Main Menu
Anasayfa
Şehitlerimiz
Şehitler Albümü
Şehit Künyeleri
 
 

2003 ŞEHİTLERİ YENİ DÖNEMDE APOCU RUHUN MEŞRU SAVUNMA ÇİZGİSİNDEKİ TEZAHÜRÜDÜR!

AGIR - MUSTAFA POLAT

AGİRÎN - LEYLA DİLEK

AGİT - BAKIR ÖZDEMİR

ANDOK - İSKAN TAŞ

BAGOK - SİNAN YILDIRIM

CENG (CAN) - BARIŞ ŞENOL

CUDİ - MEHMET UĞUR

ÇAYAN - BEDİRHAN BELLİER

DEŞTİ - KEMAL YAKLAV

DİROK - MERYEM ŞEXO

DOĞAN - MENAN HÜSO

ERDAL - ENGİN SİNCER

FERHAT - RAMAN DOĞAN

FIRAT  - TUNCER POLAT

HÜSEYİN - HASAN ERTUĞRUL

İSA - EROL BUL

KAHRAMAN - FEYİZ EBUZEYD

KAMURAN - HAŞİM BİTİK

MAHİR - ŞERİF YALÇIN

MAHMUT - DERVİŞ SİNO

METİN - ATİF URUK

MUNZUR - CAHİT DAĞTEKİN

MUNZUR - HÜSEYİN GÜL

NEMRUT - KENAN FIRAT

ROJHAT - MUSTAFA GÖK

RUBAR - İSMAİL ALTÜRK

SERVER - NURETTİN DOĞRU

SİPAN - VEDAT MERT

ŞAHİN - KEMAL PURMEND

ŞERVAN - DENİZ YANAT

ŞEVGER - HALİL ALÖKMEN

ŞEVGER - YAŞAR AYKAL

ŞİYAR - AHMET AKSU

XELAT- XEVRAMAN ALİ

XEMGİN - ÇETİN KAÇAK

ZAĞROS - ENGİN ÇINAR 

ZINAR - İBRAHİM KILIÇ  

Kod Adı: CENG-CAN
Adı Soyadı: BARIŞ ŞENOL
Doğum Tarihi-Yeri: 1977 / İZMİR
Anne-Baba Adı: SULTAN - GÜNGÖR
Katılım Tarihi: 1996 / YUNANİSTAN
Şahadet Tarihi:
23 KASIM KARADENİZ

