Main Menu
Anasayfa
Şehitlerimiz
Şehitler Albümü
Şehit Künyeleri
 

2003 ŞEHİTLERİ YENİ DÖNEMDE APOCU RUHUN MEŞRU SAVUNMA ÇİZGİSİNDEKİ TEZAHÜRÜDÜR!

AGIR - MUSTAFA POLAT

AGİRÎN - LEYLA DİLEK

AGİT - BAKIR ÖZDEMİR

ANDOK - İSKAN TAŞ

BAGOK - SİNAN YILDIRIM

CENG (CAN) - BARIŞ ŞENOL

CUDİ - MEHMET UĞUR

ÇAYAN - BEDİRHAN BELLİER

DEŞTİ - KEMAL YAKLAV

DİROK - MERYEM ŞEXO

DOĞAN - MENAN HÜSO

ERDAL - ENGİN SİNCER

FERHAT - RAMAN DOĞAN

FIRAT  - TUNCER POLAT

HÜSEYİN - HASAN ERTUĞRUL

İSA - EROL BUL

KAHRAMAN - FEYİZ EBUZEYD

KAMURAN - HAŞİM BİTİK

MAHİR - ŞERİF YALÇIN

MAHMUT - DERVİŞ SİNO

METİN - ATİF URUK

MUNZUR - CAHİT DAĞTEKİN

MUNZUR - HÜSEYİN GÜL

NEMRUT - KENAN FIRAT

ROJHAT - MUSTAFA GÖK

RUBAR - İSMAİL ALTÜRK

SERVER - NURETTİN DOĞRU

SİPAN - VEDAT MERT

ŞAHİN - KEMAL PURMEND

ŞERVAN - DENİZ YANAT

ŞEVGER - HALİL ALÖKMEN

ŞEVGER - YAŞAR AYKAL

ŞİYAR - AHMET AKSU

XELAT- XEVRAMAN ALİ

XEMGİN - ÇETİN KAÇAK

ZAĞROS - ENGİN ÇINAR 

ZINAR - İBRAHİM KILIÇ  

 

 

Geri <<< | >>> İleri

 

2003 ŞEHİTLERİ YENİ DÖNEMDE APOCU RUHUN MEŞRU SAVUNMA ÇİZGİSİNDEKİ TEZAHÜRÜDÜR!

 

