canını vermişti hesapsızca. Can’ımız Barış’ımız, sensiz
yaralıdır tüm gülüşler, sohbetler, ateşler, yürüyüşler ve
gerillaya dair her şey. Ama anı olmayacaksın hiçbir zaman.
Gerillaya dair her şeyde ilk günkü kadar canlı yaşayacaksın hep.
Karadeniz’e giderken bıraktığın sımsıcak yoldaşlığın, yarım
bıraktığın ortak özlemlerinle hep bizimle olacaksın. Şimdi sana
sözümüz; devrime ve geleceğe, halkların kardeşliği ve özgür
kişiliğiyle, senden yansıyan candan renklerin ışığıyla özgürlük
yolunda yürümektir. Kişiliğin, paylaşım ve anıların, gerçeği
anlatan mirasın, özlemlerin ve hayallerin, üzerine and içtiğimiz
özgürlük sözüdür.
Gözlerin hep buğulu kalsın Karadeniz. Uzaktan için için yasta
kal Marmara. Taa ki ülkemizin barışı Karadeniz’den Marmara’ya
doğana dek.
CENK’İN YÜRÜYÜŞÜNE
Öyle doluyum ki bu aralar
Bulut gibi mesela
ne boşaltacağımı
nereye boşaltacağımı
bilmeden
dolanıyorum yer çekimine inat
semada
Öyle yüklüyüm ki bu aralar
Tıka basa tıka basa
Tren gibi mesela
ne taşıdığımı
nasıl boşaltacağımı
nereye götürdüğümü
bilmeden
ilerlemekteyim rüzgara inat
Öyle doluyum ki bu aralar
nükleer atıklardan sıkışmış
Çernobil gibiyim
patlasam herhalde
Dünyayı zehirlerim
Öyle öyleyim ki
anlarsın ya hani
Sövmek kar etmiyor kahpe şeytana
Dövmek kar etmiyor duvarlara
Bağırmak kar etmiyor
aks-ini yutan doğaya
Tartışmak
Konuşmak
Dertleşmek
Kar etmiyor, anlarsın ya
Öyle naçarım ki bu aralar
Sebebini bilmiyorum
desem inanma!
Bir akşam üstü oturup
Nur yüzlü yoldaşlarla
Geçmişi yad ettik derinden
Gökte dolunay
Yerde gri ölüm
Özgür bir dünyanın
ütopyasına içtik çayımızı
Üleşiriz şimdi dostlardan kalan acıları
Yitirdik, yittik onlarla birlikte
Üleştik ölümü bile
Yüreğimizi dostlarımızın yanına
Gömdük toprağa
Gönlüm ey divane gönlüm
Kulvar koşusuna tutturmuşsun ezgini
Hedef yakın hedef uzak
ama
mutlaka varılacak
Akşam sefası ezgisinde
Gönüle çözen efkar gibi
Günün üzerine çöken karanlığın
altında andık
en hızlı koşan yoldaşları
Onlar güneşteler şimdi
Bize kalan anıları, acıları
Çırıpçıplak bir gerçeğin ortasındayız yani
Yalım yalım yanan yüreğimiz
Kor kor eriyen gözlerimizle
görüyoruz
gidenlerin siluetini
Kalbim
ey gam kervanını katarlamış kalbim
Söz dinle
Söz söyle
Ya at kendini
pervaneler gibi
Cenk’in kat ateşine
Ya da sat
bir pulluk değer biçerek
Demek ki en yakan gerçek
Cenk’in yürüyüşündeymiş ancak
Uzun uzun vatan hasreti
Uzun uzun emek hasreti
Uzuun bir göçteymiş meğer
Alışamadın da mı erken gittin
bu mekandan?
Bak şu deniz
Bak şu dağ
Bak şu orman
Ve insanlar
Sensiz de var
ve var olacak da
Ama bu yürek
Dayanır mı sanıyorsun hasretine…
Silah Arkadaşı