Geri <<< | >>> İleri

 
BARIŞ’IMIZ CAN’IMIZ


Kaç zamandır duymuştuk aslında başına bir şeyler geldiğini. Kimi demişti şehit, kimi demişti kayıp. Böyle bir haberin sonu nasıl netleşir biliriz aslında. Ama ölümün yaklaşamadığı bir şey varsa o da umuttur, yaşam umudu. Bu yüzden iç kemiren tüm acı ve şüphelere karşın, bir yerlerde yaşıyor diye umutlu tuttuk gönlümüzü. Ve bir haber uçup geliyor Karadeniz’den. Can’ımız- Barış’ımız şehit düşmüş. Geçen yıllar, paylaşılan güzellikler, acılar, umutlar ve yoldaşlık sözleri, tüm kelimeleri kilitliyor yüreğimizde. En vazgeçilmez yoldaşların miras dolu anıları, yaşam çizgilerini anlatabilmek dünyanın en zor işidir. Onları anlatmaya kalkmak, şehit olduklarına inanmayı zorunlu kıldığındandır belki de bu. Kendi ellerimizle toprağa verdiğimiz yoldaşlarımızın bile şehit olduğuna inanmaz bazen yüreğimiz.
İşte Can da şehit olduğuna inanılmayacak can yoldaşlardan, can dostlardan, candan yürekli biriydi. Doğrusu O’nu dile dökecek kelimeleri bulmak ya da sözlerin içini ona denk doldurabilmek zor. O’nu en iyi kendi ismi ifadelendiriyor belki de. “Barış”...
İlk tanıştığımız günlerdi, Can, kendine yeni bir isim arıyordu. Bir arkadaş ‘Barış’ isminin ona yakışacağını söyledi. Can’ın hemen rengi değişti, önce ‘yok olmaz’ dedi, sonra hepimizin tepkisine şaşırdığını fark ederek ‘evet olabilir’ dese de anlaşılmıştı paniğinin nedeni. Gerçek ismini bilmeden, ona yakıştırmıştık.
Savaş tanrılarının hiç hüküm sürmediği, savaş rüzgarlarının doğanın çehresini çizmediği ve dehşetinin yürekleri acıyla doldurmadığı bir memleketten miydi? Savaş izlerinin hırçın çizgileri yoktu simasında ve kişiliğinde kırıcılık ve bencillik yoktu. Yaşama gülümseyen ruhunun güne vurumuyla çehresi gülümseme çizgileriyle çizilmişti. Ve çocuk ifadesi hiç silinmemişti simasından. Çocuk coşkusunda sevinir, zeki ve kıpır kıpır gözleriyle içindekini hemen ele verirdi. Ruhunu gizleme gereğini duymazdı. Yüreğinin içi dışı bir, ne hissetse hemen söyler, ne öğrense hemen paylaşırdı. Yüzü her an bir şeyler öğrenme, bulma çabasının heyecanlı aceleciliği ile doluydu. Kaygısızdı, çünkü kötüyü düşünmeyi akıl etmezdi. Kötülükten arınmıştı yüreği.
İşte buydu onu ayıran. Savaş rüzgarlarının hüküm sürdüğü coğrafyanın, savaş izleriyle çizilmiş yürekli insanlarından farkı. Kompleksli, çok bilmiş, kendinden aşırı emin havalarda, yani toplumda şekillenmiş klasik erkek karakterlerinden uzaktı. Onlara hiç tenezzül etmemişti. Klasik kaba bir erkek olmaktansa, çocuk yürekli kalmaktı belki tercihi. Ve çocuk duygularının keskinliğiyle, sadeliğiyle bağlıydı devrime, devrim değerlerine, devrim özlemlerine. Ruhuyla, düşünce tarzıyla, doğal bir yakınlığı vardı kadına. Kadın özgürleşmesinin halk ve tarih açısından getireceklerine kadınlar kadar inanır ve heyecanlanırdı. Aynı içtenlikle yine ilgiyle anlamaya çalışırdı kadın kurtuluş ideolojisini. Ve kendini sorgular, erkek cephesinden kendi şahsında misyonunu anlamak için çabalardı.
Evet, kötülük ve çirkinlik sanki bir yaşam şartı gibi kendini dayatınca, doğrunun tarafında olmakta tereddüt etmemişti. Taa Balıkesir’den onu Kürdistan’a çeken, kişiliğindeki toplum ölçülerinin farklı şekillenmiş olmasıydı.
Toplumda özlediği yaşam koşullarının olmadığını görerek barış dolu, candan ilişkiler üzerine kurulacak dünyayı yaratma savaşının gereğini görmüştü. Uzaklardan gelmesine rağmen Kürdistan’da yabancılık çekmedi. Kendi özgünlükleriyle katıldı, kendi rengini, kendi kişiliğini, gerilla yaşamının renkleriyle bütünleştirdi. Coşkusuyla ve güzel duygularıyla örnek bir gerillaydı. Geriliklere taviz vermediği gibi, ondaki radikalizm, yaşamda emeğiyle, coşkusuyla herkese örnek olmaktı. Kaldığı Soran alanına öyle alışmıştı ki, dilini de öğrenmişti. Arkadaşlar ona Can Soran diye takılırlardı.
Evet, İlk tanıdığım yoldaşlardandı Can. Yeni yaşamın bir çok ilkini birlikte tanıdık, anladık. Yeni yaşamla ilk temaslarını, heyecanlarını, coşkusunu paylaşmak, ortak şekillendirdi yüreklerimizi. İlk günlerden, bugüne ortak bir özlemdi; ülkemizin dağlarına birlikte yaslanmak. Karadeniz’in cennet yeşili sırtlarının uçsuzluğundaydı oralara dönük hayallerimiz.
İçimizden birileri ulaştığında oralara, bu onlarla birlikte bizim de o dağlarda gezişimiz anlamına gelirdi. Böyleydi sözleşmemiz. Böyle tanıyacaktık birbirimizi ve böyle cevap olacaktık ortak özlemlerimize.
Can yoldaş, enternasyonalistçe içindeki tüm ülke sevdasını Kürdistan’a döktü ve Kürdistan’la büyüttü. Ülkesini ve halkını Kürdistan özgürlük kavgasında daha çok tanıdı, hissetti. Ve dağlar yol verip açılınca Karadeniz yolları, artık tutamazdı hiçbir şey Can’ın kuş yüreğini. Kuş olup uçtu Karadeniz’in gözleri buğulu dağlarına. Bir selam bırakıp gitmişti. Ülke özlemimizi ise alıp kendisiyle götürmüştü. İsmini Cenk yapmıştı, yani Savaş. Barış ruhlu, barış yürekli Barış’ı savaşa tutkuyla çeken, yaşam kararını savaşla birleştirip Cenk yapan, bir gerçeğin sırrıydı.
Ruhunu hiç barıştan koparamadı. Barış, yaşamın en güzel diliydi, en huzurlu, coşkulu bestesiydi. Ama gün, barış yolunun savaştan geçtiği gündü. Yarının çocukları Barış adıyla özgürce dolaşabilsin diye, ruhunun barış kimliğini savaşa yatırmıştı. Türkiye’deki sevgiye ve aydınlanmaya susamış halklara bir nebze öncülük için Kürdistan’a yola çıkmış ve tüm benliğini bu mücadeleye yatırmıştı. Başlayan özgürlük yolu, şimdi Karadeniz’e, oradan da tüm Anadolu’ya uzanıyordu. Özgürlük de, barış da halkların kardeşliklerini anlamalarıyla gerçekleşecekti.
Ve haber geliyor, Can doymadan Karadeniz’in gözleri buğulu seherlerine, kalbini, hala ülkede olmanın heyecanını üzerinden atmadan, Karadeniz’e vermişti. Ülke özgürlüğüne bedel koyduğu canını vermişti hesapsızca. Can’ımız Barış’ımız, sensiz yaralıdır tüm gülüşler, sohbetler, ateşler, yürüyüşler ve gerillaya dair her şey. Ama anı olmayacaksın hiçbir zaman. Gerillaya dair her şeyde ilk günkü kadar canlı yaşayacaksın hep. Karadeniz’e giderken bıraktığın sımsıcak yoldaşlığın, yarım bıraktığın ortak özlemlerinle hep bizimle olacaksın. Şimdi sana sözümüz; devrime ve geleceğe, halkların kardeşliği ve özgür kişiliğiyle, senden yansıyan candan renklerin ışığıyla özgürlük yolunda yürümektir. Kişiliğin, paylaşım ve anıların, gerçeği anlatan mirasın, özlemlerin ve hayallerin, üzerine and içtiğimiz özgürlük sözüdür.
Gözlerin hep buğulu kalsın Karadeniz. Uzaktan için için yasta kal Marmara. Taa ki ülkemizin barışı Karadeniz’den Marmara’ya doğana dek.