 Kürdistan tarihinde, Apocu hareketin 31 yıllık mücadelesi bir kahramanlık destanı olarak tarihe mal olmuş bir gerçekliktir. Bu destan, harcanan büyük emek, çaba ve dökülen kanla yazılan bir destandır. Böyle bir kahramanlık çıkışı olmadan; büyük bir inanç, bilinç, cesaret ve fedekarlıkla o görkemli direnişler sergilenmeden, Kürt halkını ve toplumunu içine sürüklenmiş olduğu uçurumun eşiğinden çevirmek, tarihin baş aşağı gidişini durdurarak tersine çevirmek ve ölüm döşeğinde yatan, can çekişen bu halkı bugünkü çözüm sürecine taşımak, onu sadece çağla bütünleştirme değil, çağın temel amacı olan demokratik uygarlıksal gelişmenin öncüsü haline getirmek de mümkün olamazdı.
Kürdistan özgürlük hareketi, bugün eğer KONGRA-GEL gibi bir zirveye ulaşmış ve büyük bir iddia ile tarih sahnesine çıkmışsa, bunun altında büyük direniş destanının kahramanlıkları, fedekarlıkları yatmaktadır. En başta Önderliğimizin büyük emek ve çabası, kahraman şehitlerimizin görkemli direnişi ve halkımızın büyük fedakarlığı bizleri bugünlere taşımıştır. Bugünlere kolay gelinmemiş, büyük bedeller ödenmiştir. On binin üzerinde militan ve gerillanın şahadeti söz konusudur. Sekiz bin civarında milis ve yurtsever halkımızdan çeşitli düzeydeki insanımızın şahadeti yaşanmıştır. Toplam on sekiz bin şehit, beş bin köyün yakılıp-yıkılması, yüz binlerce insanımızın sürgüne tabi tutulması ve sürgün koşullarında yaşadığı büyük zorluklar, gösterilen fedakarlıklar vardır. Yüz binlerce insanımız işkenceden geçirilmiş, on binlercesi uzun yıllar zindan koşullarına mahkum edilmiştir. Binlerce yoldaşımız zindan koşullarında yirmi yıl yatmıştır ve halen beş bin civarında yoldaşımız ile bütün bu değerleri ve bu süreci yaratan Önderliğimiz esaret koşulları altındadır. Bir taraftan halkımızın büyük fedakarlığı ve halen devam etmekte olan demokratik direniş mücadelesi, diğer taraftan on sekiz bin şehidimiz ve Önderliğimiz ile beraber esaret koşullarında yaşayan binlerce yoldaşımız; bütün bu gerçekliklere dayanarak bugün burada bu koşullarda ve bu düzeyde bir örgütsel ve siyasal performansı yakalamış bulunmaktayız.
Çok acılı, büyük fedakarlıklarla dolu bir tarih yaşanmıştır ve bu tarihin yaratılmasında yurtsever halkımızın her ferdinin şu veya bu düzeyde gösterdiği bir emek ve çaba vardır. Kürdistan halkı Başkan Apo’nun önderliği ve kahraman şehitlerin büyük fedakarlığı ve cesareti temelinde halk olarak emek sarfederek söz konusu düzeyi ortaya çıkarmıştır. Bunun için ağır bedeller ödenmiş ve küçümsenemeyecek bir düzey ortaya çıkarılmıştır. Ölümün eşiğinden kurtulup bu noktaya gelmek kolay değildir. Ancak tamamen dürüstçe bir katılım, çaba, emek ve dökülen kan temelinde bu noktaya gelinebilinmiştir.
Bugün Kürt halkının ulaştığı düzey bir çözüm düzeyidir. Artık gelinen aşama, özgürlük yürüyüşüne katılım düzeyini yükseltip maratonu sonuçlandırma aşamasıdır. Bütün bu tarihin bir devamı olan kararlı, tutarlı, bilinçli, öngörülü ve çağdaş bakış açısıyla kahramanca bir duruş ve mücadeleye ihtiyaç vardır. Tarihin bu önemli aşamasında bu kadar kutsal değerin takipçisi olan, başta biz kadrolar olmak üzere, tüm yurtsever halkımızın, taşıdığı büyük sorumluluğu iliklerine kadar hissedip bu tarihi yürüyüşün mirasçısı ve tamamlayıcısı olabilmek için elinden gelen bütün fedakarlığı ortaya koyması gerekmektedir. Bu kutsal yürüyüşü zirveleştirerek halkımızın büyük rüyası olan özgürlük, demokrasi ve barış içinde insanca birarada yaşamanın imkan dahiline girdiği demokratik bir yaşam sistemini gerçekleştirmek her militanın önündeki en önemli görevdir. Bu, boynumuzun borcu olan en temel insani görevimizdir. Söz konusu görevleri yerine getirmeden, şu veya bu ad altında, yaratılan değerlerin üzerine yatmaya çalışmak, bu büyük kahramanlık yürüyüşünü zirveye ulaştırmamak, başarılı zafer yürüyüşüne bütün gücüyle katılmamak, tarih karşısında affedilmez bir duruma düşmek olacaktır.
Özellikle tarihimizin bu gerçekliğini iliklerine kadar ve yaşamın her alanında hissetmeden, günümüzün temel güncel görevlerine doğru yaklaşmak ve pratik-politikayı doğru ele almak da mümkün olmayacaktır. Güncelin anlamını bilmek, hakkını vermek ve güncel görevlerin gerektirdiği bir pozisyona ulaşmanın çabası içine girmek, onun gerektirdiği doğru çizgi temelinde bir siyasal çizginin uygulayıcısı olabilmek de, öncelikle tarihsel gerçekliğimizi olumlu-olumsuz bütün yönleriyle bilince çıkartmaktan geçmektedir. Bu çok açık ve temel bir gerçekliktir. Bu noktada fedakarlıkları ve direnişleriyle en başta şehitlerimizin bugün gelinen düzeyi yarattıkları çok açık ortadadır.
Kürdistan’da hiçbir gelişme, hiçbir değer kolay yaratılmamıştır. Ortaya çıkartılan her değerin ve her yeni gelişmenin altında büyük bir emek, çaba ve direniş söz konusudur. Bunun için Önderliğimiz, Kürdistan’da mücadeleyi “İğne ile kuyu kazma”’ya benzetmiştir. Her şeyin bitmez tükenmez emek, çaba, ısrar ve kararlılık temelinde bedel ödeyerek yaratıldığını her an bilinçte tutmak, Apocu hareketin bu gerçekliğini hiçbir zaman unutmamak, bir militanın her koşul altında doğru duruşu sergilemesi için büyük bir önem ifade etmektedir. Her şahadet ve her direniş bu mücadelenin geliştirilmesinde bir kilometre taşı rolünü oynamıştır. Diriliş ve varolma mücadelesi bu temelde gelişmiş, boyutlanmış ve vücut bulmuştur. Başta Haki Karer olmak üzere, ilk şahadetler, hareket içerisinde direnme kararlılığını geliştirmiş ve partileşme mücadelesinin yükseltilmesine zemin olmuştur.
12 Eylül faşist hareketinin büyük bir jenosid ve vahşet uygulayarak yok etme saldırısına karşı büyük cezaevi direnişleri, dirilişe çağrı mesajı olmuştur. Mazlumların, Dörtlerin ve büyük 14 Temmuz Direnişi’nin başta tüm harekete olmak üzere, tüm Kürdistan halkına büyük çağrısı, diriliş mücadelesine sarılma çağrısıdır. Bu çağrı, şanlı 15 Ağustos Atılımı’yla pratik ifadesini bulmuştur. 15 Ağustos ile birlikte başlayan gerilla hareketi, özü itibariyle Kürt halkının diriliş kararlılığının ifadesi olmuştur. Başta bu diriliş sürecinin büyük komutanları olan Agit, Erdal ve Bedran arkadaşlar olmak üzere, yüzlerce militanın kahramanca şehadeti sonucunda Kürdistan halkı, yeniden varolmaya güçlü bir biçimde inanarak kendisini toparlamış, kendisine, değerlerine ve kurtuluş ümidine yeniden sarılarak geleceğe büyük bir umutla bakmanın ve bunun için gerekli örgütsel sorumluluğa ulaşmanın idrakını kendisinde yaratmıştır.
90 sonrası gelişen şehadet kervanı, -ki mücadele tarihimizde nicel olarak en fazla şehadetlerin yaşanmaya başladığı bir süreç olmaktadır- bu değerleri kat be kat arttırmış ve özellikle halk nezdinde mücadelenin daha da fazla sahiplenilmesini geliştirmiştir. Bu sürecin en önemli özelliği, bir özgürlük arayışı süreci olmasıdır. 90’dan itibaren ardarda gelişen kahramanca direniş halkalarının temel hedefi, dirilişi yaşamış Kürdistan halkını özgürlük ve demokrasi ile bütünleştirmek ya da özgür bir ülke yaratmaya dönük mücadelenin gelişmesini sağlamak olmuştur. Bunun temel harcı olarak da her türlü fedakarlık ve kahramanlığı göze alan bir pratik sergilenmiştir. En baştan itibaren hareketimizin özünde varolan fedai ruhu, bu dönemin ortalarından itibaren Şehit Zilan ile birlikte bir taktik aşamaya ulaşarak fedai ruhunun artık sistemleşmesini ve mücadelenin gelişmesinde temel bir düzey olarak rol oynamasını beraberinde getirmiştir. Büyük inanç ve büyük kararlılık olmadan kişinin kendini bile bile feda etmesi mümkün değildir. Ancak Mazlum ve Dörtler ile başlayan, 14 Temmuz direnişçileri ile devam ettirilen ve daha sonra gerilla mücadelesinde birçok kahramanca eylemsel girişimle pratikleştirilen Apocu fedai ruhu, Şehit Zilan ile birlikte artık formülleşerek bir düzey kazandığını ortaya koymuştur. Nitekim uluslararası komplonun geliştiği 9 Ekim 1998’den itibaren fedai ruhunun Apocu harekette yükselerek Önderliği savunma, Önderliğe sahip çıkma temelinde “Güneşimizi karartamazsınız” sloganıyla ya kendini yakarak ya da kendisinde bombayı patlatarak büyük kahramanlık eylemlerini ortaya çıkardığını tarih kaydetmiştir.
Her yeni sürecin yeni yaratıcıları vardır. Başkan Apo’nun perspektifleri ve yoğun pratik çabası temelinde, her tarihsel hamlenin büyük tarihsel direnişlerle pratikleştirerek tarihe mal edilmesi yaşanmıştır. Hareketimizin mücadele tarihi, bu biçimde şahadet halkalarını yaratarak onların görkemli direnişleri temelinde yeni süreci şekillendirmeyi başarmıştır. Tarihin ilerlemesi kesinlikle bu çerçevede gelişme göstermiştir.
Bilindiği üzere uluslararası komplonun gerçekleşmesi ile birlikte, mücadele tarihimizde yeni bir dönem başlamıştır. Özellikle bu dönemin ruhunun komplo süreci ve sonrasında gelişen fedai eylemliliklerle vücut bulduğunu, yüksek bir kararlılıkla Önderlik çizgisi etrafında kenetlenen ve sürecin amaçları doğrultusunda gözünü kırpmadan fedaice mücadeleye atılıp kendini feda eden büyük şehadetlerin yeni bir sürece yürümenin temel harcı olduğunu belirtmek gerekiyor. Mücadele tarihimizde Başkan Apo’nun İmralı Savunmaları ile birlikte gelişen yeni sürecin ruhu, bu dönemde yaratılan büyük direniş halkalarında gizlidir. Apocu hareket bu süreçte olmazsa olmaz kabilinden başarıya kilitlenmiş bir gücün mücadele tarzı ile beraber, zafere ulaşma yolunda her türlü değişim ve dönüşümü de gerçekleştirebileceğini ortaya koymuştur. Bu temelde gelişen geri çekilme süreci ve bu süreçte yaşanan 99-2000 şehadetleri, meşru savunma çizgisi yeterince anlaşılmamış olsa da, meşru savunma döneminin teslim olmama ve direniş geleneğini sürdürme şahadetleri olmuşlardır. 2001-2002 yılı şehitleri ise yeni dönemin temel stratejik yaklaşımı olan meşru savunma çizgisini daha bilinçli bir şekilde pratikleştirerek meşru savunma anlayışının derinleşmesinin öncüleri olarak şahadete ulaşmışlardır.
Mücadele tarihimiz boyunca nicel olarak en az şahadetin yaşandığı 2001-2002 yıllarının şehitleri, meşru savunma çizgisinin uygulama ve pratiğe geçirilmesinin şehitleri olmuşlardır. 2003 şehitleri ise, artık meşru savunma çizgisinde birçok açıdan netleşmiş, bilinçlenmiş, yetkinlik kazanmış bir düzey ile yeni dönemin ihtiyaçlarına cevap vermek üzere geliştirilen 2003 planlaması temelinde kapsamlı özgürlük yürüyüşünün uygulayıcıları ve öncü komutanları olmuşlardır. Mücadele tarihimizde ilk kez üç-dört yıllık bir yoğunlaşma, derinleşme ve yeniden yapılanma projesi temelinde modern gerillanın meşru savunma çizgisi çerçevesinde pratikleştirilmesi süreci başlamıştır. 20 yıllık gerilla mücadelesinin tecrübesine dayanan 2003 yılı planlama ve hamlesi, Kürdistan özgürlük mücadelesinin geleceğe dönük planlarını hayata geçirmede en büyük güvence ve teminat olmuştur. Bu planlamayı büyük bir kararlılık ve cesaretle uygulamaya geçiren, fedai bir tarzda bunun pratiğine yönelen şehitlerin de yeni dönemin yaratılmasında büyük rolleri olduğu tartışmasızdır. Meşru savunma çizgisinin komutanları olan Erdal, Mahir, Munzur, Hüseyin, Nemrut, Şevger ve Berxwedan yoldaşların meşru savunma çizgisinin uygulama gücü ve komutası oldukları tarihe mal olmuş bir gerçekliktir.