CENK’İN YÜRÜYÜŞÜNE

Öyle doluyum ki bu aralar
Bulut gibi mesela
ne boşaltacağımı
nereye boşaltacağımı
bilmeden
dolanıyorum yer çekimine inat
semada
Öyle yüklüyüm ki bu aralar
Tıka basa tıka basa
Tren gibi mesela
ne taşıdığımı
nasıl boşaltacağımı
nereye götürdüğümü
bilmeden
ilerlemekteyim rüzgara inat
Öyle doluyum ki bu aralar
nükleer atıklardan sıkışmış
Çernobil gibiyim
patlasam herhalde
Dünyayı zehirlerim
Öyle öyleyim ki
anlarsın ya hani
Sövmek kar etmiyor kahpe şeytana
Dövmek kar etmiyor duvarlara
Bağırmak kar etmiyor
aks-ini yutan doğaya
Tartışmak
Konuşmak
Dertleşmek
Kar etmiyor, anlarsın ya
Öyle naçarım ki bu aralar
Sebebini bilmiyorum
desem inanma!
Bir akşam üstü oturup
Nur yüzlü yoldaşlarla
Geçmişi yad ettik derinden
Gökte dolunay
Yerde gri ölüm
Özgür bir dünyanın
ütopyasına içtik çayımızı
Üleşiriz şimdi dostlardan kalan acıları
Yitirdik, yittik onlarla birlikte
Üleştik ölümü bile
Yüreğimizi dostlarımızın yanına
Gömdük toprağa
Gönlüm ey divane gönlüm
Kulvar koşusuna tutturmuşsun ezgini
Hedef yakın hedef uzak
ama
mutlaka varılacak
Akşam sefası ezgisinde
Gönüle çözen efkar gibi
Günün üzerine çöken karanlığın
altında andık
en hızlı koşan yoldaşları
Onlar güneşteler şimdi
Bize kalan anıları, acıları
Çırıpçıplak bir gerçeğin ortasındayız yani
Yalım yalım yanan yüreğimiz
Kor kor eriyen gözlerimizle
görüyoruz
gidenlerin siluetini
Kalbim
ey gam kervanını katarlamış kalbim
Söz dinle
Söz söyle
Ya at kendini
pervaneler gibi
Cenk’in kat ateşine
Ya da sat
bir pulluk değer biçerek
Demek ki en yakan gerçek
Cenk’in yürüyüşündeymiş ancak
Uzun uzun vatan hasreti
Uzun uzun emek hasreti
Uzuun bir göçteymiş meğer
Alışamadın da mı erken gittin
bu mekandan?
Bak şu deniz
Bak şu dağ
Bak şu orman
Ve insanlar
Sensiz de var
ve var olacak da
Ama bu yürek
Dayanır mı sanıyorsun hasretine…
 

Silah Arkadaşı
  

Geri <<< | >>> İleri

 
HPG (Halk Savunma Güçleri) Resmi Sitesidir.
HPG-BİM tarafından yapılmıştır.
HPG Online © 2003 - 2006 Tüm hakları saklıdır.