İmralı savunmaları temelinde yeni bir süreci resmen başlatan Başkan Apo, savaşı tümüyle durdurmak, barış, diyalog ve demokratik çözüm çizgisinin zeminini olgunlaştırmak ve bunun pratiğe geçmesinin koşullarını yaratmak üzere 2 Ağustos 99 çağrısını yapmış, bu çağrı temelinde de güçlerimizin önemli oranda Türkiye sınırları dışına, Güney Kürdistan’a çekilmesi projesi hayata geçirilmiştir. Bununla aynı zamanda olası provokasyonlara zemin vermemek ve devlet içindeki rantçı, çeteci, savaş yanlısı eğilimleri boşa çıkarmak da hedeflenmiştir. Güçlerimizin bu temelde geri çekilmeye başladığı süreçte, oligarşik Türk devleti bunu fırsat bilerek kapsamlı yönelimlerle güçlerimizi darbelemek istemiş ve bu yönelimler sonucunda birçok şahadet yaşanmıştır. Teslim olmama ve ne olursa olsun direnme çizgisinin şehitleri olarak tarihe geçen bu değerli şehitler halkasıyla beraber, güçlerimiz önemli oranda geri çekilmeyi başarmışlardır. Ancak bunu olumlu koşulların yaratılmasının zemini olarak değerlendirip barış ve çözüm sürecini geliştirme yerine, hareketimizin bir zaafı olarak değerlendiren Türk oligarşik devleti, çeşitli düzeydeki yönelimlerle güçlerimizi Güney’de de darbelemek istemiştir. Bununla birlikte Türk devletinin, göreceli de olsa çatışmasız ve sakin bir ortamı yaratan, böylece Türkiye’nin kendini çok çeşitli açılardan toparlamasına imkan ve zemin sunan Önderliğimize verdiği cevap ise, tecrit koşullarını gün be gün ağırlaştırma olmuş, çürütme politikası temelinde yeni bir konsepte ulaşarak kendini çözüme kapatma, Kürdistan özgürlük hareketini adım adım eritme ve geriletmeyi hedeflemiştir.
Tüm bunların dışında 2002 sonu ve 2003 başı itibariyle, uluslararası güçlerin Irak şahsında Ortadoğu’ya müdahale durumu da gündeme gelmiştir. Müdahaleyle birlikte Irak genelinde yaşanan bütün gelişmeler, Kürdistan özgürlük mücadelesinin yeni bir aşamaya doğru evrilmekte olduğunu göstermiştir. Özgürlük mücadelesinin bu yeni sürece hem Kuzey’de, hem de Güney’de daha güçlü bir giriş yapması ve süreci Kürdistan halkının özgürlük davası doğrultusunda doğru değerlendirebilmesi için yeni bir mevzilenme düzeyine ulaşması gerekliliği olmazsa olmaz kabilinden kendisini dayatmıştır. Böyle bir gelişme sürecinin içinde barındırdığı tehlikeleri giderek arttırabileceği gibi, yaratılacak yeni fırsatları değerlendirememeyi de beraberinde getirebileceğinden, hareketimiz 2003 yılı başlarında güçlerimizin dengeli mevzilenmesi amacıyla yeni bir planlama ve mevzilenme projesi geliştirmiştir. Esas olarak iyi eğitilmiş, donatılmış, meşru savunma çizgisini bilince çıkarmış ve meşru savunma çizgisi temelinde yeni gerilla tarzını yaşama geçirebilecek düzeye gelmiş komuta ve savaşçı yapısından oluşan belirli sayıdaki bir gücü Kürdistan içlerindeki çeşitli eyaletlere kaydırma biçiminde pratik ifadesini bulan bu planlamanın hayata geçmemesi, engellenmesi için Türk ordusu çok yönlü tedbirler almıştır. Alınan bütün tedbirlere rağmen, sözü edilen planlamanın Kürdistan özgürlük mücadelesi için birçok açıdan büyük önem taşıdığı ve özellikle de geleceğin kazanılması için önemli bir teminat ve güvencenin yaratılması anlamına geldiği gerçeğine dayanarak güçlerimiz, her türlü zorluğa göğüs germe temelinde önlerine konulan hedefe doğru özgürlük yürüyüşünü kararlı bir şekilde pratikleştirme sürecine sokmuşlardır. Büyük bir kararlılık, inanç ve cesaret olmadan böylesine zor koşullarla boğuşa boğuşa bu yürüyüşü gerçekleştirmek mümkün olamazdı. Öncelikle Önderliğimizin geliştirdiği demokratik çözüm, barış ve özgürlük hamlesinin başarıya ulaşması için meşru savunma stratejisinin doğru kavranılması ve ona tüm gücüyle inanma temelinde tereddütsüz bir katılımı gerçekleştiren komuta ve savaşçı yapısının kahramanlık ve cesaret esaslarına dayalı yürüyüşü sayesinde bu planlama pratiğe geçirilmiştir. Fakat bu planlamanın pratiğe geçirilmesi esnasında ülke sathında çok yönlü saldırılar gelişmiş, çok sayıda operasyon, pusulama vb. yönelim olmuş ve bütün bu yönelimlerde yaşanan çatışmalarda büyük kahramanlıklar yaratılarak çok değerli şahadetler yaşanmıştır. Bu şahadetlerin doğru anlaşılması, tüm yapımız ve halkımız açısından büyük bir önem taşımaktadır. Meşru savunma çizgisine doğru yaklaşılmadığı taktirde, bu şahadetlerin doğru anlaşılması da mümkün olmayacaktır. Her şeyden önce şunu vurgulamakta büyük yarar vardır ki; geri çekilme sürecinin yarattığı yılgınlık, aşınma ve bilinç muğlaklığını aşarak çok net bir düşünce sistemi, kafa yapısı, kararlılık ve güçlü bir inanca sahip olunmadan böyle bir yürüyüşe istek ve coşkuyla katılmak da söz konusu olamazdı. Bu yüzden özellikle 2003 özgürlük yürüyüşünü gerçekleştirecek arkadaşlar, sadece isteğini belirten değil, isteğini pratikleştirmek için ısrarla kendini dayatan arkadaşlar arasından seçilmiştir. Meşru savunma çizgisine tümüyle inanan, buna yüksek bir kararlılıkla sarılan, ülkenin en ücra köşelerinde, en zor koşullarda bunu pratikleştirmenin militanı olma iddiasını taşıyan ve bu temelde kendisini öneren, dayatan militanlar, meşru savunma çizgisinin yeni dönemdeki uygulama ve öncü güçleri olarak düzenlenmişlerdir. Bu temelde gerçekleşen 2003 özgürlük yürüyüşü büyük bir anlam ve önem kazanmıştır.
Birçok çevre, “Madem siyasal sürece geçiş yapılmışsa, bu gerilla hareketi niye? Özellikle Kuzey’de gerillanın bulunması ne anlam taşıyor?” gibi sorular temelinde yaklaşım göstermiş ve halen de göstermektedir. Aslında hem içimizde, hem de dışımızda bu tür yaklaşımlar söz konusudur. Bunun ana nedeni, Önderliğimizin geliştirdiği meşru savunma stratejisini yeterince anlamamaktır. Hareketimizin silahlı mücadele stratejisinden siyasal mücadele stratejisine doğru bir geçiş yaptığı bir gerçektir ve bunda herhangi bir kuşku söz konusu değildir. Artık mücadele stratejimiz silahlı mücadele stratejisi değil, siyasal mücadeledir ama bu, nasıl bir siyasal mücadeledir? Kendisine şiddetle yönelindiğinde, varlığı tümüyle hedeflendiğinde çözümsüz kalan, teslim olmakla karşı karşıya kalan bir siyasal mücadele değildir. Yeni mücadele stratejimiz, her olasılık ve her gelişme karşısında çözüm gücü olabilen bir stratejidir. Her türlü olasılığı hesaba katan onurlu insanın mücadele stratejisidir. Siyasal mücadeledir, ama meşru savunma çizgisine dayanan bir siyasal mücadeledir. Yani esas olarak siyasal mücadele yürütülecek, karşı güçlerin saldırıları karşısında imkanların elverdiği kadar, yasaların olduğu alanlarda anayasal-hukuksal savunma mücadelesi verilecek, kişinin onur ve haysiyetinin bu temelde korunması esas alınacaktır. Hukukun ve anayasanın yetmediği yerlerde ise kitlenin örgütlü gücü ile savunma gerçekleştirilerek hem varlık, hem de onur, haysiyet ve değerler korunacaktır. Bütün bunların yetmediği yerde ise teslim olma ve çözümsüz kalma değil, gelişen saldırılar karşısında demokratik kitlenin kendisini savunabilmesi için silah dahil her türlü yöntemle kendisini savunması esas alınacaktır. Bu koşullarda, bu tür yönelimlere maruz kalan bir halkın savunma mücadelesi yürütmesi meşru ve uluslararası yasalar tarafından kabul edilmiş bir haktır. Bir kişinin veya topluluğun haysiyetine, değerlerine, diline, kültürüne, insan olma gerçeğine yönelik saldırı geliştirildiğinde, buna karşı savunmaya geçmek, savunma direnişini örgütleyip yürütmek en kutsal bir görevdir. İşte bizim siyasal mücadele anlayışımızın dayandığı meşru savunma çizgisi budur. Kürt ulusal hareketi, şiddetle değil, siyasal mücadele yürüterek sonuç almayı esas almaktadır. Ancak özellikle de Kürdistan gibi inkar ve imhanın söz konusu olduğu, Önderliğimiz dahil bütün ulusal değerlerimizin tehdit ve tehlike altında olduğu bir yerde, bu tehlikeleri bertaraf etmek ve değerlerimizi korumak için kendimizi her bakımdan örgütlemeyi esas alan bir perspektifle örgütlenecek ve mücadele yürütülecektir.
İdeolojik, politik ve felsefi açıdan bu çerçevede yaklaştığımızda yeni dönem mücadelemizin stratejisi, yani mücadele stratejisinin en doğru tanımlanması, meşru savunma stratejisi biçiminde ifadesini bulmaktadır. Buna siyasal mücadele stratejisi demek de doğrudur ama böyle bir tanımlama eksik kalan bir tanımlama olacaktır. Daha doğru olanı, mücadele stratejimiz, meşru savunma çizgisine dayanan siyasal mücadele stratejisidir biçimindeki tanımlamadır. Diğer bir deyişle veya kısa tanımı meşru savunma stratejisidir. Meşru savunma stratejisi bir siyasal mücadeledir. Ama hukukun çiğnendiği, baskının gelişerek saldırıların imhaya dönüştüğü yerde de kendini savunma anlayışıdır. Bu çizgide teslim olmak, çözümsüz kalmak yoktur. Baskının, şiddetin geliştiği ve bunun imhaya dönüştüğü bir yerde hukuksal temelde insanın en vazgeçilmez hakkı olan, savunma hakkını geliştirme anlayışını ifade etmektedir. Yoksa gidip silahla bazı sorunları çözme ve bazı sonuçlar alma olarak anlaşılmamalıdır. Özgürlük mücadelesi siyasal-demokratik yöntemlerle mücadelesini yürütecek ve sonuca gitmeyi esas alacaktır. Ancak kendisine şiddetle yönelindiğinde de örgütlü güçleriyle bu şiddete karşı meşru savunmayı geliştirecektir. Bu biçimiyle gelişecek olan siyasal mücadele stratejisi, teslimiyete tüm kapıları kapatan bir çizgidir. Teslimiyete tüm kapıları kapatma veya direniş çizgisidir. Demokratik-ekolojik toplum ve onurlu, ilkeli insan duruşunu esas alan, hukuksal temele dayalı insani bir direniş çizgisidir. Mücadelemize karşı geliştirilen saldırılar karşısında, hukuksal temele dayalı bir biçimde kendimizi savunacak ve cevap vereceğiz. Değerlerimize yönelik gelişecek imha amaçlı saldırılar karşısında kendimizi savunmamız, evrensel hukukta da yeri olan meşru bir haktır. Bu yüzden siyasal mücadelemizin dayandığı bu çizgiye doğru yaklaşmak önemlidir. Birçok yoldaşımız halen bu konuda yanlış yaklaşımlar içerisinde olabilmektedir. Hele hele birçok merkezlerimizde bu eksende bir kadro bilinçlenmesi, yoğunlaşması yeterince geliştirilemediğinden, eksik bir kavrama durumu ortaya çıkmaktadır. Meşru savunma anlayışında yeterince bir kavrayış ve perspektifin gelişmemesinin ana nedeni budur. Yetersiz kavramanın kadrolar üzerinde yarattığı önemli etkiler vardır. Hareketimizin mücadele perspektifi, meşru savunma çizgisine dayanan bir siyasal mücadeledir. Onurlu, ilkeli bir mücadele anlayışıdır. Bu mücadele anlayışı, teslimiyetin, ihanetin dayatıldığı yerde kutsal direniş anlayışını taşıyan ve bu temelde bütün örgütsel yapılanmasını geliştiren bir kavrayış, bir perspektife sahiptir. Ulusal-demokratik mücadeleyi yürüten tüm kadroların bu perspektifler ışığında bilinçlenmemesi veya yetersiz bir perspektifle pratiğe yönelmesi, beraberinde tek yönlü yaklaşımları getirmekte ve bu da, mücadeleye birçok açıdan zarar vermektedir. Bu dönemde siyasal mücadele içerisinde bulunan arkadaşlarımızın siyasal mücadele perspektifimizi meşru savunma çizgisine dayalı bir biçimde kavramamaları, salt kitlelerin örgütlenmesi ve propagandanın geliştirilmesi olarak anlamaları sonucu, HPG örgütlenmesi ve gerillaya, onun yürüttüğü faaliyetlere çoğu yerde yeterince anlam verememe duruşu gelişebilmektedir. Bu arkadaşlarımız, bizzat yürüttükleri örgütsel faaliyetlerde de meşru savunma çizgisini öngörmediklerinden, bu durum aynı zamanda yetersiz bir örgütlenmenin geliştirilmesine de yol açmaktadır.
Bununla birlikte gerilla yapısı içerisindeki birçok arkadaşta ise; yeterince kavramama, “Biz eskiden çeşitli hatalardan dolayı yapamadığımızı, şimdi kendimizi daha güçlü eğiterek, donatarak daha iyi bir şekilde yapacak ve bu şekilde sonuca gideceğiz” gibi yanılgılı bir yaklaşımın gelişmesine yol açmaktadır. Bu, tek yönlü bir yaklaşımdır. Ne meşru savunma güçlerine yönelik, her şeyi ona atfedip mücadelenin tüm merkezinde meşru savunma güçlerini görme, ne de yürütülmekte olan siyasal mücadeleyi meşru savunma çizgisinden koparıp onu soyut bir biçimde kendi başına ele alma tutumu doğrudur. Salt meşru savunmanın örgütlü güçlerini ele alıp onu her şeyin merkezinde gören yaklaşım bir sapmaya yol açacağı gibi, bu tarz bir yaklaşım yeniden eskiye dönme, şiddete, zora dayalı bir mücadele anlayışına kayma tehlikesini de beraberinde getirmektedir. Bununla birlikte siyasal mücadeleyi yalın bir biçimde, salt kitlenin örgütlendirilmesi, bunun propagandası ve demokratik mücadelesi ile sınırlayan, bunun dışında herhangi bir yaklaşımı öngörmeyen tutum ise gelişebilecek zorluklar, özellikle karşıt güçlerin kapsamlı yönelimleri karşısında teslimiyet ve çözümsüzlükten başka yol bulamayan bir duruma düşecektir. Oysa bizim çizgimiz, direnişi de esas alan bir siyasal mücadele çizgisidir. Siyasal mücadele yürütülürken, onun esasında meşru savunma yaklaşımının yer alması, bu temel perspektifle mücadelenin geliştirilmesi gerekmektedir. Zaten bu tutum olmadığından, birçok kadromuz tutuklandığında gereken direnişi göstermemektedir. Çünkü onun düşünce dağarcığında her türlü duruma karşı kendini koruma, kendini savunma ve meşru savunma çizgisi anlayışı yeterince oturmamıştır. Dolayısıyla çözümsüzlüğe, çaresizliğe her zaman düşebilecek bir düşünce sistemine sahip olabilmektedir. Böyle bir düşünce sistemine sahip olan bir kişi, büyük bir saldırı karşısında ya gizlenip çözümsüzlük içinde kalacak ya da teslim olacaktır. Bu açıdan özgürlük mücadelesinin bütün kadrolarının siyasal mücadelenin neye dayandığını, meşru savunma stratejisinin ne anlama geldiğini anlamaları büyük bir önem taşımaktadır. Meşru savunmayı doğru anlamak, doğru yaklaşımı geliştirmek, hem gerilla cephesinden, hem de siyasal mücadele alanında faaliyet yürüten kadrolar cephesinden, ne sağ, ne de sol, doğru bir kavrayışla mücadele yürütmek ve bu temelde gelişecek olan örgütlenmelere yön, biçim ve ruh vermek bizi yenilmez bir güç haline getirecektir. Aksi durumda gelişebilecek olası farklı yönelimler karşısında çözümsüzlüğe düşen ya da tersi bir biçimde marjinalleşen gruplar olmaktan çıkılamayacaktır.
Meşru savunma çizgisini doğru anlamak, 2003 şehitlerini de doğru anlamak olacaktır. Aynı şekilde 2003 şehitlerini anlamak da, meşru savunma çizgisini anlamaktır. Meşru savunma çizgisi, hukuksal ve onurlu bir direniş çizgisidir. Demokratik mücadeleye tümüyle inanma, kendisini bütün yönleriyle ona katma ama saldırılar karşısında teslim olmayıp hukuksal temele dayalı bir meşru savunmayı geliştirme tutumudur. Hareketimizin baştan beri dayandığı gelenek ve duruş da bu çerçevede gelişmiştir. “Teslimiyet ihanete, direniş zafere götürür” sözü bu temelde tarihe mal edilmiştir. Apocu hareketin özünde demokrasiye, özgürlüğe, barışa ve insana inanma vardır. İnsanı yüceltme vardır. İnsanın değer yargılarına yüksek bir saygı vardır. İnsanın haysiyetiyle, onuruyla oynandığı yerde demokrasiden, insanlıktan ve özgürlükten bahsedilemez. Bu anlamda siyasal mücadele anlayışımızın özü, insan haysiyetine sahip çıkmayı öngören bir mücadele anlayışıdır. Bunun için de, buna meşru savunma anlayışı ya da meşru savunma stratejisi demekteyiz.
Bu temelde ister yurt içinde, ister yurt dışında nerede olursak olalım, tutumumuz, demokratik mücadele ekseninde sonuç almayı esas almak, hukuka dayanmak, hukuk dışılığa karşı çıkmak, bu temelde özgürlüğe ve adalete dayalı bir sistemi geliştirmektir. Sadece insanlar arasındaki bir eşitlik, özgürlük ve bu temelde tüm toplum kesimleri arasında eşitlik ile kadın-erkek eşitliğinin değil, aynı zamanda insanla doğa ve insanla diğer canlılar arasındaki uyumun da sağlandığı, demokratik-ekolojik özgürlüğün olduğu bir toplum eksenindeki paradigmaya dayalı olarak gelişen bir mücadelenin militanı, her koşul altında insanın değer yargılarını koruyan, ona bağlı olmayı bilen bir militan olmak zorundadır. Bunun için Şehit Erdal Yoldaş, Avrupa’dan gelir gelmez HPG’ye gelmek istemiş, bunu dayatmış ve onun fedai ruhunu taşımıştır. Çünkü meşru savunma çizgisini doğru kavrayan herhangi bir kadro, her koşul altında gerektiğinde siyasetçi, gerektiğinde de asker olmayı bilecektir. Bu nedenle değerli komutan Erdal Yoldaşımız, iki yılı aşkın bir zaman yurt dışında kalmış olmasına rağmen, HPG faaliyetlerine geldiğinde onun tarzı, temposu ve esprisinden hiçbir eksiklik göstermeden kendisini en kapsamlı bir biçimde HPG faaliyetlerine katabilmiştir. HPG II. Konferansı’nın Erdal yoldaşı meşru savunma çizgisinin öncü komutanı olarak kabul etmesi de bu gerçeğe dayanmaktadır. Hem bir asker, hem bir diplomat ve hem de bir siyasetçi olması, onun dönem militanı olma halkasını yakaladığını ve meşru savunma çizgisinin öncü bir komutanı ve kadrosu olduğunu göstermektedir. Bu nedenle bu değerli arkadaşımız böyle bir rolü, meşru savunma çizgisinin öncü komutanı olma onurunu hak eden bir yoldaşımız olarak tarihe geçmiştir. Eğer meşru savunma stratejisi çerçevesinde bir kavrayışa sahip olmasaydı, bu yoldaşımız gerektiğinde bir asker, gerektiğinde bir diplomat ve gerektiğinde de bir siyasetçi olma tutumunu geliştiremezdi. Bu noktada, Erdal arkadaşın meşru savunma stratejisi doğrultusundaki kavrayışı yeterli olmuş ve bu konuda büyük bir kararlılık ve cesaretli yürüyüşü her türlü çalışmada gösterebilmiştir.
Aynı şekilde Mahirlerin direnişi de vardır. Yüksek bir kararlılık ve fedai ruh olmasaydı, bu direnişin bu biçimde geliştirilmesi mümkün olamazdı. Dümdüz bir ovada, kurtuluşun imkan dahilinde olmadığı bir zeminde 26 saat boyunca direnebilen fedai komutan Mahir ve beraberindeki yoldaşların direnişinin, bu kadar fedaice ve yüksek kararlılıkla olmasının ana nedeni meşru savunma çizgisine sonuna kadar bağlı olmalarıdır. Yine Şevger ve Berxwedan yoldaşların grubu da çatışmaya girmiş, mevsim koşullarından ve araziyi tanımamadan dolayı hemen hemen kurtuluşun imkansız olduğu koşullarda dahi herhangi bir biçimde teslimiyeti değil, fedaice bir şahadeti tercih etmişlerdir.
Bu yüksek kararlılıkla Karadeniz’e açılan Hüseyin ve Munzur yoldaşların direnişi de bu temeldedir. Yüksek kararlılık, cesaret, keskinlik ve Apocu çizgiye sonuna kadar büyük bir inanç gücü olmasaydı, üç-dört ay içerisinde Kandil’den Ordu’ya kadar yürümenin ve son noktada fedaice çarpışarak şehit düşmenin kolay olmayacağı çok açık bir gerçektir. Nemrut yoldaşımız da baştan beri Özel Kuvvetler örgütlenmesinde yer alan bir fedai komutandı. Daha önce gittiği görevlerde başarılı olmuş ve talimat kendisine ulaşır ulaşmaz da derhal temel üs sahasına başarıyla dönmüş, kendisini Apocu çizgi ve onun fedai ruhuyla tümüyle donatmış bir yoldaşımızdı. Bütün bu kahraman ve öncü komuta güçleri, tek yönlü, belli bir şeye kendisini adapte etmiş yoldaşlar değildi. İdeolojide derinliği olan, siyaseti bilen, tecrübe sahibi, dönemi kavrayan ve dönemin gereklerince meşru savunma çizgisinde fedai tarzda bir yürüyüşe sahip olan, yeni dönemin büyük yaratıcıları ve komutanları olmayı başaran değerli Apocu militanlar olduklarını pratikleriyle ispatlamışlardır.
2003 yılı boyunca gerçekleşen bütün temaslarda, çatışmalarda direniş çizgisi esas alınmıştır. Oysa bilindiği gibi Türk devleti, Pişmanlık Yasası çıkarıp aileleri de devreye koyarak çeşitli özel savaş yöntemlerini uygulamıştır. Buna karşı meşru savunma çizgisinde örgütlü güçlerimizden ve Apocu hareketin tüm çalışanlarından hiç kimse teslim olmadığı gibi, kurtuluşu mümkün olmayan kuşatmalar altındaki bu değerli yoldaşlarımız da herhangi bir biçimde teslimiyeti değil, direnişi seçerek abideleşmişlerdir. Kahramanlıkları bu biçimde tarihe geçmiştir. 2003 direniş halkalarının en çarpıcı özelliği, hiç kimsenin teslim olmamasıdır. Kuşatıldığı ve artık kurtuluşun mümkün olmadığı yerde ise fedaileşerek yücelik mertebesine, şehadete ulaşmayı tercih etmeleridir. Bu husus, önemle dikkat çekilmesi gereken bir husustur.
2003 yılında 98 şehidimiz vardır. Bu şehitlerimizin 78’i Kuzey’de ve Türk ordusuyla ön cephede çatışarak şehit düşen yoldaşlardır. Diğer 20 şehidimiz ise, Güney sahalarında ve çeşitli afet, kaza vb. olaylarda şehit düşmüş arkadaşlar olmaktadır. Ama bütün bu yeni dönem şehitlerinin en önemli özelliği, tereddütsüz bir biçimde direniş çizgisinde tutum belirlemeleridir. Hem modern gerillanın profesyonelleşmiş düzeyine ulaşmayı pratikte girdikleri direniş süreciyle, ortaya çıkardıkları direniş dozajıyla göstermişlerdir ve hem de mücadeleye sonsuz bağlılıklarını fedaice direnip şahadete ulaşarak ortaya koymuş ve bu şekilde kahramanca şehit düşmüşlerdir. Bütün bu yoldaşların kişilik özelliklerini, meziyetlerini, halka, devrime ve değerlere bağlılık düzeylerini ve pratikteki yetenek ve becerilerini burada tek tek izah etmeyeceğiz. Bu başka bir çalışmanın konusu olacaktır. Ama burada kısaca şunu belirtmekte yarar vardır ki, bütün bu değerli şehitlerimizin her biri bir destan yaratmıştır ve her biri için izahat ancak bir romanla olabilecektir. Bütün bu şehitlerin her birinin bir roman konusu olabilecek düzeyde büyük ve destansı bir pratiği sergileyerek şehadete ulaşmaları tarihe geçmiş bir gerçektir. Bu şehitlerimiz, yeni dönemde Apocu ruhun meşru savunma çizgisindeki tezahürü olarak değerlendirilmelidir. Hakilerin, Mazlumların, Agitlerin takipçisi olma, onların takipçiliğini meşru savunma çizgisinde yüksek bir kararlılık ve ruhla pratikleştirmenin ifadesi olmuşlardır. Bazı kişilerin şurada burada yaşam arayışı içerisinde olduğu bir dönemde, Sema Yoldaş’ın (Fatma Sağlamgöz) ortaya koymuş olduğu eylem de Apocu ruhun Avrupa cephesinden yükselişi olmuş, çok anlamlı mesajlar vermiştir.
Bir bütün olarak 2003 yılı şehitleri şunu bir kez daha bize kavratmıştır; yeni koşullarda Apocu ruhun meşru savunma çizgisi temelinde fedaileşmesi daha da gelişmektedir. Demokratik-ekolojik toplum paradigmasına dayanan yeni mücadele perspektifi ekseninde halkların kardeşliği, birliğine dayalı olarak barış içerisinde birarada yaşama mücadelesi, Apocu ruhla donanarak ve fedai kişiliğiyle kaynaşarak zafere ulaşacaktır. Demokratik uygarlık mücadelesi, KONGRA-GEL şahsında kitleselleşerek demokrasi ve özgürlük çizgisinde büyük bir ruh, inanç ve kararlılıkla sonuca gitmeyi mutlaka başaracaktır. Her şeyden önce Apocu hareket bir ruh hareketidir ve nasıl bir ruh hareketi olduğunu 2003 yılı şehitleri pratikleriyle bir kez daha ispatlamışlardır. Apocu fedai ruh temelinde çağdaş, demokratik, uygar yöntemlerle mücadeleyi geliştirecek olan bu hareket, insanlık onurunu her zaman koruyan, yükselten ve çağdaş insanlığı yaratma mücadelesinde her türlü engeli aşan, engel tanımayan bir mücadele anlayışıyla sonuç almayı bilecektir.
Nasıl ki, ilk şehidimiz Haki Karer Yoldaşın şahadeti partileşmeye yol açmışsa, yine nasıl ki büyük komutan Agit Yoldaşın şahadeti ordulaşmaya yol açarak diriliş mücadelesinin zemini olmuşsa, meşru savunma dönemindeki bu değerli ve kahraman şehitlerimiz de, meşru savunma stratejisinde halkımızın siyasal ordulaşmasının, demokratik-ekolojik toplum ekseninde büyük bir siyasallaşmanın, örgütlenmenin ve meşru savunma ordusunun gelişmesinin zemini ve temel güç kaynağı olacaklardır. Bu anlamda Kuzey’e yürüyüş, mücadelemizin bu tarihi döneminde büyük bir anlam ifade etmektedir. Siyasal-demokratik mücadelenin zeminini koruma ve demokrasiyi geliştirme gücü olarak rantçı, çeteci, savaş çığırtkanlığını kendisine bir yaşam ve menfaat sağlama yolu olarak gören rejim içerisindeki oligarşik güçlerin planlarını boşa çıkaracaktır. Böylece Kürdistan ve Türkiye’de demokratik mücadelenin gelişmesinin teminatı olma bakımından Kuzey’e yürüyüşün ve Kuzey’deki meşru savunma temelindeki mevzilenmenin tarihsel bir önemi vardır. Hem Türkiye’deki demokrasi hareketinin gelişimi açısından, hem de başta Güney olmak üzere tüm Kürdistan’da Kürt sorununun demokratik çözümü açısından önemli bir mevzilenme düzeyini ifade etmektedir. Böylece yeniden mevzilenme ve demokratik mücadelenin teminatı ve motor gücü olma temelinde meşru savunma güçlerinin daha etkili bir rol oynaması imkan dahiline girmiştir.
Bu yeni dönemin büyük şehitleri, meşru savunma çizgisinin teminatı, güçlü inancı ve kararlılığı olmayı başarmışlardır. Bu şehitlerimizin göstermiş olduğu yolda, yeni çizgi temelindeki mücadelenin yolu da netleşmiştir. Demokratik örgütlenme ve demokrasi hareketinin ulusal-toplumsal boyutta gelişmesinin; özgürlüğün, barış ve kardeşlik çizgisinin, eşit ve özgür birlik çözümünün temeli güçlü bir biçimde atılmıştır. Her hareketin ve her yeni dönem planlamasının gelişmesi, güçlü bir inanca ve kararlılığa dayanmadan başarıya ulaşması mümkün değildir. Ancak güçlü bir inanç ve kararlılığa dayanan dönemsel planlamalar pratikte hayat bulabilecektir. 2003 yılı şehitlerinin mücadelemiz için yarattığı, meşru savunma çizgisinde büyük bir kararlılık duruşu olmuştur. Bu inanç ve kararlılığa dayanarak hareketimizin güç alması, bu temel üzerinde büyük bir büyümeyi yaşaması, mevzilenmeyi geliştirmesi ve böylece geleceği kesin kazanması artık imkan dahiline girmiştir. Bu değerli şehitlerimizin kararlılıkları, direnişleri, büyük fedakarlık ve fedai ruhlarıyla yarattıkları bu zemin üzerinde yürümek artık daha da kolaylaşmıştır. Bu zemine dayanarak bu değerli dönem şehitlerini yaşatmak, onların büyük bir inanç ve kararlılıkla yürüdükleri, gözünü kırpmadan uğruna şehadete ulaştıkları çizgiyi yaşama geçirmek boynumuzun borcu ve temel dönemsel görevimiz olarak önümüzde durmaktadır. Bu değerli şehitlerin bizlere verdikleri talimat, meşru savunma çizgisi temelinde Önderlik çizgisinin yılmaz bir savunucusu ve uygulayıcısı olmaktır. Bu şehitlerin anılarını yaşatmanın yolu da, meşru savunma stratejisinde en kapsamlı bir biçimde ve yüksek bir kararlılıkla örgütlenmek ve zaferi kazanmaktır. Halkımızın siyasal-demokratik mücadelesinin dayandığı meşru savunma çizgisini bu biçimde anlamak ve bu çizginin sağlam, dürüst ve kararlı bir uygulayıcısı olmakla şehitlerin anısını yaşatabilir ve onların yüce amaçlarına, kişiliklerine layık olabiliriz.
Bu şehitlerin yarattığı zemine dayanarak yeni dönem görevlerini omuzlamak her militanın en temel görevidir. Özellikle de 2004 yılının bir kader yılı olacağı gerçeğinden hareketle, 2004 yılının en büyük hazırlığı olan ve şehitlerin kanıyla ortaya çıkmış bu düzeyi temel dayanak yaparak bu yılın kazanılması için her türlü fedakarlığı pratikte sergilemek ve kahraman şehitlerin iyi birer izleyicisi olmak, böylece Başkan Apo’nun yeni dönem paradigmasının iyi bir militanı olmayı başarmakla şehitlere gereken karşılığı verebiliriz. 2003 yılı şehitlerinin bize verdiği mesaja doğru karşılık vermek ancak onların yarattığı zemin ve ruha dayanarak 2004 yılının kazanılması ile mümkün olacak ve böylece 2003 yılının kahraman şehitleri mücadelemizde yaşayarak tarihsel rollerini oynayacaklardır.
Bu temelde Önderliğimizin ve şehitlerimizin çizgisinde 2004 yılının bir kazanma yılına dönüşeceği inancıyla, şehitleri ölümsüzleştireceğimizin sözünü bir kez daha yenileyerek diyoruz ki,


ŞEHİT NAMIRIN !
ŞEHİT NAMIRIN !
 


HPG ANAKARARGAH KOMUTANLIĞI

 

Geri <<< | >>> İleri

 
HPG (Halk Savunma Güçleri) Resmi Sitesidir.
HPG-BİM tarafından yapılmıştır.
HPG Online © 2003 - 2006 Tüm hakları saklıdır.